Dün bir kişilik testi yaptım. Doğru yönleri vardı kabul ediyorum ama kendimle hiç özdeşleştiremediklerim de çıktı. Başta “yok canıııım, ne alakası var” desem de ara ara aklıma takılıyor. Öyle miyim ben gerçekten?
Bu yılbaşını Demir’den ayrı geçireceğiz. O babannesinde kalacak ve muhtemelen saat 12’de arka tarafında pireler uçuşuyor olacak. Ama içim nedense bir tuhaf; sanki onu özel bir gecede yalnız brakacakmışım gibi... Yahu ben böyle olmayacaktım hani, neden böyle oldu?
Hergün aklıma yeni işkolları geliyor. Aklımda “acaba öyle bir yer açsam mı? Acaba şu işi yapan var mıdır?” soruları takılı. E ben işimden gücümden memnunum, nedir bu? Bir de bilinçaltı testi mi yapmak lazım ki?
31 Aralık 2010
28 Aralık 2010
Rileks beybi!
İşimin en keyifli anı ne biliyor musun blog? Organizasyonun ertesi günü. Gelip bilgisayarımı açıp, yavaş yavaş güne başlama zamanı. Sırtıma diğer yükler binmeden önceki son rahat saatlerim...
Bugün bir oh diyeyim; yarın yine koşarım!
24 Aralık 2010
Muhasebe
Her yılın arkasından bakakalırım ben, bu kadar çabuk mu geçer koca yıl diye! Aslında çok faal bir yıldı benim için, sosyal hayatıma bakmazsam elbette.
“Mutlaka yaparım”lar, “bu sene değişeceğim”ler, yine olmadı...
“Rejim yaparım, spora giderim, bakımlı olurum”lara değinmiyorum bile.
“Çocukla da gezilir, gerekirse evde bırakılır, hayat devam eder”leri hoop dedim yuttum.
“Evde değişiklik yaparım, yemekler düzenlerim eşe dosta”lara hiiç girmeyelim.
“Dernekte gönüllü olmalıyım, birilerinin elinden tutmalıyım”lar bile boşa gitti...
Ama bu yılı 3 kişiydik ya, işte oydu bu yılı diğerlerinden çok farklı kategoriye sokan... Demir’le 2010’un tadını çıkardım. İlk diş, ilk adım, yürüme, ilk kelime, ilk tatil, ilk öpücük, ilk hastalık ve daha bir çook “ilk” sığdırdı o 2010’a.
Ve 20 yıllık özlem bitti bu yıl, yüzlerce kilometreden bir kaç sokak öteye geldi annemler.
5,5 yıllık geçmişi terkettim; iş değiştirdim, aslında biliyorum ki çok iyi yaptım ama bazen de hata gibi hissediyorum. Hala emin değilim, 2011’e sarkar bunun değerlendirilmesi...
Gelelim 2011’e.
Yine aynılarını yazıyorum listeye 2011 için;
İlk satıra Demir geliyor tabii, o ve onunla ilgili herşey 2011’de de 1 numara.
Sonra ikinci sıraya düşen babası...
Huyumu değiştireceğim; işi eve getirmeden bir yaşam, her şeyi dert edinmeyen bir insan, stressiz hayat; evettt!
Spor, rejim, bakım, göbeğe veda; mutlaka. (İki önemli düğün var, bu maddeyi ciddiye almalıyım!)
Bu yıl eve de vakit ayırmalı, en azından iki yıldır duvarda asılı resimleri çerçeveletsem 2011’de? (küçük hedeflerle başlamalı olaya)
Ev halkına daha iyi bakmalı, daha güzel yemekler, temiz pak ev...
Sinema, tiyatro, konserler geri gelmeli yaşamımıza...
2-3 günlük gezileri de bulundursam listede fena olmaz aslında!
Bir de kursa gitsem, vakit ayırmalı kendime azıcık... fotoğraf kursu mesela?!
Hatta listeye daha tutarlı bir blogger olmayı da eklemeliyim, daha sık yazmalı...
22 Kasım 2010
Bir yaş daha büyüdüm, oh olsun
İnsanlar doğumgünlerinde izinli sayılsın. Kafa izni. Böylece;
• Kahvaltısını evde yapsın, kahvesini bomboş cafelerde gazete okuyarak içsin.• Arayanlarla keyifli keyifli, uzun uzadıya konuşsun.
• Öğle yemeğini kendine hediye almak için gittiği alışveriş merkezinde yavaş yavaş yesin.
• Hediyesine sevine sevine eve dönsün, çoluğu çocuğuyla oyun oynasın, yesin bitirsin.
• O uyuyunca tatlı yemek için yine boş cafelere gitsin; arkadaşıyla buluşup iki lafın belini kırsın.
• Arkadaşı ona minik bir hediye versin.
• Sevine sevine eve gitsin.
• Akşam yemeği için güzeel bir yemek onu beklesin.
• Çoluk çombalak uyuyunca da kocasıyla bir yere gidip birşeyler içsin. E arkadaşları da gelsin, gece uzasın.
Bir fikrim daha oldu. Doğumgününden bir sonraki gün de insanlar izinli sayılsın.
27 Ekim 2010
Markadan soğutan durumlar
Baştan beri çözemediğim reklam stratejilerinde gittikçe daha ilginç adımlar atmaya başladılar. Neden bu kadar itici işler yapıyorlar? Reklamın iyisi-kötüsü durumu mu var acaba?
Mağazaya adım atmaya korkuyorum karşıma parmağını sallaya sallaya “yaıvrıııımm” diye bağıran bir adam çıkar diye!
21 Ekim 2010
Dilini eşek arısı soksun!
2010 yılının sonundayız.
Yıllardır bilgisayar ve internet kullanıyoruz.
Allah aşkına e-mail adresi verirken “Türkçe karakter yok ve hepsi küçük harfli” deme insanoğlu!
20 Ekim 2010
Fikrim Geldi
Bana bir kıpırtı geldi bu aralar. Bir haller oldu. Girişimci ruhum coştu.
Yoğun olunca mı böyle oluyorum, evi özleyince mi bilmiyorum.
Ama gözüm döndü valla, aklımda çılgın fikirler var.
Geçen hafta bir arkadaşımdan aldığım kıvılcımla coştum, araştırma içindeyim(z). Açıklama yapamam, ısrar etmeyin!
Yetmedi, hergün uğrayıp kahvaltımı aldığım pastanenin sahibine “ortaklık” teklif ettim!
Yeni iş yaratasım, şirket kurasım geldi.
Eylemlerimin devam etmesinden korkuyorum.
Biri bana “dur!” desin.
Yoğun olunca mı böyle oluyorum, evi özleyince mi bilmiyorum.
Ama gözüm döndü valla, aklımda çılgın fikirler var.
Geçen hafta bir arkadaşımdan aldığım kıvılcımla coştum, araştırma içindeyim(z). Açıklama yapamam, ısrar etmeyin!
Yetmedi, hergün uğrayıp kahvaltımı aldığım pastanenin sahibine “ortaklık” teklif ettim!
Yeni iş yaratasım, şirket kurasım geldi.
Eylemlerimin devam etmesinden korkuyorum.
Biri bana “dur!” desin.
19 Ekim 2010
Bir bakış bir bakışa...
Yeni trendi açıklıyorum: GÖZ

İlan mı hazırlaman gerek, bul bir göz.
İrisini, retinasını, kirpiğini neyini bulursan kullan...

İlan mı hazırlaman gerek, bul bir göz.
İrisini, retinasını, kirpiğini neyini bulursan kullan...

Labels:
reklam
30 Eylül 2010
İstemiyormuşum ki...
Evet, evet. Sağol arkadaşım. Meğer duymak istediğim buymuş. İki gündür kendimi yemekten bu cümle sayesinde vazgeçtim. Niye patron olmak istemediğimi anladım. Şimdi daha neşeli çalışıyorum. Oh, bak yine rahatladım...
24 Eylül 2010
Yazdım, rahatladım
Bugün hırsımın tükendiği gün.
Canımın ev kadını olmak istediği gün. Demir’le oturup bir saat umarsızca tren oynanamak istediğim gün. Uğraştığım problemin çerçeveye yerleştireceğim fotoğrafa karar verememek olmasını istiyorum bugün. Akşam yemeğe ne pişirsem diye düşünmek istediğim, yemekten sonra yürüyüşe çıkmak istediğim gün. Çay saatinde nilly’le geyik yapmak istediğim, Demir’e sahilde kuşları göstermek istediğim gün. Kuaföre gidip manasızca fön çektirmek istediğim, caddenin en boş saatlerinde mağazalara girip çıkmak istediğim gün, işte bugün!
Benim olmayan şirkete söyleniyorum.
Kendi şirketimi kurma becerisine/parasına sahip olmadığıma söyleniyorum.
Yıllardır uğraştığım halde hala böyle düşünebilmeme söyleniyorum.
Bugün Cuma ama haftasonumun iş dolu olmasına söyleniyorum.
Yazın bitmesine söyleniyorum.
Kendime söyleniyorum, uçan kuşa da söyleniyorum.
Oh be, yazmak iyi geldi.
Canımın ev kadını olmak istediği gün. Demir’le oturup bir saat umarsızca tren oynanamak istediğim gün. Uğraştığım problemin çerçeveye yerleştireceğim fotoğrafa karar verememek olmasını istiyorum bugün. Akşam yemeğe ne pişirsem diye düşünmek istediğim, yemekten sonra yürüyüşe çıkmak istediğim gün. Çay saatinde nilly’le geyik yapmak istediğim, Demir’e sahilde kuşları göstermek istediğim gün. Kuaföre gidip manasızca fön çektirmek istediğim, caddenin en boş saatlerinde mağazalara girip çıkmak istediğim gün, işte bugün!Canım rapor yapmak istemiyor, telefonla konuşmak, pazarlık yapmak da istemiyor. Yaptığım işleri açıklamak, yapacaklarımı sıralamak da istemiyor. Bilgisayar karşısında oturup gelen maillere cevap yazmak da istemiyor. Cart hanım, curt bey diye devlet meselesi haline getirdiğim işlerianlatmak da istemiyor.
Canım söylenmek istiyor bugün.
Olmayan iznime söyleniyorum.
Olsa bile istediğim anda kullanamayacağıma söyleniyorum.Benim olmayan şirkete söyleniyorum.
Kendi şirketimi kurma becerisine/parasına sahip olmadığıma söyleniyorum.
Yıllardır uğraştığım halde hala böyle düşünebilmeme söyleniyorum.
Bugün Cuma ama haftasonumun iş dolu olmasına söyleniyorum.
Yazın bitmesine söyleniyorum.
Kendime söyleniyorum, uçan kuşa da söyleniyorum.
Oh be, yazmak iyi geldi.
22 Eylül 2010
Bu da insan mı? Değil!
Kimseye beddua etmek istemem ama...
Hakediyor!!!
Allah bildiği gibi yapsın!
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15839925.asp?gid=373
Hakediyor!!!
Allah bildiği gibi yapsın!
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15839925.asp?gid=373
15 Eylül 2010
Mızık Minik adam
Minik adam hasta, kafasını kaldıramıyor, bir lokma yemek yemiyor, mızık mızık, kucaktan inmek bile zor geliyor, yürümeye mecali yok. Ama anne yanında yok! Ah be ah! Hastayken mızıklamasını çekmeyeceksem nerde kaldı cefakâr annelik...
Yıllardır biriken izinlerimi bırakıp dımdızlak vaziyette yeni işe başladığıma ve hatta çalıştığıma böyle günlerde çok üzülüyorum işte!
Labels:
hastalık
7 Eylül 2010
Güle güle...
Boğazımda bir düğüm var; yutkunuyorum geçmiyor birtürlü iki gündür. Küçücük bir kız çocuğu, uğraştı, çabaladı; ailesi çok çırpındı; olmadı. Tanrı onu da yanına aldı...
Nehir, Can ve adını bilmediğim niceleri...
Yerlerinde mutlu olsunlar, çocukluklarının tadını meleklerin yanında çıkarsınlar, artık hep gülsünler, oynasınlar...
Nehir, Can ve adını bilmediğim niceleri...
Yerlerinde mutlu olsunlar, çocukluklarının tadını meleklerin yanında çıkarsınlar, artık hep gülsünler, oynasınlar...
2 Eylül 2010
Kuruttu beni!
İçim kurudu içim.
Enerjim gitti. Tüketti beni.CRM alanında çalışıp da bu kadar "bitik" olmaz ki insan. Gidip evinde yatıp uyusa, ya da facebook profilindeki fotoğrafları saat başı değiştirse ya; müşteri adaylarına gidip iç kurutacağına.
Evlerden ırak valla. Randevu verirken sesten şüpheleniyorsanız içgüdülerinize kulak verin. Kulak verin de tükenmeyin...
Labels:
güncel
19 Ağustos 2010
Öylesine
Günler nasıl çabuk geçiyor böyle.
Yeni eve taşınalı 1,5 yıl, Demir doğalı 1 yılı, yeni işe başlayalı 1 ayı geçti. Hergün birbirinin aynısı mı yoksa her şey artık çok mu farklı bilemiyorum.
Eve çoktaan alıştım, Demir’li hayata da. İşe bile alıştım aslında ama arada tekliyorum hala. “Ne işim var burada” bile oluyor ama neyse ki çoğu zaman “iyi ki gelmişim...”
Yaşlandım mı acaba diye düşünüyorum bu aralar; alışkanlıklarım oluşmuş ben farkında olmadan. Rutinlerim olmuş ve ben onlara, anlamadan, sadık kalmışım. Kurallarım oluşmuş. Oysa böyle değildim ben eskiden; “yeni”ler daha çok cezbederdi beni.
Neden yazıyorum bu postu o da belli değil. Canım birşeyler yazmak istedi sadece, uzun süredir yazmıyordum. Oysa eleştirecek bir sürü reklam-olay-insan var hala hayatta. Blogumun amacı yani (!)
Aa bir de tarihime önemli not düşeyim bu postta:
Bugün Aras doğdu. Demir’le Aras da babaları gibi iyi arkadaş olurlar umarım, hayat boyu...
Bir önemli olay daha olacak bu akşam ama onu sonra yazacağım... Sürpriz bozulmasın :P
Yeni eve taşınalı 1,5 yıl, Demir doğalı 1 yılı, yeni işe başlayalı 1 ayı geçti. Hergün birbirinin aynısı mı yoksa her şey artık çok mu farklı bilemiyorum.
Eve çoktaan alıştım, Demir’li hayata da. İşe bile alıştım aslında ama arada tekliyorum hala. “Ne işim var burada” bile oluyor ama neyse ki çoğu zaman “iyi ki gelmişim...”
Yaşlandım mı acaba diye düşünüyorum bu aralar; alışkanlıklarım oluşmuş ben farkında olmadan. Rutinlerim olmuş ve ben onlara, anlamadan, sadık kalmışım. Kurallarım oluşmuş. Oysa böyle değildim ben eskiden; “yeni”ler daha çok cezbederdi beni.
Neden yazıyorum bu postu o da belli değil. Canım birşeyler yazmak istedi sadece, uzun süredir yazmıyordum. Oysa eleştirecek bir sürü reklam-olay-insan var hala hayatta. Blogumun amacı yani (!)
Aa bir de tarihime önemli not düşeyim bu postta:
Bugün Aras doğdu. Demir’le Aras da babaları gibi iyi arkadaş olurlar umarım, hayat boyu...
Bir önemli olay daha olacak bu akşam ama onu sonra yazacağım... Sürpriz bozulmasın :P
26 Temmuz 2010
Anının arsızı ve pembe tel zımba
Öyle dedi OİP "arsız anılar çıkar bir anda". Çıktı valla. Bugün saçma sapan bir anda, saçma sapan bir şekilde fıırrttt diye çıktı. Pembe tel zımbamın kulaklarını çınlattım bu sabah. 5,5 sene aynı masayı paylaştık onunla. Az kahrımı çekmedi zavallı. Ama severdim keratayı, az evrak geçmedi elimizden... Ayrılmadık hiç. İnsanın kendini bile kaybettiği fuarlardan dahi sağasalim getirmiştim ben onu. Tüm tehditlerden korumuştum. Sahi niye almadım ki ben onu yanıma giderken? Şirket malı diye herhalde. E parasını verseydim de alsaydım keşke yahu. Arkadaşlık ederdi şu yeni masamda bana. Kıymetini bilse bari yeni sahibi. Ara ara uyuzluk gelse de üstüne, hassas alettir o. Kibardır; öyle 10 kağıt koyarsan üstüste zımbalamaz. 5 - 6'dır maksimum tercihi. Onu da beğenecek, öyle her kağıdı sevmez; alıngandır, inatçıdır. Canı istemiyorsa yapmaz, strese gelmez...
Oturup pembe zımbam hakkında bu kadar düşündüğüme hatta yazdığıma inanamıyorum. Boş vaktim miş var ne?
Oturup pembe zımbam hakkında bu kadar düşündüğüme hatta yazdığıma inanamıyorum. Boş vaktim miş var ne?
Labels:
tel zımba
22 Temmuz 2010
1 koca muhteşem yıl
Canım oğlum, bebeğim, yaşamımdaki en muhteşem varlık, en güzel amacım, canım,
Bugün senin doğumgünün. Tam bir yıl oldu hayata gözlerini açalı. Hayatımızın değiştiği o günün üzerinden tam bir yıl geçti. Bir koca, muhteşem yıl.
Nasıl geçti, sen nasıl bu kadar çabuk büyüdün, ne zaman hayatımın amacı oldun, yaşamamın en güzel sebebi oldun bilmiyorum. Bu kadar derin bir sevgi nasıl oluştu bir yılda, anlayamıyorum. Ama bu kadar güzel bir duyguyu yaşadığım, hem de doya doya yaşayabildiğim için hergün şükrediyorum.
Seni ilk görüşümü, ilk ağlayışını duyuşumu, ilk kucağıma alışımı şu an gibi hatırlıyorum. Gözlerini hayata açtığın günden beri beni hiç üzmedin. Uykusuz gecelerim, yorgunluktan tükenmişliğim oldu tabii ama senin bir gülüşün yetti bulutların dağılmasına. Hasta olmadın, huysuzluk yapmadın, çok ağlamadın. Mutlu bir bebek oldun, bizi de çok mutlu bir anne-baba yaptın.
Her gün yeni birşeyler öğrendin. Senin gelişimizi izlemek, her gün başka bir süprizinle karşılaşmak öyle güzeldi ki... İlk bilinçli gülümsemen, ilk alkışın, ilk “gel” sözcüğün, ilk dişin, ilk emeklemen her anın ayrı güzeldi. Hayatım boyunca hiç bir anını unutmayacağıma emin olduğum muhteşem bir yıl yaşattın bana.
Hayatımızın değeri arttı seninle. Hayat amacımız, bakışımız, yaşamımız değişti. En güzel yerine oturttuk seni yaşamımızın. Senin için en iyisini yapmaya çalışıyoruz, en doğru bildiklerimizi sana anlatmaya çalışıyoruz.
Bundan sonra da yine en iyi bildiklerimizi sana anlatmaya çalışacağız; kendi yolunu çizerken yanında olsun bizim tecrübelerimiz diye. Düşe kalka öğreneceksin biliyorum sen de hayatı. Düşersen yanında olup kaldırmaya çalışacağız seni, başarılı olduğunda en çok biz gurur duyacağız seninle hayat boyu.
Canım bebeğim,
Devirdik işte bir koca yılı beraber. Daha nice yıllar, koca bir ömür geçirmek istiyorum seninle. Büyüdüğünü, kocaman adam olduğunu, baba olduğun günü görmek istiyorum. Senin her gününü doya doya yaşamak, hayatın keyfini seninle almak istiyorum.
Sana öncelikle sağlıklı ve mutlu bir hayat, başarı, huzur, bol şans ve para diliyorum. Hayattaki tüm amaçlarını gerçekleştirmeni; doğru, dürüst, çalışkan, seven ve sevilen bir insan olmanı çok istiyorum.
Doğum günün kutlu olsun küçük kuzum.
Seni çok seviyorum.
Bugün senin doğumgünün. Tam bir yıl oldu hayata gözlerini açalı. Hayatımızın değiştiği o günün üzerinden tam bir yıl geçti. Bir koca, muhteşem yıl.
Nasıl geçti, sen nasıl bu kadar çabuk büyüdün, ne zaman hayatımın amacı oldun, yaşamamın en güzel sebebi oldun bilmiyorum. Bu kadar derin bir sevgi nasıl oluştu bir yılda, anlayamıyorum. Ama bu kadar güzel bir duyguyu yaşadığım, hem de doya doya yaşayabildiğim için hergün şükrediyorum.
Seni ilk görüşümü, ilk ağlayışını duyuşumu, ilk kucağıma alışımı şu an gibi hatırlıyorum. Gözlerini hayata açtığın günden beri beni hiç üzmedin. Uykusuz gecelerim, yorgunluktan tükenmişliğim oldu tabii ama senin bir gülüşün yetti bulutların dağılmasına. Hasta olmadın, huysuzluk yapmadın, çok ağlamadın. Mutlu bir bebek oldun, bizi de çok mutlu bir anne-baba yaptın.
Her gün yeni birşeyler öğrendin. Senin gelişimizi izlemek, her gün başka bir süprizinle karşılaşmak öyle güzeldi ki... İlk bilinçli gülümsemen, ilk alkışın, ilk “gel” sözcüğün, ilk dişin, ilk emeklemen her anın ayrı güzeldi. Hayatım boyunca hiç bir anını unutmayacağıma emin olduğum muhteşem bir yıl yaşattın bana.
Hayatımızın değeri arttı seninle. Hayat amacımız, bakışımız, yaşamımız değişti. En güzel yerine oturttuk seni yaşamımızın. Senin için en iyisini yapmaya çalışıyoruz, en doğru bildiklerimizi sana anlatmaya çalışıyoruz.
Bundan sonra da yine en iyi bildiklerimizi sana anlatmaya çalışacağız; kendi yolunu çizerken yanında olsun bizim tecrübelerimiz diye. Düşe kalka öğreneceksin biliyorum sen de hayatı. Düşersen yanında olup kaldırmaya çalışacağız seni, başarılı olduğunda en çok biz gurur duyacağız seninle hayat boyu.
Canım bebeğim,
Devirdik işte bir koca yılı beraber. Daha nice yıllar, koca bir ömür geçirmek istiyorum seninle. Büyüdüğünü, kocaman adam olduğunu, baba olduğun günü görmek istiyorum. Senin her gününü doya doya yaşamak, hayatın keyfini seninle almak istiyorum.
Sana öncelikle sağlıklı ve mutlu bir hayat, başarı, huzur, bol şans ve para diliyorum. Hayattaki tüm amaçlarını gerçekleştirmeni; doğru, dürüst, çalışkan, seven ve sevilen bir insan olmanı çok istiyorum.
Doğum günün kutlu olsun küçük kuzum.
Seni çok seviyorum.
Labels:
Demir
28 Haziran 2010
Son 3!
Gün geçirmek için, öylecee oturuyorum, abuk subuk işlerle vakit dolduruyorum!
http://www.gettyimages.com/detail/86512388/Comstock-Images
Labels:
iş
24 Haziran 2010
Eda veda elveda
Alışığım aslında ben böyle gitmelere. Giderken çok azap da çekmem, toparlanır giderim. İlk birkaç gün şöyleydi, böyleydi derim içimden. Muhasebe yaparım; gidişimi haklı bulur, rahatlar ve önüme bakarım.
Umarım daha güzel günler bekliyordur beni yeni durakta. Daha mutlu bir şirkettir, buradaki eksikler orada tamamdır.
Eh, artık buraya benden veda. Eşyalarımı toplamak, masamı boş görmek çok tuhaf gelse de doğru olanı yapıyorum, biliyorum.
Kısaca eda veda elveda...
Labels:
veda
23 Haziran 2010
O gün, bu gün
Bugün bizim "aile tarihimizde" çok önemli bir gün.
Babamla 21, annemle 14 yıl sonra aynı şehirde yaşamaya başlayacağımız gün bu gün.
Ohhh.
Babamla 21, annemle 14 yıl sonra aynı şehirde yaşamaya başlayacağımız gün bu gün.
Ohhh.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











