4 Ekim 2012

3 Ekim 2012

Özdemir Asaf'sız olmaz ki...

Yazan yazıyor arkadaş...
Adam yazmış.
Hep yazmış.
İki cümleyi yan yana koyduğunda bile; benim bir saatte anlatabileceğimden daha çok anlam yüklemiş.
Uzun zamandır okumuyordum şiir miir. Feysbukta gördüm Özdemir Asaf'ı. Geçmişe özlem midir nedir, okudum bir çırpıda sevdiğim bütün şiirlerini. Unutmuşum bir çoğunu...
Sende de kaydı olsun be blog.
Özdemir Asaf'sız olmaz ki...


Eskisi kadar özlemiyorum seni
Eskisi kadar özlemiyorum seni,
Ve ağlamıyorum olduk olmadık zamanlarda.
Adının geçtiği cümlelerde, gözlerim dolmuyor.
Yokluğunun takvimini tutmuyorum artık.
Biraz yorgunum.
...Biraz kırgın.
Biraz da kirletti sensizlik beni!
Nasıl iyi olunur henüz öğrenemedim ama
“İyiyimler” yamaladım dilime.
Tedirginim aslında, seni unutuyor olmak,
Hafızamı milyon kez zorlamama rağmen yüzünü hatırlayamamak korkutuyor beni.
Gel diye beklemiyorum artık,
Hatta istemiyorum gelmeni.
Nasıl olduğun konusunda ufacık bir merak yok içimde.
Arasıra geliyorsun aklıma, banane diyorum.
Benim derdim yeter bana banane!
Alıştım mı yokluğuna?
Vaz mı geçiyorum, varlığından?
Tedirginim aslında,
Ya başkasını seversem?
İnan o zaman seni hayatım boyunca affetmem.

Özdemir ASAF

11 Eylül 2012

2012 yaz sezonu kapanışı

Dün gece 21.30 itibarı ile sezon finali yaptık.
Belkide hayatımın en organize yazını geçirdim, 4 aya irili ufaklı 4 tatil sığdırdım. Hastalıkla başladık, -kendi rekorumu kırarak- kapkara bitirdik.
Ve blog kulağına küpe olsun diye işte 2012 yaz sezonu:
  • Kıştan çıkıp Haziran'da tatile gitmek delice motivasyon sağlıyor.
  • Sezonun bu kadar başında ve tek tatil planlamak çılgınlık; yazın geri kalanını "vah vah"lı geçirir insan. 
  • Güneye de gitsen Haziran Hazirandır kardeş. Akşamı serin, denizi soğuk.
  • Haziran ayında bronzlaşmak güzel de, beyazsan ay sonuna hiç tatile gitmemiş gibi oluyorsun.
  • Temmuz ayı en güzel tatil ayı. Seçilen yerin çok önemi yok, deniz ısınmış, hava sıcak, misss...
  • İzmir biçilmiş kaftan Temmuz'da (gerçi bana göre her ay İzmir güzel ya...)
  • Yaz ruhu insanın içine işlemeye başlıyor, güneye taşınıp, orada yaşama; internetten para kazanma hayalleri...
  • Temmuz insanları güzelleştiriyor bence, bronzlaşmak; stresin azalması; tatil modu, işyerinde bile hemen bitiyor günler...
  • Ağustos'ta biz Şile'deydik; yine güzeldi, akşamları serinlemeye başlasa da..
  • İyice yaz modunu benimseyen insanoğlu, rahat, gamsız, yiyelim, içelim, eğlenelim ruh hali...
  • Ve eylül başında son tatilde yine İzmir. Hep İzmir. Hayat mı başka orada ben mi başkayım? Refresh tuşuma basılmış gibi oldum şu 4 günlük sezon finalinde. Deniz güzel, rüzgar güzel, güneş güzel, ay güzel. Balık mevsimi geldi, ayrı güzel...
Bu 4 ay bana yine yetmedi her yıl olduğu gibi.
Yılın 8 ayı yaz, 4 ayı kış olsa ya! Bak yine tadı damağımda...

5 Eylül 2012

Durum analizi

Ya 35 yaş ya da yaşanmış yıl sayısı beni zorladı bu yıl. 30 yaş bunalımı olursun demişlerdi, olmamıştı; Demir'in 2 yaş bunalımı da bir yıl sonra tezahür etti zahir, buradan şunu çıkarabiliriz ki genlerimde bazı hislerin gecikmesi durumu söz konusu...

Ve aslında galiba daha salim kafayla düşündüğümde anlıyorum ki bunalım değil bu yaşadığım. Çok başka birşey. Farklı açıdan bakmaya, bakabilmeye başladım. Gördüklerim aslında biraz görmek istediklerimmiş aslında. Yaşadığım, yaşamak istediğim. Ve galiba zorlayıcı, dayatmacı olan benmişim, ne kötü.

İçimi dökmek istiyorum aslında ama bu bile zor geliyor bana son zamanlarda. Konuşmak susmaktan daha zor geliyor. Birşeyleri anlatmaya çalışmak, karşımdakinin doğru algılamasını beklemek yoruyor beni.
İşte değil; işte sonuna kadar uğraşabiliyorum. Ama iş saatleri dışında pes ettim galiba.
Düşünmemek, yaşamaktan çok daha rahat. Farkına varmaktansa arkamı dönmek...

Farkındalığım, algım değişti, yorumlarım, düşüncelerim, planlarım. Cepte değilmiş ki hayat. Yaşananlar da yaşanacakların kanıtı değilmiş. Aynı nehirde iki kez yıkanılmazmış, tecrübeyle sabit...

Son zamanlarda herkes bende birşeyler hissediyor. Kimi bu halimin bende "çok daha iyi durduğunu" düşünüyor, kimi birşey var, bir gariplik ama anlamıyorum diyor. Yani aslında beni tanıyan da yokmuş benim taıdığımı sandığımın olmadığı gibi...

Geçen bambaşka konuları konuşuyorken hiç farketmeden toplantının konusu haline dönen "tesadüf değildir aslında hiçbir yaşanan, olması gerekendir; şu anda olan da budur. Konunun burya gelmesi belki birşey ifade ediyordur" denen ve sonrasında hiç olmayacak bir şekilde beni etkisi altına alan konuşma da tesadüf değilmiş aslında. Sonrasında olanlar, öncekileri yargılatıyor artık bana. Yargı, önyargı...

Kurduğum şu cümleler birkaç yıl sonra ne ifade edecek bilmiyorum ve bu yazdıklarımı yine benden başka anlayan olacak mı, sanmıyorum blog. Ama yazdıkça üzerimdeki yük biraz daha hafifliyor. Işık görüyor muyum, hayır. Çözüm bulabiliyor muyum, hayır. Ama kendimle ilgili yeni şeyler keşfettiğimi görmek, belki bir anlamda geliştiğimi hissetmek, hoşuma gidiyor, enteresan.

Bir insanın hayalleri bile değişirmiş be blog. Yıllardır kurduğum hayaller artık öyle uzak ki. Ve yeni hayallerim öyle bulanık... Zaman kavramı değişmişti bende Demir doğduğunda. Onun büyüdüğünü neredeyse saatlere bağlı geliştiğini görmek farklılaştırmıştı zaman kavramımı. Ve işte yine değişti zaman. Hızı da değil bu sefer içerik değişti galiba Demir'le geçirdiğim zaman dışında. Anlayamıyorum.

İnsan enteresan, bu ruh halim ile kimse ilgilensin istemiyorum. Yorum yapılsın istemiyorum. Ama tutup bunları sana yazıyorum be blog. Dünyanın en kolay ulaşılabilecek yerine koyuyorum. Bunları yaşayan biri var mıdır, çıkacak mıyım işin içinden mi diye sorguluyorum herhelde içimde. Onu da bilmiyorum.

4 Eylül 2012

Zor

İnsanın inanmadığı şeylerle başa çıkmaya çalışması, kendine ters düşmesi ne zor.
Hani zor şeyler zevk verirmiş ya insana, yalan. Bana hiç zevk vermiyor bu zor şey.
Kendimle bile konuşmuyorum ya aslında, anlatmak istedikçe daha çok susuyorum, kaçmak istedikçe duruyorum ya. Çok zor...
Neyse ki en güzeli var elimde avunabildiğim, çok şükür... 

3 Eylül 2012

Boşuna...

Yazıyorum, çiziyorum ama gazeteleri gördükçe, şehitleri duydukça yazdıklarımın hiç bir anlamı kalmıyor ki...

28 Ağustos 2012

Dua

Dün gece Dem.ir'e dua etmeyi öğretiyordum.
Önce ben ettim, sağlık, mutluluk istedim. Sonra sıra ona geldi; ilk duası şuydu:
Allahım, yarın annem işten erken gelsin. Amin...

17 Ağustos 2012

Odunsan odunsundur

Nezaket, zerafet, kibarlık gibi incelik gerektiren düşünce/yaşama biçimi içten gelen bir hareket bence. Yani bir insan sinir stres oranına bağlı olarak nezaketini kaybediyorsa odun gibi davranma becerisine sahipse bence o zat zaten özünde bir odun. Hep odun olarak yaşamayı bir şekilde engelleyebilmiş ama çeşitli durumlar karşısında deliklerinden odunlukları fışkırmaya başlıyor işte.
Odunsal bir telefona maruz kaldım az önce.
Odun, odun gibi davranınca sorun yok. O zaten odun...
Ama ara sıra na-odun, ara sıra odun olmaz be güzelim...
Şu odunların alnının ortasına, aynı odunlara çakıldığı gibi bir künye çakılsa mesela ve tercihe kalsa bu durum ilişki kurmak anlamında. Ne iyi olurdu ya....

İtiraf: Ofiste mail boxa gelen mailler köşedeki kutucukta görünüyor ya, 2 sözcükten oluşuyorsa ve odunsal bir tutumla yazılmışsa o maili mümkün olduğu kadar uzun süre açmıyorum mesela.

10 Ağustos 2012

Ne zormuş meğer karar vermek

Demir'i İzmir'e gönderiyoruz, tatil için. Yanında 10 kişi var neredeyse ama elbetteki ben hala verdiğim kararı sorgulama halindeyim. Tam 6 gece 7 gün kalacak orada. Bensiz ve babasız. Daha önce de iş için gittiğimde ayrı kaldığımız olmuştu elbette ama o zaman kendi evindeydi ve mecburi idi. Bu seferki keyfi...
Şimdi benim psikolojik desteğe ihtiyacım var. 3 yaşında çocuk gönderilir mi? Gönderilirse dayanabilir mi? Gerek var mıdır gitmesine? Yaptık bi numara, henüz yola çıkmadan vazgeçmek mi lazımdır acaba? Yoksa 3 yaşında da olsa özgürlüğün tadını almalı mıdır yavaş yavaş? Anne de ondan keyfi olarak ayrılmayı tercih ettiği  birkaç gün geçirebilecek midir? Yoksa kendi kendini strese mi sokacaktır?
İmdat, help, SOS!

7 Ağustos 2012

Sen nerdesin, ben nerede?

Biz daha en temel sorunlarımıza çözüm bulamazken, hatta aramaya başlamamışken adamlar Mars'a 2. aracı indiriyorlar. Hem de araca öyle programlar yüklüyorlar ki araç marsın yüzeyine kendi kendine inebiliyor. Şimdi orada yaşam var mı araştıracak.

Bizim "medya" ne kadar ilgi gösterdi olaya, web sitelerinde küçük karelerdeki haberlerden biri, yanında bilmemkimin tatil önerileri var. Biz de hala selülitler ya da yanyana görüntülenenler Mars'tan daha ilgi çekici. Kıymeti o kücücük kare kadar yani. Her habere onlarca yorum yazan okuyucular bu habere 3 yorum yazabilmiş...
'Curiosity'nin gönderdiği ilk fotoğrafmış bu. Kimbilir daha ne bilgiler gelecek... Merakla takip ediyorum.

Biz de memleketçe bu arada eğitim sistemine karar vermeye çalışalım. Adamlar Mars'a 2. aracı gönderecekleri kadar gelişmiş beyinler çıkarsınlar ortaya, biz de kredili sistem, SBS, 5,5 yaşında okula gidecek minikler, üniversite sınavı kaç basamaklı olsun gibi çözülmesi zor sorularla uğraşalım...

Kanaatim şudur ki Mars'a gönderilen uzay aracına yüklenen programların 100'de biri bize yüklense hayatımız değişir...



1 Ağustos 2012

Ben varım



Sevdim ben bu adamı. Kitaplarını okumaktan da çok keyif almıştım, TV programı da formatıyla çok hoşuma gitmişti. Şimdi albümünü aldım ve kesinlikle doğru seçim yapmışım diyorum. Yumuşacık bir albüm, harika seçimler. Çok daha iyilerini dinliyoruz elbette ama saksafonu da güzel çalmış kerata!
Dün akşam eve giderken yine dinledim özellikle de “Ben Varım”ı. Bu sefer en sevdiğim modda, o kadar açtım ki sesini, bağıra bağıra söylememe rağmen kendi sesimi duyamadım bile; konserdeymişcesine.


Ayrılmam istersen hiç yanından
Çağırsan gelirim çok uzaklardan
Eskiden korkardım yalnızlıktan
Korkmam artık sen varsın

19 Temmuz 2012

Tatil gelmiş, hoşgelmiş..

Biz gidiyoruz.Yani tatile. Demir'le ben. Yazlığa. Oh...
Doğayla hayal ettiğim kadar değil belki ama denizle sıkı fıkı olacağız. Demir günlerdir bahçeden toplayacağı domatesin, biberin hayalini kuruyor.

Hamakta uyuklamaya, terasta güneşlenmeye, sabah kahvaltı yapmaya, çimenlerde yalınayak gezmeye, huzuru bulmaya gidiyorum ben.
Alaçatıdan incik boncuk, sığacık pazarından "organik" almaya, teos'ta keyif yapmaya gidiyorum.

İşi düşünmeden, dert tasa edinmeden 10 gün geçirmeye gidiyorum.

İçime mutluluk dolsun, enerjim geri gelsin istiyorum.
Demir'le dipdibe olmak istiyorum.
Bu tatilden beklentim büyük blog.
Hadi tatil, başarabilirsin, biliyorum...

5 Temmuz 2012

Güneşle uyanmak

Doğayla içiçe yaşayan, hatta yaşamını bu yoldan sürdüren biri dün dedi ki:
"Doğada yaşamaya başlayınca ona uyum sağlamayı öğreniyorsun. Güneşle batınca yatıp, güneş doğarken kalkmam bu yüzden; doğada yaşayan diğer canlılar gibi..."
Ne güzel bir gözlem. Doğada yaşamak bana hep çok uzakken neden son zamanlarda doğanın, doğalın bana bu kadar cazip gelmesi enteresan...
Demir'i alıp uzun bir tatile gitmeyi hayal ederken bile bir küçük oteli değil, doğayı hayal ediyorum. Güneşle uyanıp, batınca uyumayı...

22 Haziran 2012

Güzel kız

Konuşurken, güneşte, ışıkta kısaca her bahaneyle alnımı buruşturur, gözümü kısarım.
Ve Demir'den aldım ilk uyarımı, hala gülüyorum...

"Alnını buruşturma güzel kız..."

20 Haziran 2012

Domino

İnsan hayatında dönüm noktaları olduğuna inanırım ben. Herşeyin üstüste gelmesi de o yüzden bence. Yani bir domino taşı düşüyor ve diğerleri de peşi sıra geliyor..
Yıllardır konuşmadığım bir arkadaşım çıktı karşıma dün. Kurduğu 5. cümleydi herhalde herşeyin üstüste geldiği, boşanmış, ailesiyle ilgili problemler, işten ayrılmış ve dahası... Dönüm noktasıymış bence boşanması, sonrası da ona bağlı gelişmiş, hayatıyla ilgili ardarda radikal kararlar vermiş.
Bir kere olmuyor ama bu dönüm noktaları, bariz olanları demiyorum, ünversiteden mezuniyet gibi. Planlamadan olanlar bahsettiklerim. Fitilin ucunu tutuşturanlar yani. Sen fitili hazırlamışsın aslında ama farkında değilsin. Küçük bir olay oluyor, fitil yanmaya başlıyor ve hepsi o andan sonra üstüste geliyor..
Bu postu okuyan eş dost merak etmeyin. Ateşlenmiş bir fitil falan yok hayatımda -en azından benim bildiğim-

13 Haziran 2012

Yarısı Yalan Olan Tatil Bile Candır

Tatil candır arkadaş.
Ailece 3 günü yataklarda geçirsek, kollara serum, popoya iğne yaptırsak, kilo verip gelsek de candır tatil.
Yenilendim, tazelendim, burnum koku almaya, hayat bir güzel görünmeye başladı gözüme. Tenim kendine geldi, keyfim de yerine.
Oh be. Bir yıl bunun için çalışıyoruz sloganına katılıyorum.
Bu Demir'le 3. tatilimizdi ve en zoruydu. Hastalıkla başladı, biz 2 günde iyileştik, Demir tatilin son günü toplarlandı. Ne yediğimizi anladık, ne yüzdüğümüzü ama yine de güzeldi be. Yazınca yine gidesim geldi...

Şimdi tatilden notlar:
  • Çocuk küçükse tatil köyüne ya da yazlığa gidile.
  • Birkaç aile birlikte gidildiyse büyükler için paten, kaykay, bisiklet vs. almak gerek. Pire gibi koşan çocuklara yetişmenin tek yolu...
  • Zahmet edip de kendine kıyafet koymamalı bavula, iki şort iki tshirtle geçiyor pekala tatil. Mühim olan küçük insan için yanına alabildiğin maksimum eşya ile yola çıkmak! Hele hasta olan çocuğun kirletebilme kapasitesi akıllara zarar!
  • Çocuk tatilde yemez! Buna rağmen enerjisi hiç azalmaz! Korkma...
  • Anne fotoğraf çekmezse kimse çekmez! Dımdızlak gelirsin öyle tatilden. Tak makineni boynuna çek bolca.
  • 50 faktörle korursan çocuğu tüm gün süt gibi getirirsin geriye. Ara sıra güneşi değdirmeli tenine...
  • İnsanlar yatak döşek yatarken otel odası insanın üstüne üstüne gelebilir, az daha para bayılıp "upgrade" odada kalmak faydalı.
  • Haziran başında gidilen tatil motivasyonu artırır tabii ama yaz 3 ay be kardeşim, bu tatil beni kesmez.

22 Mayıs 2012

Haftasonundan birikenler

Uzun sessizliğimi haftasonu "coşmama" sebep olan konuyla bozuyorum bu sabah...
Neden bir insan evladı, kız çocuğunun yaşıtları gibi koşup oynamasından, zıp zıp zıplamasından zevk almak yerine, küçücük ayaklarına giydirdiği topuklu ayakkabıyla gezdirmekten zevk alır ki?
Hadi salak firmaların bazıları küçücük ayak için topuklu ayakkabı üretiyor, bunu alan zihniyete ne denir ki?
Zaten ilerleyen yaşlarda o topuklar üzerinde olmadık cambazlıklar yapması gerekmeyecek mi o kız çocuğunun. Zaten boyu uzun, bacakları düzgün olsun diye insan anatomisine aykırı bir vaziyette  ayak topuğuna basmak yerine parmak uçlarında yükselerek bir topuğa binmeyecek mi? Nedir aceleniz?
Kız çocuğum yok, büyük de konuşmak istemem. Ama aklım/mantığım bana hiçbir koşulda bu zavallı çocuğa topuklu ayakkabı giydirmeyi açıklayamıyor.
Haftasonu Trump tower'da mickey gösterisi öncesi çocuk alanında onlarca çocuk koşturuyordu. Bunlardan biri de koşmaya çalışan topuklu ayakkabılı bir kız çocuğu. Ha düştü ha düşecek, ay ayağına başka çocuk basacak, bileği burkulacak, incecik zaten diye kızı takip etmekten Demir'i izleyemedim resmen. Ben o "hayret eden" insan pozisyonundayken annesi acaba "aslan kızım bak yaşıtlarından uzun oldun. Böyle topuklar üzerinde sekmeyi becerirsen seni 18 yaşında miss word yaparım" diye mi geçiriyordu acaba?

Bu arada yine aynı gün beni yine "hayrete düşüren" bir olayı daha anlatmadan geçmem blog!
Demir'in haftasonu "karakter değişimi" yaşaması, hayatında hiç olmadığı kadar asabi, tutturucu, çığlıkçı, inatçı olması bizi zaten stres altında tutuyordu. Su almak üzere gittik yöneldik büfeci abiye... O sırada bir anneanne ya da babanne insan da 3 torununa dondurma alıyordu ve Demir gördü! İkna gücümüz "yok"tu! Demir çığlık çığlığaydı. Ve kadın torunlarına dondurmayı uzatırken Demir'in tam elinin hizasına gelecek şekilde tuttu. Demir de üzerine alınıp dondurmayı alma hamlesinde bulundu ki kadın var gücüyle dondurmayı çekip, nefretle Demir'e baktı. Kadın aslanın ağzından kanlı eti kapma edasıyla "yavru ceylanına" uzattı. Ben de enteresan ruh halimin verdiği cesaretle kadına birkaç "güzel" cümle kurdum. Neyse ki duymadı(?) ve gitti... Benim anlamadığım şu, bu kadın insanı eminin gittiği günlerde "çocuk/torun sevgisi" konusunda mangalda kül bırakmıyor, sevgi dolu bir insan olduğunu gururla açıklıyordur. Bu gibi durumlarda şu "click" filmi gibi olsun istiyorum, geriye alalım, pozisyonu tekrar izleyelim, gözlerindeki nefreti görelim ve kaldığımız ana geri dönelim...


11 Mayıs 2012

Sizin havanız güzel olsun...

Yazmak istiyorum aslında, birçok konu/yorum var aklımda.
Ama ruh halim biraz havalara benziyor buaralar. Bir gün neşeli, kahkahalı ertesi gün sinirden tepinen bir moddayım.
Bu "aşırı çalışma" hali bana bile iyi gelmedi galiba. Şu tatil zamanı gelse de gitsek bir an önce...
Tatile gitmeden alsam ya şu Canon'u. Bu yıl kendime hediyem olsun...

17 Nisan 2012

Diş perisi bana da gelsene

Yaşım 35 olabilir. Bu bana diş perisinin gelmesine engel midir?
Ağzımdaki son süt dişim de beni Cumartesi gecesi terketti. Oysa ben seviyordum onu.
Birdenbire ne oldu bilmem, sallandı, tuttum ve gitti.
Şimdi çağırsam israr etsem gelir mi şu diş perisi? Yaştan dolayı baştan mı kaybettim yoksa?
Hadi be diş perisi, birkaç konu var seninle görüşmek istediğim...


http://zakkalife.blogspot.com/2009/08/tooth-fairy-pillow.html

16 Nisan 2012

Sosyal Medya Dediğin...



kim yazdıysa bravo valla!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis