12 Ocak 2010

Saysana Sen de



Ne oldum dememeli. Kesinlikle. Bu sabah kalktığımda içimden şu şarkıyı söylüyordum:
Haydi say, haydi say, saysana sen de,
Sen de say benimle, başla bir ile
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Sekkizzz, dookuzz, onnnnn
Ne güzel de saydık, haydi bir dahaaa!!

6 Ocak 2010

Kuaförlerin anlaşması

Niye her kuaför diğer kuaförün yaptığı işi beceriksizce bulur? Aralarında böyle bir anlaşma mı var? Gelen saça “.ok” atma anlaşması. Fön çeken boyasını; boya yapan kesimini; kestiriyorsan saçının cinsini beğenmez! İllaki saçın çok hırpalanmıştır, küçük standa sattığı bakım kremlerinden kullanman gerekir. Bakım kremi almazsan bir dahaki gelişinde cilaya ihtiyacı vardır saçının. E saçın bu kadar olmuşken manikür de şarttır zaten. Manikür olurken pedikür de yapılır canım aynı zamanda.
Off be adam, yap saçımı da gideyim demek gelir hep içimden. Ama şuursuzca her eleştirisine cevap veririm kuaför amcaların. Neden ki?

31 Aralık 2009

2010

Her yıl yeni bir süs asmak gerekmiş ağaca.
Yeni süs; yeni umutlar, mutluluklar, sevgiler getirsin diye herhalde.
2009 en büyük, en yeni, en değişik, tarifi zor sevgiyi verdi bize.
2010’un da sağlık, mutluluk, şans ve bol para getirmesini diliyorum hem bize hem tüm sevdiklerimize…


29 Aralık 2009

Reklamcı ve domates



Reklamcıların en sevdiği sebze domatestir.
Nokta.

28 Aralık 2009

Kırmızı oje

Yıllarca direndim İlkim’e kırmızı oje konusunda. Çok gereksiz ve frapan gelirdi bana. Her gün söylenirdim ona, silsin o iğrenç ojeyi diye. O zamanlar o genç “sigortacı” idi ben acar “muhabir”. O kırmızı ojelerini sürer, boynuna bir fular bağlar, tıkır tıkır giderdi işe. Ben kotumun üzerine geçirdiğim kazakla. O “hanım/bey” derdi herkese, ben “abla/abi”… Tamamen zıt işlerimiz ve buna bağlı alışkanlıklarımız ve “kırmızı oje inatlaşmamız” vardı o zaman.
Çok yıllar geçti, çoook şey değişti.
Şimdi benim de ellerimde hep kırmızı ojeler…

Hey gidi günler...

23 Aralık 2009

Hırrrrrr!!!

Bilgisayar kullanmayı yeni öğrenen anneler gibiyim! Ekrana iyice yaklaşıp tüm dikkatimi topluyorum ve sırayla ikonlara basıyorum. Aradığımı bulamayınca kaşlarım alnımın ortasına yaklaşıyor; bulunca yüzüme bir gülme yerleşiyor! Resmen uğraş veriyorum.
Ah ulen Vista! Sen olmasaydın ben çoktan bitirmiştim şu işimi ya hadi neyse. Elbet seninle de yakında anlaşırız!!!

Ölüm

Hayat çok tuhaf gerçekten.
Dün gece de Özlem’in babasını kaybettik. Son 5 ayda 3 baba kaybettik. Hepsinin farklı hikayesi. Ölüm bu; ani de olsa, yavaş yavaş da olsa aynı. Acıları aynı…

17 Aralık 2009

Tilki döndü dolaştı

Buymuş. Bu kadarmış. Gerçekten düşünmek, yaşamaktan daha fazla acı vermiş. İşe başladım, 2. haftayı devirmek üzereyim. Başa dönmüş gibiyim. Aynı masa, aynı bilgisayar, aynı kişiler ve işler. Kaldığım yerden devam ediyorum. Sadece aklımda hep minik bir adam var. Eve dönünce hayat farklı artık. Bambaşka, harika. Bunca yıl sonra anladım ki işe gitmenin en keyifli yanı “mis kokulu kuzucanın seni beklediği eve” dönmekmiş.

5 Aralık 2009

Hoşçakal!

