22 Haziran 2012

Güzel kız

Konuşurken, güneşte, ışıkta kısaca her bahaneyle alnımı buruşturur, gözümü kısarım.
Ve Demir'den aldım ilk uyarımı, hala gülüyorum...

"Alnını buruşturma güzel kız..."

20 Haziran 2012

Domino

İnsan hayatında dönüm noktaları olduğuna inanırım ben. Herşeyin üstüste gelmesi de o yüzden bence. Yani bir domino taşı düşüyor ve diğerleri de peşi sıra geliyor..
Yıllardır konuşmadığım bir arkadaşım çıktı karşıma dün. Kurduğu 5. cümleydi herhalde herşeyin üstüste geldiği, boşanmış, ailesiyle ilgili problemler, işten ayrılmış ve dahası... Dönüm noktasıymış bence boşanması, sonrası da ona bağlı gelişmiş, hayatıyla ilgili ardarda radikal kararlar vermiş.
Bir kere olmuyor ama bu dönüm noktaları, bariz olanları demiyorum, ünversiteden mezuniyet gibi. Planlamadan olanlar bahsettiklerim. Fitilin ucunu tutuşturanlar yani. Sen fitili hazırlamışsın aslında ama farkında değilsin. Küçük bir olay oluyor, fitil yanmaya başlıyor ve hepsi o andan sonra üstüste geliyor..
Bu postu okuyan eş dost merak etmeyin. Ateşlenmiş bir fitil falan yok hayatımda -en azından benim bildiğim-

13 Haziran 2012

Yarısı Yalan Olan Tatil Bile Candır

Tatil candır arkadaş.
Ailece 3 günü yataklarda geçirsek, kollara serum, popoya iğne yaptırsak, kilo verip gelsek de candır tatil.
Yenilendim, tazelendim, burnum koku almaya, hayat bir güzel görünmeye başladı gözüme. Tenim kendine geldi, keyfim de yerine.
Oh be. Bir yıl bunun için çalışıyoruz sloganına katılıyorum.
Bu Demir'le 3. tatilimizdi ve en zoruydu. Hastalıkla başladı, biz 2 günde iyileştik, Demir tatilin son günü toplarlandı. Ne yediğimizi anladık, ne yüzdüğümüzü ama yine de güzeldi be. Yazınca yine gidesim geldi...

Şimdi tatilden notlar:
  • Çocuk küçükse tatil köyüne ya da yazlığa gidile.
  • Birkaç aile birlikte gidildiyse büyükler için paten, kaykay, bisiklet vs. almak gerek. Pire gibi koşan çocuklara yetişmenin tek yolu...
  • Zahmet edip de kendine kıyafet koymamalı bavula, iki şort iki tshirtle geçiyor pekala tatil. Mühim olan küçük insan için yanına alabildiğin maksimum eşya ile yola çıkmak! Hele hasta olan çocuğun kirletebilme kapasitesi akıllara zarar!
  • Çocuk tatilde yemez! Buna rağmen enerjisi hiç azalmaz! Korkma...
  • Anne fotoğraf çekmezse kimse çekmez! Dımdızlak gelirsin öyle tatilden. Tak makineni boynuna çek bolca.
  • 50 faktörle korursan çocuğu tüm gün süt gibi getirirsin geriye. Ara sıra güneşi değdirmeli tenine...
  • İnsanlar yatak döşek yatarken otel odası insanın üstüne üstüne gelebilir, az daha para bayılıp "upgrade" odada kalmak faydalı.
  • Haziran başında gidilen tatil motivasyonu artırır tabii ama yaz 3 ay be kardeşim, bu tatil beni kesmez.

22 Mayıs 2012

Haftasonundan birikenler

Uzun sessizliğimi haftasonu "coşmama" sebep olan konuyla bozuyorum bu sabah...
Neden bir insan evladı, kız çocuğunun yaşıtları gibi koşup oynamasından, zıp zıp zıplamasından zevk almak yerine, küçücük ayaklarına giydirdiği topuklu ayakkabıyla gezdirmekten zevk alır ki?
Hadi salak firmaların bazıları küçücük ayak için topuklu ayakkabı üretiyor, bunu alan zihniyete ne denir ki?
Zaten ilerleyen yaşlarda o topuklar üzerinde olmadık cambazlıklar yapması gerekmeyecek mi o kız çocuğunun. Zaten boyu uzun, bacakları düzgün olsun diye insan anatomisine aykırı bir vaziyette  ayak topuğuna basmak yerine parmak uçlarında yükselerek bir topuğa binmeyecek mi? Nedir aceleniz?
Kız çocuğum yok, büyük de konuşmak istemem. Ama aklım/mantığım bana hiçbir koşulda bu zavallı çocuğa topuklu ayakkabı giydirmeyi açıklayamıyor.
Haftasonu Trump tower'da mickey gösterisi öncesi çocuk alanında onlarca çocuk koşturuyordu. Bunlardan biri de koşmaya çalışan topuklu ayakkabılı bir kız çocuğu. Ha düştü ha düşecek, ay ayağına başka çocuk basacak, bileği burkulacak, incecik zaten diye kızı takip etmekten Demir'i izleyemedim resmen. Ben o "hayret eden" insan pozisyonundayken annesi acaba "aslan kızım bak yaşıtlarından uzun oldun. Böyle topuklar üzerinde sekmeyi becerirsen seni 18 yaşında miss word yaparım" diye mi geçiriyordu acaba?

Bu arada yine aynı gün beni yine "hayrete düşüren" bir olayı daha anlatmadan geçmem blog!
Demir'in haftasonu "karakter değişimi" yaşaması, hayatında hiç olmadığı kadar asabi, tutturucu, çığlıkçı, inatçı olması bizi zaten stres altında tutuyordu. Su almak üzere gittik yöneldik büfeci abiye... O sırada bir anneanne ya da babanne insan da 3 torununa dondurma alıyordu ve Demir gördü! İkna gücümüz "yok"tu! Demir çığlık çığlığaydı. Ve kadın torunlarına dondurmayı uzatırken Demir'in tam elinin hizasına gelecek şekilde tuttu. Demir de üzerine alınıp dondurmayı alma hamlesinde bulundu ki kadın var gücüyle dondurmayı çekip, nefretle Demir'e baktı. Kadın aslanın ağzından kanlı eti kapma edasıyla "yavru ceylanına" uzattı. Ben de enteresan ruh halimin verdiği cesaretle kadına birkaç "güzel" cümle kurdum. Neyse ki duymadı(?) ve gitti... Benim anlamadığım şu, bu kadın insanı eminin gittiği günlerde "çocuk/torun sevgisi" konusunda mangalda kül bırakmıyor, sevgi dolu bir insan olduğunu gururla açıklıyordur. Bu gibi durumlarda şu "click" filmi gibi olsun istiyorum, geriye alalım, pozisyonu tekrar izleyelim, gözlerindeki nefreti görelim ve kaldığımız ana geri dönelim...


11 Mayıs 2012

Sizin havanız güzel olsun...

Yazmak istiyorum aslında, birçok konu/yorum var aklımda.
Ama ruh halim biraz havalara benziyor buaralar. Bir gün neşeli, kahkahalı ertesi gün sinirden tepinen bir moddayım.
Bu "aşırı çalışma" hali bana bile iyi gelmedi galiba. Şu tatil zamanı gelse de gitsek bir an önce...
Tatile gitmeden alsam ya şu Canon'u. Bu yıl kendime hediyem olsun...

17 Nisan 2012

Diş perisi bana da gelsene

Yaşım 35 olabilir. Bu bana diş perisinin gelmesine engel midir?
Ağzımdaki son süt dişim de beni Cumartesi gecesi terketti. Oysa ben seviyordum onu.
Birdenbire ne oldu bilmem, sallandı, tuttum ve gitti.
Şimdi çağırsam israr etsem gelir mi şu diş perisi? Yaştan dolayı baştan mı kaybettim yoksa?
Hadi be diş perisi, birkaç konu var seninle görüşmek istediğim...


http://zakkalife.blogspot.com/2009/08/tooth-fairy-pillow.html

16 Nisan 2012

Sosyal Medya Dediğin...



kim yazdıysa bravo valla!

12 Mart 2012

Rahmetli Hamsi

Aslında bu tam twitterlık bir konu zira iyi bir twitter okuyucusu olmama rağmen kötü bir yazıcıyım. en iyisi bloga yazıyım...
Geçtiğimiz günlerde eve yeni gelen üyeden bahsetmiştim "prens" adındaki japon balığımız. Ancak prensin adı ilerleyen günlerde değişti ve "hamsi" oldu. Hamsi son birkaç haftadır bizimle neredeyse el bebek gül bebek yaşıyor; Rita ve Demir'in gazabından bir şekilde kendini koruyordu. Demir onu çatlatmamak için az az mama veriyor arada fanusuna vurup adrenalin salgılatıyordu. Rita'nın elini bir gün fanusun içinde yakalamıştım ancak birşey yapmaya vakit bulamamıştı.

Derken bu sabah aldığım bir telefonla şaşırdım. Bizimkilerin darbelerinden kendini koruyan Hamsi kaderine yenik düşmüş, akşam sapasağlam olduğu halde bu sabah ölü bulunmuş. Ev halkı durumu Demir'den saklamış ancak Demir olayı çözmüş.. Bunun üzerine babası da Demir'e Hamsi'yi benim doktora götürdüğümü söylemiş...

Bu durumda babasından ilk pembe yalanı duydu, bu durumda benden de ilk pembe yalanı görecek. Çünkü eve yeni bir Hamsi gelecek...

Şimdi sorararım size ey dostlar, 2,5 yaşındaki kuzuya Hamsi'nin cennette olduğunu mu anlatmalı yoksa bizim yaptığımız gibi Hamsi'ler öldükçe yeni Hamsi'leri fanusa mı atmalı?


http://www.goldfishcareinformation.com/2011/09/goldfish-care-types-of-goldfish-diseases.html

8 Mart 2012

Kadınlar günü

Akşam yatmadan önce her yeri tekrar kontrol ettiniz mi?
Biri yerde biri koltuğun üstünde duran çorapları, odanın her yanına saçılmış oyuncakları topladınız mı?
Kapıya süt, ekmek yazıp kapıyı kitlediniz mi?
Mis kokulu odaya gidip yorganını iyice sıkıştırdınız mı yatağının kenarına?
Kediye mamasını verip sabahki planları yaptınız mı aklınızda?
Evde en erken kalkan siz misiniz yine?
Çıt çıkarmadan kimse uyanmasın diye hazırlanıp çıktınız mı evden sabahın köründe?
Radyodaki kadın cinayetlerini dinlerken ürperdi mi içiniz yine, doldu mu gözleriniz?
Trafikte o saatte bile densiz adamların aptal bakışlarına maruz kaldınız mı?
Saçınızı başınızı toparlayıp, makyajın en düzgününü yapıp oturdunuz mu masanıza?
Başladınız mı yine her türlü zorluğa bugün de göğüs germeye...
Ve masanıza gelen küçük bir çiçekle geldi mi bir gülümseme yüzünüze?
Günümüz de gerçek anlamda kutlu olur belki bir gün...

 Ve işte bugün gelen en anlamlı mail:


Almanya ve İsveç’te doğum sonrası ücretli izin süresi 47, Norveç’te 44, Yunanistan’da 34 hafta. Türkiye’de ise bu süre sadece 16 hafta.


Kadınların yüzde 41.9’u şiddet görüyor ve yüzde 48’i bunu kimseye söyleyemiyor. çalışan kadınların yüzde 44.1’i, çalışmayan kadınların 41.1’i şiddet mağduru. en az bir kez hamile kalmış her 10 kadından biri gebeliği sırasında dayak yiyor.



Türkiye’de 21 milyon sürücünün dört milyona yakını kadın. ‘trafikte taciz öldürüyordu’, ‘trafikte taciz korkusu’ başlıkları, gazetelerin üçüncü sayfalarının değişmezi. anketlere göre bir kadın sürücü, hayatı boyunca en az beş kez trafikte ciddi manada tacize uğruyor


100 kadından 62’si işgücüne katılmama sebebini ‘ev kadını’ olmasına bağlıyor. ev kadınlarına isteğe bağlı sigortalılık olanağı sağlanıyor ama primlerin yüksekliği ve eşe bağımlılık yüzünden sigorta yaptıramıyorlar.


2006 yılında yapılan araştırmaya göre 2000-2005 yılları arasında bin 190 genç kız ve kadın töre cinayetine kurban gitti. her yıl yaklaşık 200’ü aşkın kadınımız töre cinayetine kurban gidiyor. aile tarafından öldürülmeyen ama kendini öldürmeye zorlanan vakalar ise kayıtlara töre cinayeti değil intihar olarak geçiyor.


 Türkiye’deki her üç evlilikten biri zorla ya da erken evlilik. bazı yörelerde evlilik yaşı 12’ye kadar iniyor.



Türkiye’de 4 milyona yakın kadın okuma yazma bilmiyor. 6-24 yaş grubunda okuma yazma bilmeyen 220 bin kadın var. ilköğretimde kız çocuklarının okula gitme oranının en düşük olduğu iller şöyle sıralanıyor: bitlis yüzde 84.27, van yüzde 84.57, hakkari yüzde 85.05.


Türkiye’de çok eşli evlilik oranı resmi olmayan rakamlara göre ortalama yüzde 10. ancak, güneydoğu anadolu ve doğu anadolu’da bu oran çok daha yüksek. diyanet işleri başkanlığı’nın açık bir şekilde çok eşliliğin karşısında tutum almış olmasına rağmen, dini gerekçeler ve aşiret yapısı çok eşliliğe zemin hazırlıyor.


Bazen bir sokak köşesi, bazen bir otobüs, bazen bir işyeri; kadınların hepsi, hayatında en az bir kez mutlaka tacize uğruyor. çoğu bunu her gün yaşıyor. buna rağmen, sadece çok küçük bir bölümü şikayetçi oluyor. çünkü, ülkemizde tacize uğrayan kadının kuyruk salladığı fikri hakim olduğu için, şikayetçi olan kadın da yetkililerin tacizine uğrayabiliyor.



Reklam kampanyalarında estetiğe gönderme yapmak için kullanılan ana tema genellikle kadın. kadın estetiğinin kullanılma sınırı ile meta olarak kullanılma sınırı arasındaki bıçak sırtı denge çoğu zaman tartışma konusu.



Türkiye’deki kreş ve gündüz bakımevlerinin sayısı sadece bin 615. çocuklarını emanet edecek kurum bulamayan kadınlar, ev kadınlığına mecbur kalıyor.

29 Şubat 2012

Uykusu yok...

Sana yazmazsam olmaz bir dialogdu bu blog:
Demir'i yatağına yatırdım, öptüm, kokladım.
Tam gidiyordum ki seslendi:
Anne benim uykum yok, teşekkürler...

Küllerinden doğmak var mı gerçekten?

Sürekli uyumayı istemek.
Evdeyken işi, işteyken evi düşünmek.
Kimseyle konuşmak istememek.
Lana Del Rey-Moby-Robert Miles arasında anlamsız geçişlerle müzik dinlemek.
Söylenen her lafa alınmak.
Gelen her maile söylenmek.
Durumun farkında olmak.
Son iki günde tüm bunları üstüste yaşamak.
Yorulmak mıdır bunalmak mı?
Tedavi mi iyidir dinlenmek mi?
Sağlıklı olduğumuz için dua ediyorum, hasta olan, hasataya bakan herkes için de.
Yani içimde aslında bir ışık yanıyor ama kolum kanadım kalkmıyor.
Gözkapaklarım ağır geliyor, gözlerim fazla nemli.
Karar vermekte zorlanıyorum, uygulamaya geçirmekte de
Hayal edemiyorum, ettiklerimi nasılsa yapamıyorum diye...
Zor, benim durumumdan çok çok çok daha zor durumda olanlar var, haksızlık etmemeliyim biliyorum. Hatta benim durumum diye birşey bile yok, biliyorum. Sadece dipteyim iki gündür.
Küllerimden doğardım ya eskiden, doğamayacağım gibi geliyor.
Bu beni tüketiyor...


27 Şubat 2012

Küçük kayakçı

Hamile olduğumu söyledikten 1 saat sonra, düşünce aklına yerleşince demişti "kaymayı ben öğreteceğim. önce yürüsün sonra kaydıracağım..." Ve oldu, çok da güzel oldu. Haftasonu Kartepe'nin en küçük kayakçısıydı Dem.ir herhalde. 2,5 yaşında tattı bu keyfi... O koca ayakkabıyı çıkarmadı kaç saat ayaklarından, hiç koşmadı ortalıkta, dikkatli yürümek uğruna. Herkese laf anlattı, ben kayıyorum dedi... Kah dedesinin yanından kaydı, kah önünden, arkasından ama becerdi.
İkinci gün babasıyla kayarken biraz arıza yaptı elbette, pistin kenarında duran "kardamadam" da onlara aitti. Ama sonrasında yine kaydı, teleski'ye bindi, indi...
Pistteki hemen herkes durdu, baktı, sevdi. Daha da keyiflendi.
Daha çok kar yağsa ya biz de Sapanca'ya gitsek yaza kadar her haftasonu...
Çok güzel bir haftasonuydu bu, çabuk bitti...


Yüzündeki mutluluk, gurur... ya bizimki?

24 Şubat 2012

Kazan kafa

Bu hafta kafam kazana döndü.
Gelecek haftadan itibaren ve Mayıs sonuna kadar olan dönemde kazandan büyük ne varsa ona dönecek kafam. İmdat desem sesimi duyan olur mu acaba?
Eskiden sanki daha coşkulu çalışırdım ben doping lazım; ne yapsam ki?

21 Şubat 2012

Kafam karışık bu aralar blog

En çok ne hoşuma gidiyor biliyor musun blog? İstekleri doğrultusunda hayatını değiştirebilecek güce sahip insanlar. Yani mesala bankacıyken pastacı olmaya, İstabul'da yaşarken küçük kasabaya yerleşmeye karar veren insanoğlu.
Eskiden ben de bilirdim bunu yapabileceğimi, şimdi değil o gücü bulmak; düşünmek bile zorluyor beni. Eskiden herşeye maksimum hızda karar verebilirken şimdi niye bu kadar uzun düşünmek zorundayım? Ne biçim yay burcuyum ben blog? Yoksa hakikaten akrep miyim? Kafam karışık bu aralar blog...

15 Şubat 2012

Demir, Rita ve Prens

Evde bir çocuk ve bir kedi yeterince heyecan yaratıyordu. Demir'in Rita'yı sevmeye; Rita'nın Demir'i uzak tutmaya; annenin/babanın hem Demir'e Rita'dan uzak durmayı öğretmeye hem de sevmesini sağlamaya çalışması da...
Dün yeni bir canlı daha katıldı aramıza. Bir japon balığı. Demir "Prens" adını verdi balığa. Dün akşamdan beri Prensi hem Demir'in hem Rita'nın gazabından korumaya hem birbirlerini sevmeye ve anlamaya çalışmasını sağlamaya çabalıyoruz/m. Ama bu seferki Bermuda şeytan üçgenine baba da katıldı malesef. O stres altında herkesin canını korumaya çabalıyor..
Sabah ben evden çıkarken, baba balığı yatak odasına kapatıp, Rita'ya psikolojik tedavi uygulayarak Demir'le oyun oynamaya çalışıyordu. Balık kavanozun içinde deli gibi dönüyor, Rita avaz avaz bağırıyor, Demir de zıp zıp zıplıyordu.

13 Şubat 2012

Ucuz kurtarmaktır bunun adı

Bugün sabah işe gelirken önümdeki tırdan üzerime kalas düştü!
Kalas üzerime gelirken saliseler içinde hafif sola kırmayı düşündüm ve başardım.
Kalas arabanın sağında yarıklar açarak arkaya uçtu.
Arkadaki arabalara bakmayı aklıma bile getirmemişim ya da baktım ve hatırlamıyorum.
Tır şoförü yoluna devam etti, ya farketmedi ya önemsemedi.
Elim ayağım titredi, ödüm hakikaten koptu.
Zaman geçtikçe aklıma daha beter senaryolar geliyor, kendi kendimi yeniden korkutuyorum.
Bunun Türkçede tek bir karşılığı var ki o da şudur:
Verilmiş sadakamız varmış...

Dualarım Gamze Anneye

Okuyamıyorum, sonuna kadar yazılanları okuyunca içim katılıyor.
Ama bu kadar insanın çabasıyla, iliğiyle, kanıyla, duasıyla yaşayacak Gamze Anne. Atakan'ının en güzel günlerinde yanında olacak...
Gamze anne de diğer tüm hastalık sahipleri de iyileşir umarım en kısa zamanda. Bir daha hiç hasta olmamak üzere...

http://gamzeakbas.blogspot.com/

7 Şubat 2012

Yağabilirsin kar, bu sefer hazırım...

Valla bu sefer karı ciddi ciddi bekliyorum. Ama öyle az yağıp da trafiği rezil ettiğiyle klmasın. Lapa lapa, koca koca yağsın. Evden çıkamayalım, yollara düşemeyelim. Sokakta da kimse kalmasın, belediye çılgın gibi çalışıp herkesi sıcağa soksun. Apartman kapıları açılsın bütün hayvanlar sıcak apartmanlara doluşsun, her apartmanın kapısına yemek kapları konulsun.
Tam 2 gün yağsın!
Biz de eve yerleşelim. Arada oturup çay kahve içelim.
Camın önünde karı seyredelim. Aşağı inip kartopu oynayalım.
Evet ya, geçen sefer hiç istememiştim tam taşınırken yağacak diye. Ama şimdi taşındık, yağabilir bol bol. Bekliyorum.

3 Şubat 2012

Ruh halim

Dün gece oturdum ağladım bir güzel. Önce De.ni.z sorumun yanıtını duymak istediğim şekilde vermedi diye.
Sonra yine ağladım D.emir.in ayakları uyurken ne kadar güzel görünüyor diye.
Sonra uyuyamadım, taşınmak kabus gibi çöktü üzerime.
Ri.t.a tırmaladı kapıları etraftaki kolilerden, düzeninin bozulmasından rahatsız, mutsuz, huzursuz. O kapıları tırmaladıkça sinirlerim iyice bozuldu.
Berbat bir gece geçirdim, sabah güneş yeni doğmuştu ki Dem.i.r annee geell dedi. Annem evdeydi, o gidip aldı D.emiri odasından; öpücük sesleri bizim odaya kadar geldi. Yine ağlamak istedim, ağlamadım.
Yataktan kalkmaya çalıştım, sırtım tutulmuş. Kıvranarak kalktım, Dem.mi.r geldi yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu. Güldüm. Öptüm. Sarıldım. Şükrettim... Kalktım.
Darmadağın eski evde nenneyi; bomboş yeni evde annemle Yeter'i işlerle başbaşa bırakıp ofise geldim.
Canım çalışmak istemiyor bugün, aklımda birbirini kovalayan onlarca düşünce...

2 Şubat 2012

Taşınma zamanı

2012'yi planlarken aklımca, hiç hiç aklıma gelmeyen bir konuyla başladım yıla!
Taşındığımız ilk günden beri delicesine sevdiğim, satınalıp dekore etme hayalleri kurduğum evimiz bize feci kazık attı!
Biliyorum ki bizim mahallede hangi apartmana yapılırsa yapılsın betonunda deniz kumu, demirinde pas, bodrumunda rutubet vardır. Ama üniversiteden yetkililer gelmişken, raporu gözümüze sokmuşken, bile bile oturmak? Olmadı işte, uymadı.
Haftasonları yine emlakçıda, telefonlar tüm memlekette, kafalar havada ev aradık durduk. Ve sonunda bulduk, şimdi Cumartesi gününe taşınma işleri. Bu karda kışta ve daha beteri buzda ev taşıyacağız.
Canım evimden buruk ayrılıyorum ne yalan söyleyeyim... Oğlumun doğduğu evimden. Hayatımızın değiştiği evden... Ama umarım yeni evde çok mutlu günlerimiz olur yine, yeni evimizi de çok severiz ve bize şans getirir o da..

Hadi bize kolay gelsin...



 http://gkrcorp.com/moving-helpful-hints

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis