Çarşamba, Aralık 23, 2009

Hırrrrrr!!!

Bilgisayar kullanmayı yeni öğrenen anneler gibiyim! Ekrana iyice yaklaşıp tüm dikkatimi topluyorum ve sırayla ikonlara basıyorum. Aradığımı bulamayınca kaşlarım alnımın ortasına yaklaşıyor; bulunca yüzüme bir gülme yerleşiyor! Resmen uğraş veriyorum.
Ah ulen Vista! Sen olmasaydın ben çoktan bitirmiştim şu işimi ya hadi neyse. Elbet seninle de yakında anlaşırız!!!
Hayat çok tuhaf gerçekten.
Dün gece de Özlem’in babasını kaybettik. Son 5 ayda 3 baba kaybettik. Hepsinin farklı hikayesi. Ölüm bu; ani de olsa, yavaş yavaş da olsa aynı. Acıları aynı…

Perşembe, Aralık 17, 2009

Tilki döndü dolaştı

Buymuş. Bu kadarmış. Gerçekten düşünmek, yaşamaktan daha fazla acı vermiş. İşe başladım, 2. haftayı devirmek üzereyim. Başa dönmüş gibiyim. Aynı masa, aynı bilgisayar, aynı kişiler ve işler. Kaldığım yerden devam ediyorum. Sadece aklımda hep minik bir adam var. Eve dönünce hayat farklı artık. Bambaşka, harika. Bunca yıl sonra anladım ki işe gitmenin en keyifli yanı “mis kokulu kuzucanın seni beklediği eve” dönmekmiş.

Cumartesi, Aralık 05, 2009

Hoşçakal!

Son 2 günüm...
sabahın köründe caddeye,
Mağazalara giren ilk müşteri olmaya, çalışanlarla geyik yapmaya,
Akşamüstü kek-pasta-limonataya,
dizimax'te abuk subuk saatlerde dizi izlemeye,
sadece istediğim saatte bilgisayar başında oturmaya,
eşofmanla yaşamaya, topuklu ayakkabıların yüzüne bile bakmamaya,
canım istedi diye markete gitmeye,
ve daha bir çok keyfime ama en çok oğlumla her saniyemi doya doya geçirmeye veda ediyorum.
Bu kadar zorlanacağımı asla tahmin etmezdim.
Demir'e her bakışımda için eziliyor. Sanki onu bırakıp gidiyormuşum gibi geliyor. Daha 4.5 ay oldu dünyaya geleli. Sanki her an yanında olmazsam birşeyler ters gidecekmiş; kimse ona benim kadar iyi bakamayacakmış gibi geliyor...
Off of...

Salı, Ekim 27, 2009

Kriz

İşe başlamama 5 hafta kaldı!
Minnoş oğlumu nasıl bırakacağım!?
Pofff!!!

Salı, Ekim 20, 2009

Ünsal Oskay

Üniversitedeyken hep çalıştım, derslere pek girmedim sınav tarihlerinde okula gittim. Bir de Ünsal Hocanın dersi olduğu günlerde. Onun dersine girmek büyük zevkti. Kocaman kitaplar vardı bize verdiği ama o derste kitapları değil hayatı anlatırdı. Sınavlarına kitap açık girerdik, soruyu sorar, bulabilirseniz kitaplarınızı kullanabilirsiniz derdi kendi dilinde (!). İletişimi dünyanın en keyifli bilimi olarak anlattı bize.
70 yaşındaymış, inanamadım...
Daha anlatacağı çok şey vardı bence bizlere, bizim işleri yapanlara. Onun bilgisinden faydalanması gereken daha çook öğrenci, çok televizyoncu, gazeteci vardı.
Allah rahmet eylesin...

Salı, Ekim 13, 2009

Oyuncakçı: Zekids

Kocaman oyuncak mağazaları çeşit açısından daha cazip olsa da dün tam da aradığım gibi bir oyuncakçı buldum Cadde'de. Zekids. Zeka geliştiren, yaratıcılık, hafıza vb konularda 0 aydan itibaren alınabilecek harika oyuncaklar var. İlkini aldık, diğerlerini de kafama yazdım. Her ziyarette bir tane alacağım galiba.
Kesinlikle tavsiye ederim: Şaşakınbakkal'da Zekids

Ben, ben değilim artık

Yani geçen sene bu zamanlardaki ben bensem; bu ben değilim bence.
Bu kadar kilo alıp vermek için en ufak çaba sarf etmeyen kişi ben olamam. Allah’ın her günü en sevdiğim mağazaların önünden geçen ve içeriye girip de bir kuruşluk bir şey almayan da ben olamam. Saatlerimi evde geçirmeme rağmen doğru düzgün bir film izlemeyen, bağıra çağıra müzik dinlemeyen de değilim. Her gün internette alakasız blogları okuyan ve bebek sitelerinde bilmediğim bir şeyler var mı diye gezinen de olmamalıyım. Ya da karınca misali taşıdığım kitapları üst üste koyup hangisinden başlasam acaba bahanesiyle haftalardır bir kitap okumayan…
Bebek insanın hayatını değiştirir tamam da huyunu suyunu da m değiştirir?

Pazar, Ekim 11, 2009

Önyargılarınızdan kurtulun!

http://vimeo.com/6921606
Tam da üzerine parmak basmışlar. Yine. Reklamdan etkilenip de zaman gazetesini okumaya başlayacak olan çok var mıdır bilmiyorum ama reklam kesinlikle çok başarılı, çok etkili ve vurucu. Yapanı da yaptıranı da tebrik ediyorum

Cuma, Eylül 18, 2009

video

Bunu istiyormuşum meğersem. Bağlı bahçeli bir yerlerde yaşamayı, oğlumu önüme katıp alışveriş yapmayı, oradan çıkıp sahilde takılmayı istiyormuşum. Bir de yazın bitmemesini...

Pazartesi, Eylül 07, 2009

Bakımsız tarzan

Başardımmm! Aylardır bakımsızlıktan kırılıyordum. Doğumdan sonra iyice felaket olmuştum. Geçen hafta en sonunda kuaföre gidebilmeyi, saatlerce orada kalabilmeyi, saçımı boyatmayı, kestirmeyi, ellerimi-ayaklarımı düzeltirmeyi başardım. 9 ayın acısı çıktı valla... Ohh!

Bir de kalan kilolarımı verebilsem...




Perşembe, Ağustos 27, 2009

MJ efsanesi

Ölümünde yazmamışım birşeyler, bari bu postu yazayım. Toprağını sevsin, ben pek severdim Michael Jakson'ı. Efsaneydi.
Şahane bir site yapmışlar...
a tribute to MJ: http://www.eternalmoonwalk.com/

Salı, Ağustos 18, 2009

Doğumu fotoğraflamak


Yeni adetler, yeni işler çıkıyor zaman içinde. Her türlü organizasyonda "yenilik" hedefi ortaya çıkarıyor tabi bunları. Klasik adetlerin dışında birşeyler katmak işin içine. Kimi çok gereksiz buluyor, kimi bayılıp hemen yapmaya çalışıyor.
Doğum fotoğrafçılığı da böyle birşey bence. Geçen yıllarda doğumhaneye kamera veriliyordu, bir hastabakıcı kaydediyordu. Sonra eşleri de içeri almaya başladılar, kayıt yapan bazen eşler oldu. Derken fotoğrafçılıkta bu dal doğdu, doğum fotoğrafları... İlk duyduğum andan beri çok hoşuma gitti benim bu fikir. Hayatta olabilecek en özel anlardan birini profesyonel birinin fotoğraflaması çok mantıklı bence. Hem o anın duygusallığı ile birşeyler atlanmadan fotoğraflanıyor herşey hem de çok daha güzel kareler çıkıyor ortaya.
Ben de araştırdım, soruşturdum ve enteresandır hiçbir yerden referans almamama rağmen Didem & Damla'da karar kıldım. Görüştük, anlaştık ve başardık! Damla geldi bizim doğuma. Çok doğru bir şeçim yapmışım. Herşey yolunda gitti ve ortaya çok güzel fotoğraflar çıktı. Kesinlikle hem doğumun fotoğraflanmasını hem de Didem&Damlayı tavsiye ederim...

Cuma, Ağustos 07, 2009

Anne olunca anladım

  • Bu lafın doğruluğunu
  • İnsan hayatının ikinci evresinin başladığını
  • Bu kadarcık, kısacık sürede bile o küçücük insana olan sevgiyi
  • O sevginin her geçen gün artabileceğini
  • O ağlarken ya da canı yanarken benimkinin daha çok yandığını
  • Gece uykusuzluğunun dayanılabilir olduğunu
  • Çiş – kaka temizlemenin bile mutluluk verebileceğini
  • Henüz bilinçsiz bile olsa gülümsemesi için dakikalarca yüzüne bakılabileceğini
  • Yüzünün, elinin, ayağının, her yerinin tüm detaylarını akılda tutulabileceğini
  • Bugüne kadar kokladığım tüm kokular içindeki en güzel kokunun o minik bedende olabileceğini...

Salı, Ağustos 04, 2009

Bebekli hayat

Sanırım bundan sonraki birkaç ay boyunca yazılarım hep bebekli hayat temalı olacak. Zira 14 gündür, hayatımda başka hiçbir şey yok. Gelen gidenlerle konuştuğum başka konu yok, TV’de tek kare haber görmüşlüğüm, gazeteden tek satır okumuşluğum yok. Bütün gün “yan gel Osman” yatıyorum sananlar büyük bir hata yaparlar, günde neredeyse ortalama 4 saat uyuyorum. Geri kalan zaman nasıl geçiyor ben de anlamıyorum. Üstelik şimdi annem sayesinde ne yemek, ne ev işi ne de herhangi başka bir şey yapıyorum… Şimdi merak ettiğim konu annem evine dönünce ne yapacağım?! Ben öyle oip gibi değil iki çocukla kek yapmak; bir bebeğin taleplerini anca karşılarım. Rita isyan eder, evi bok götürür, akşam yemekleri dışarıdan söylenir herhalde. Kısa süre sonra anlarız durumu!

Pazartesi, Temmuz 20, 2009

Aceleci bebek

Yüzüm, yüzdük sonuna geldik. Biraz erken gelmeye karar verdi aceleci bebek. İşte son 2 gün. Karnımdaki son iki günü. Sonra yanımızda olacak, inşallah. Hayat boyu.
İki gün sonra hayatımız değişecek, yaşantımız, muhtemelen biz de değişeceğiz. Küçücük biri. 36 haftanın her gününü onu merak ederek geçirdim. Artık öyle az kaldı ki. Heyecanlıyım demek doğru olmaz, 2 gün sonra eminim çok heyecanlı olacağım ama şu anda heyecanlı değilim, şaşkınım, daha çok merak içindeyim, bekliyorum, karmakarışığım yani...
Hesaplarıma göre son 4 haftada kendimi iyice hazırlayacaktım ama bebek çok aceleci çıktı. Kendimi hazırlamam için sadece max. 2 gün verdi bana. İşte şimdi bütün düşüncelerim çok daha hızlandı. Bunca haftadır okuduğum kitaplarda da sona gelememiştim bile! Bebeği nasıl tutmam gerektiği, nasıl yıkayacağımızı daha okuyamamıştım. Şimdi hızlı hızlı okumaya çalışıyorum herşeyi. Bebek şekerlerini hızlı hızlı hazırlıyoruz, arkadaşlarımıza haber vermeye çalışıyoruz. Neyseki annem yanımdaydı ama babam, ebıllar apar topar geldiler buraya. Hepimizde bir telaş, birbirimize çaktırmadığımız...
Herşeyin çok güzel olması için dua ediyorum, şimdilik beklemekten başka yapabildiğim tek şey bu...

Perşembe, Temmuz 16, 2009

İstemem, yan cebime!

Bütün ünlüler – ünlü olmak isteyen az ünlüler tatil yerlerinde ve aynı plajlardalar. Bütün magazin gazetecileri de doğal olarak oralarda. Yani alan memnun satan memnun. Peki neden bütün ünlüler sanki gazetecilerin oraları mekan tuttuğunu bilmezmiş gibi garip davranışlar içindeler? Çeşme-Bodrum dışında da pekala gidilebilecek şahane plajlar var. Hatta Çeşme-Bodrum’da gazetecilerin hiç ilgi göstermediği plajlar da var. Ünlü olmak ya da olmaya çalışmak zor iş valla. “mış gibi” yapmaktan yoruluyorlardır herhalde...
Hazır bu konuya girmişken; ana haber bültenlerinde her yıl hemen hemen aynısı verilen görüntüler de çok sıktı artık. Aynı plajlarda, aynı açılardan farklı bikinili insanları çekip, tatil yapan düz vatandaşlarla karşılaştırmak ve bunu hergün yayınlamak insanın içini kurutuyor olmalı; haber müdürleri aralarında toplanıp bu konuyla ilgili haberleri yayınlamama kararı alsa ya...Hazır toplanmışken “yaz diyeti, zayıflama yöntemleri” haberlerini de görüşseler. Yetti artık aynı haberler, aynı görüntüler...

Çarşamba, Temmuz 15, 2009

Tecrübe nedir?

Tecrübe başınıza gelen şeyler değildir, başınıza gelen şeyler karşısında ne yaptığınızdır.
Aldous Huxley

Pazartesi, Temmuz 06, 2009

Gidesim var

Şöyle uzaklara gidesim, yeni yerler göresim, adım adım gezesim var. Bununla birlikte beni tutan kocaman da bir göbeğim...
Durum beni derinden etkilemeye başladı galiba. Rüyalarımın yeni teması “gitmek”

Geçen hafta rüyamda harika bir motorum vardı, yakınlarda bir yere motorla gidiyorum. Rüzgar vuruyor yüzüme, nefis yollardan geçiyorum, hiç bilmediğim bir yerlerde geziniyorum..

Cumartesi gecesi rüyası ise daha harikaydı. Deniz’le New Mexico’ya gidiyormuşuz. Yoldaki maceralarımızı keyifle yaşadım, her detayını hala hatırlıyorum. Ha hayatımda hiç New Mexico ile ilgili hayal kurdum mu? Hayır. Kitap, dergi vs okudum mu? O da hayır. Ama çok güzeldi valla, tavsiye ederim... (Bu arada rüya öyle gerçek ki, Deniz’le Türkçe, diğerleriyle İngilizce konuşuyorum!!!)

Dün gece de yine yola düşmüşüz. Avrupa’da bir yer bu sefer. Hangi şehir olduğunu bilmiyorum. Havaalanındayız. Uçuş için raporlarımı falan istiyor memur bey. Sonra da diyor ki “biraz daha sabredemediniz mi? Bu halde gezmek zor olur, birkaç ay sonraya planlasaydınız ya!”
Adamın söyledikleri çok anlamsız geliyor. Bakışıyoruz boş boş. İşlemlerimiz yapılıyor ve gidiyoruz.

Ve son zamanlarda her sabah uyanınca ufak çaplı şok geçiriyorum. O kadar detaylı hatırlıyorum ki olan biteni, gerçek olmaması çok tuhaf!

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Yarışanlar, yarıştıranlar, yarışmak isteyenler

Kristal Elma’yı takip ediyorum ben de her sektör çalışanı gibi. Ama artık sıkıntı verdiğini de düşünüyorum olayın. Hiç mi değişik ajans alamaz bu ödülden? Küçük ajanslardan hep kıytırık işler mi çıkar, anlamadım ki! Ödülü verenlerin ajansları da alanların ajansları da her sene hemen hemen aynı. Bu durumda bu yarışma sektöre yönelik değil, büyük ajanslara yönelik olmuyor mu? Hatta böyle olması yarışmayı sıkıcı yapmıyor mu?