Son 2 günüm...
sabahın köründe caddeye,
Mağazalara giren ilk müşteri olmaya, çalışanlarla geyik yapmaya,
Akşamüstü kek-pasta-limonataya,
dizimax'te abuk subuk saatlerde dizi izlemeye,
sadece istediğim saatte bilgisayar başında oturmaya,
eşofmanla yaşamaya, topuklu ayakkabıların yüzüne bile bakmamaya,
canım istedi diye markete gitmeye,
ve daha bir çok keyfime ama en çok oğlumla her saniyemi doya doya geçirmeye veda ediyorum.
Bu kadar zorlanacağımı asla tahmin etmezdim.
Demir'e her bakışımda için eziliyor. Sanki onu bırakıp gidiyormuşum gibi geliyor. Daha 4.5 ay oldu dünyaya geleli. Sanki her an yanında olmazsam birşeyler ters gidecekmiş; kimse ona benim kadar iyi bakamayacakmış gibi geliyor...
Off of...

27 Ekim 2009

Kriz

İşe başlamama 5 hafta kaldı!
Minnoş oğlumu nasıl bırakacağım!?
Pofff!!!

20 Ekim 2009

Ünsal Oskay

Üniversitedeyken hep çalıştım, derslere pek girmedim sınav tarihlerinde okula gittim. Bir de Ünsal Hocanın dersi olduğu günlerde. Onun dersine girmek büyük zevkti. Kocaman kitaplar vardı bize verdiği ama o derste kitapları değil hayatı anlatırdı. Sınavlarına kitap açık girerdik, soruyu sorar, bulabilirseniz kitaplarınızı kullanabilirsiniz derdi kendi dilinde (!). İletişimi dünyanın en keyifli bilimi olarak anlattı bize.
70 yaşındaymış, inanamadım...
Daha anlatacağı çok şey vardı bence bizlere, bizim işleri yapanlara. Onun bilgisinden faydalanması gereken daha çook öğrenci, çok televizyoncu, gazeteci vardı.
Allah rahmet eylesin...

13 Ekim 2009

Oyuncakçı: Zekids

Kocaman oyuncak mağazaları çeşit açısından daha cazip olsa da dün tam da aradığım gibi bir oyuncakçı buldum Cadde'de. Zekids. Zeka geliştiren, yaratıcılık, hafıza vb konularda 0 aydan itibaren alınabilecek harika oyuncaklar var. İlkini aldık, diğerlerini de kafama yazdım. Her ziyarette bir tane alacağım galiba.
Kesinlikle tavsiye ederim: Şaşakınbakkal'da Zekids

Ben, ben değilim artık

Yani geçen sene bu zamanlardaki ben bensem; bu ben değilim bence.
Bu kadar kilo alıp vermek için en ufak çaba sarf etmeyen kişi ben olamam. Allah’ın her günü en sevdiğim mağazaların önünden geçen ve içeriye girip de bir kuruşluk bir şey almayan da ben olamam. Saatlerimi evde geçirmeme rağmen doğru düzgün bir film izlemeyen, bağıra çağıra müzik dinlemeyen de değilim. Her gün internette alakasız blogları okuyan ve bebek sitelerinde bilmediğim bir şeyler var mı diye gezinen de olmamalıyım. Ya da karınca misali taşıdığım kitapları üst üste koyup hangisinden başlasam acaba bahanesiyle haftalardır bir kitap okumayan…
Bebek insanın hayatını değiştirir tamam da huyunu suyunu da m değiştirir?

11 Ekim 2009

Önyargılarınızdan kurtulun!

http://vimeo.com/6921606
Tam da üzerine parmak basmışlar. Yine. Reklamdan etkilenip de zaman gazetesini okumaya başlayacak olan çok var mıdır bilmiyorum ama reklam kesinlikle çok başarılı, çok etkili ve vurucu. Yapanı da yaptıranı da tebrik ediyorum

18 Eylül 2009

Bunu istiyormuşum meğersem. Bağlı bahçeli bir yerlerde yaşamayı, oğlumu önüme katıp alışveriş yapmayı, oradan çıkıp sahilde takılmayı istiyormuşum. Bir de yazın bitmemesini...

7 Eylül 2009

Bakımsız tarzan

Başardımmm! Aylardır bakımsızlıktan kırılıyordum. Doğumdan sonra iyice felaket olmuştum. Geçen hafta en sonunda kuaföre gidebilmeyi, saatlerce orada kalabilmeyi, saçımı boyatmayı, kestirmeyi, ellerimi-ayaklarımı düzeltirmeyi başardım. 9 ayın acısı çıktı valla... Ohh!

Bir de kalan kilolarımı verebilsem...




27 Ağustos 2009

MJ efsanesi

Ölümünde yazmamışım birşeyler, bari bu postu yazayım. Toprağını sevsin, ben pek severdim Michael Jakson'ı. Efsaneydi.
Şahane bir site yapmışlar...
a tribute to MJ: http://www.eternalmoonwalk.com/

18 Ağustos 2009

Doğumu fotoğraflamak


Yeni adetler, yeni işler çıkıyor zaman içinde. Her türlü organizasyonda "yenilik" hedefi ortaya çıkarıyor tabi bunları. Klasik adetlerin dışında birşeyler katmak işin içine. Kimi çok gereksiz buluyor, kimi bayılıp hemen yapmaya çalışıyor.
Doğum fotoğrafçılığı da böyle birşey bence. Geçen yıllarda doğumhaneye kamera veriliyordu, bir hastabakıcı kaydediyordu. Sonra eşleri de içeri almaya başladılar, kayıt yapan bazen eşler oldu. Derken fotoğrafçılıkta bu dal doğdu, doğum fotoğrafları... İlk duyduğum andan beri çok hoşuma gitti benim bu fikir. Hayatta olabilecek en özel anlardan birini profesyonel birinin fotoğraflaması çok mantıklı bence. Hem o anın duygusallığı ile birşeyler atlanmadan fotoğraflanıyor herşey hem de çok daha güzel kareler çıkıyor ortaya.
Ben de araştırdım, soruşturdum ve enteresandır hiçbir yerden referans almamama rağmen Didem & Damla'da karar kıldım. Görüştük, anlaştık ve başardık! Damla geldi bizim doğuma. Çok doğru bir şeçim yapmışım. Herşey yolunda gitti ve ortaya çok güzel fotoğraflar çıktı. Kesinlikle hem doğumun fotoğraflanmasını hem de Didem&Damlayı tavsiye ederim...

7 Ağustos 2009

Anne olunca anladım

  • Bu lafın doğruluğunu
  • İnsan hayatının ikinci evresinin başladığını
  • Bu kadarcık, kısacık sürede bile o küçücük insana olan sevgiyi
  • O sevginin her geçen gün artabileceğini
  • O ağlarken ya da canı yanarken benimkinin daha çok yandığını
  • Gece uykusuzluğunun dayanılabilir olduğunu
  • Çiş – kaka temizlemenin bile mutluluk verebileceğini
  • Henüz bilinçsiz bile olsa gülümsemesi için dakikalarca yüzüne bakılabileceğini
  • Yüzünün, elinin, ayağının, her yerinin tüm detaylarını akılda tutulabileceğini
  • Bugüne kadar kokladığım tüm kokular içindeki en güzel kokunun o minik bedende olabileceğini...

4 Ağustos 2009

Bebekli hayat

Sanırım bundan sonraki birkaç ay boyunca yazılarım hep bebekli hayat temalı olacak. Zira 14 gündür, hayatımda başka hiçbir şey yok. Gelen gidenlerle konuştuğum başka konu yok, TV’de tek kare haber görmüşlüğüm, gazeteden tek satır okumuşluğum yok. Bütün gün “yan gel Osman” yatıyorum sananlar büyük bir hata yaparlar, günde neredeyse ortalama 4 saat uyuyorum. Geri kalan zaman nasıl geçiyor ben de anlamıyorum. Üstelik şimdi annem sayesinde ne yemek, ne ev işi ne de herhangi başka bir şey yapıyorum… Şimdi merak ettiğim konu annem evine dönünce ne yapacağım?! Ben öyle oip gibi değil iki çocukla kek yapmak; bir bebeğin taleplerini anca karşılarım. Rita isyan eder, evi bok götürür, akşam yemekleri dışarıdan söylenir herhalde. Kısa süre sonra anlarız durumu!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis