Hayatımın 12 senelelik kısmını Ankara’da geçirdim. Çocukluk yıllarım öyle güzeldi ki Ankara bende çok derin ve güzel izler bıraktı. İstanbul’a taşındığımız ilk senelerde durmaksızın gözyaşı dökerek 2-3 ayda bir Ankara’ya gelirken zaman geçtikçe ben İstanbul’a alıştım, İstanbul bana alıştı ve Ankara’yı ziyaret sayım çok çok azaldı. Düğün-cenaze vb olaylar ya da iş gezisi için Ankara’ya gelmeye başladım ve bu ziyaretlerde oldukça kısa süreli olmak durumunda…
İşte yine bir toplantı için Ankara’ya geldim. Ve bu sefer zamanın da uygun olması ve Ankara’nın göbeğinde bir otelde kalıyor olmam beni çook eski günlere götürdü. Akşam iş çıkışı saatinde Kızılay’daydım. Bir anda karşımda yıllar boyu en sevdiğim mağaza olan Bıdık’ı gördüm, yanında bugünlere gelmesinde annemin büyük katkısının bulunduğu Özen ayakkabı, biraz ileride And çarşısı, döneri ve limonatayı hayatıma sokan yer Sakarya, yıllarca İstanbul’dan daha taze balık bulunduğunu iddia ettiğim balık pazarı, nedendir bilinmez ama bende bol miktarda anısı olan kuyumcular çarşısı ve tabii Ankaralılar.
Hayat Ankara’da ve Ankaralılarla öyle farklı ki. Burada İstanbul’daki kadar renk yok. İstanbul’daki gibi vitrinden fırlamış insanlar pek yok. Erkekler metroseksüel; kızlar tek tip değil. Ankaralılar İstanbullular gibi yavaş yavaş yürüyerek ya da bağıra çağıra telefonla konuşarak da yürümüyor; acele acele gidecekleri yere gitmeye çalışıyorlar. Kızılay’ın en güzel yerindeki Starbucks’ta 18.30’da sıra yok. Yani burada her şey daha başka yaşanıyor.
İstanbulluların Ankara’yı kabullenememe sebepleri bence Ankara’da deniz olmaması değil işte bu saydıklarım. Bu düz yaşam İstanbullulara çok sıkıcı geliyor. Ama Ankara’da insanlık çok başkadır, arkadaşlık da. İşte bu sebeple Ankara’yı, Ankaralıları ve Ankaralı olmayı çok seviyorum…
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Kasım 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
