Bugün bizim "aile tarihimizde" çok önemli bir gün.
Babamla 21, annemle 14 yıl sonra aynı şehirde yaşamaya başlayacağımız gün bu gün.
Ohhh.
23 Haziran 2010
14 Haziran 2010
Nefes
Fragmanlarını seyrederken bile bir tuhaf oluyordum. Filmi seyretsem mi seyretmesem mi karar veremiyordum. Ve sonunda seyrettim.
Etkilendim hem de çok. Biliyordum böyle olacağımı. 3 gündür aralıksız onları, olanları düşünüyorum. “Mehmedin Kitabı”nı okuduğumda da aynen böyle olmuştu. Kitabı okurken hiç ağlayamamıştım; filmi izlerken de hiç ağlamadım.
Sadece kafama balyoz yemiş gibi oldum.
Günlerce gitmemişi aklımdan kitap diyeceğim ama hala hatırlıyorum; seneler geçmesine rağmen.
Film de öyle olacak, eminim.
Savaş var işte. Bildiğin savaş. Ne zaman, nasıl biter, kim bitirebilecek, bu kadar can yandı daha ne kadar can yanacak bilmiyorum.
Bitsin artık, sadece bitsin. Gencecik insanlar, kimle neyle neden savaştığını bilmeden ölmesin.
Etkilendim hem de çok. Biliyordum böyle olacağımı. 3 gündür aralıksız onları, olanları düşünüyorum. “Mehmedin Kitabı”nı okuduğumda da aynen böyle olmuştu. Kitabı okurken hiç ağlayamamıştım; filmi izlerken de hiç ağlamadım.
Sadece kafama balyoz yemiş gibi oldum.
Günlerce gitmemişi aklımdan kitap diyeceğim ama hala hatırlıyorum; seneler geçmesine rağmen.
Film de öyle olacak, eminim.
Savaş var işte. Bildiğin savaş. Ne zaman, nasıl biter, kim bitirebilecek, bu kadar can yandı daha ne kadar can yanacak bilmiyorum.
Bitsin artık, sadece bitsin. Gencecik insanlar, kimle neyle neden savaştığını bilmeden ölmesin.
7 Haziran 2010
Eyy Sabiha Gökçen’de yer hizmeti veren insanlar!
Aklınızı başınıza toplayın!
Seyahat boyunca bebekleri oyalamak için kendini heba eden insan evladına biraz anlayış gösterin.
Bebek arabasını uçağa girişte teslime edip aynı yerde teslim almak istememizin mantığını çözmeye çalışın!
Bebek arabalarını “banttan alın!” uyarısıyla kucağında bebek, sırtınca çanta ile koooca havaalanını baştan başa yürüyen zavallı insanoğlunu bantta 45 dakika bekletmeyin.
Hele hele suratsız elemanlarınıza “biraz daha bekleyin, geleceeek!” hiç dedirtmeyin.
Ve aynı elemanlarınızı “şikayet dilekçesini nereye teslim edeceğim?” diye soran kişiye “bana verin” gibi saçma sapan da konuşturmayın.
Ne mi olur? Hiiiç.
Sadece bir dileğim olur: “Siz de bu halde bekleyesiniz inşallah!”
Ha bir de hatırladıkça saçlarım bile diken diken olur!
Labels:
güncel
21 Mayıs 2010
Bağlantı
Ölmek kaderde var. Doğru.
Her canlı ölümü tadacak. Doğru.
O da, ben de, hepimiz öleceğiz. Doğru.
Ama ölenin arkasında kalanlar, acı çekenler var.
Acının paylaşılması, paylaştıkça azalması var.
Bilmek var, söylemek var, yorumlamak var.
Dil var, kulak var, beyin var. Üçünün arasında bağlantı kurmak, kurabilmek var.
Ne acı ki bağlantıyı kuramayanlar da var.
Labels:
güncel
14 Mayıs 2010
Kırmayın bizi
Niye kırıyorsunuz yahu? Kırmayın bizi.
Bak şimdi, yine tonla para verilmiş, ajans çalışmış, kimbilir kimler ne kadar uğraşmış. Ama üzgünüm olmamış... Hem de slogan hatalı yahu alt metin bile değil.
11 Mayıs 2010
Rakı&Balık
Oh be! İçtim, rahat ettim. Yine yesem yine içerim.
Demir'i öğrendiğim andan itibaren ağzıma değmemişti. Doğumdan çook sonra çok keyiflendiğimde bir kadeh şarap içtim sadece. Ama anneler gününde oldu olan. İlk anneler günümün şerefine rakı-balık yaptık mis gibi. Oh be, özlemişim valla...
Bu arada Yeni Rakı'nın yeni ilan ailesine bayıldım, işte onlardan biri:
Demir'i öğrendiğim andan itibaren ağzıma değmemişti. Doğumdan çook sonra çok keyiflendiğimde bir kadeh şarap içtim sadece. Ama anneler gününde oldu olan. İlk anneler günümün şerefine rakı-balık yaptık mis gibi. Oh be, özlemişim valla...
Bu arada Yeni Rakı'nın yeni ilan ailesine bayıldım, işte onlardan biri:
Labels:
güncel
3 Mayıs 2010
Çocuk İstismarı
Günlerdir aklımdan çıkmıyor. Düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Mantığım almıyor, kafamın içinde yerleştiremiyorum. Üstelik çıkan rezaletlerin arkası da kesilmiyor, her gün yeni bir haber çıkıyor.
Yapanlara hayatımda etmediğim küfürleri ettim, göz yumanlara da, “olayı kapatmayı” uygun bulanlara da. Nasıl bir dünyada, nasıl bir ülkede yaşadığımızı sorguluyorum. Cezasız kalmamalı bunlar. Olayla ilgisi bulunan herkese çok ağır cezalar verilmeli bence.
Elimizden pek bir şey gelmiyor ama tepkimizi gösterelim bari. Tek tek yerine toplu ses çıksın, belki duyan olur...
30 Nisan 2010
Geliyor mu ne?
Tam 20 yıldır beklediğimiz günün gelmesine 2 ay kaldığına hala inanamıyorum. Çıt bile çıkarmadan 2 ayın da geçmesini bekliyorum...
Labels:
güncel
29 Nisan 2010
Dönücem ben sana!
http://www.gettyimages.com/detail/98471719/Digital-Vision
Telefonu açıp da: “Hanımefendi iyi güner, geçenlerde konuşmuştuk bana dönecektiniz, dönmediniz” diyen tüm insanoğlu!
Gün içinde birçok insan gibi ben de birçok insanla konuşuyorum. Firmanın adını söylemeden, kendi adını ve soyadını vermeden, konuştuğumuz konunun ne hakkında olduğunu belirtmeden neden hesap soruyorsun yahu? Deli misin?!
Labels:
ofis
28 Nisan 2010
22 Nisan 2010
Gelincikler soldu ve o gün bize bir güneş doğdu
Barış'tan Demir'e
http://www.barisbicakci.com/temp/deadfish_gsvobbgd.mp3
Bir elin 4 parmağıydık geçen yıla kadar. Herkes çok farklı, her anlamda. Farklılar daha mı güzel anlaşabiliyor, nedir bilmem…
2009’da en küçük parmak da eklendi bizim ele. Bizim evin bebeği, onların da bebeği oldu. Hemen her anını onlar da yaşadı, bizimle aynı tadı aldılar neredeyse. Demir en çok onları tanıdı, en baştan beri…
Ve 2009 onlara çok sevecekleri bir hediye verirken çok sevdiklerini aldı yanlarından. Gelincikler soldu üst üste hem de. Birinin acısını atlatamadan diğeri eklendi üstüne. Ve işte “güneş”in doğumu da tam o tarihlere denk düştü. Tanrı gelincikleri yanına alırken, güneşi teselli bıraktı onlara belki de…
İşte bu müzik onları, olanları anlatıyor, benim de taa içime işliyor…
http://www.barisbicakci.com/temp/deadfish_gsvobbgd.mp3

2009’da en küçük parmak da eklendi bizim ele. Bizim evin bebeği, onların da bebeği oldu. Hemen her anını onlar da yaşadı, bizimle aynı tadı aldılar neredeyse. Demir en çok onları tanıdı, en baştan beri…
Ve 2009 onlara çok sevecekleri bir hediye verirken çok sevdiklerini aldı yanlarından. Gelincikler soldu üst üste hem de. Birinin acısını atlatamadan diğeri eklendi üstüne. Ve işte “güneş”in doğumu da tam o tarihlere denk düştü. Tanrı gelincikleri yanına alırken, güneşi teselli bıraktı onlara belki de…
İşte bu müzik onları, olanları anlatıyor, benim de taa içime işliyor…
20 Nisan 2010
İkna et beni hava!
Bahar gelsin artık. Sıcak olsun, yaz gelsin hatta.
T-shirtle çıkayım dışarı, balkon kapısı açık olsun.
Ofise kazakla gelmeyelim artık.
Sıcacık çay değil, buz gibi limonata cazip gelsin.
Hadi!!!
Labels:
güncel
16 Nisan 2010
Kabus
Rüyamda ne çok ölü görüyorum ben yahu. Hep sevdiğim insanlar ölüyor. Ağlaya ağlaya uyanıyorum. Oh rüyaymış diyor, yatıyorum; kaldığım yerden devam!.. Çevremde öldüğünü görmediğim çok az insan kaldı. Artık ölü görmeyince şüphelenmeye başladım. Tamam anladım, “ömür katıyorum” gördüklerime de ağır gelmeye başladı artık bana da…
Hazır yaz geliyor, hava güzelleşiyor, içim kıpır kıpır olmak üzere. Ölümlere, cenazelere biraz ara versem ya. Nasıl bir bilinçaltı bu böyle!!!
Hazır yaz geliyor, hava güzelleşiyor, içim kıpır kıpır olmak üzere. Ölümlere, cenazelere biraz ara versem ya. Nasıl bir bilinçaltı bu böyle!!!
Labels:
kabus
12 Nisan 2010
25 Mart 2010
Hayal dünyası
Şöyle bembeyaz bir ofisim olsa…
Yine bembeyaz bir mac’im. Ve ben o mac’i canavar gibi kullanabilsem
Masamda dev gibi nikon bir fotoğraf makinem olsa ve ben istediğim “an”ları yakalayabilsem hep
Yine bembeyaz bir mac’im. Ve ben o mac’i canavar gibi kullanabilsem
Masamda dev gibi nikon bir fotoğraf makinem olsa ve ben istediğim “an”ları yakalayabilsem hep
Ofisin önünde bakımlı kocaman bir bahçe ve bahçede mis kokulu çiçekler, meyve veren ağaçlar olsa
Bahçeden çıkınca hayata karışabilsem, alışveriş merkezleri de olsa küçük küçük dükkanlar da
Yan komşum nefis bir pastane olsa, akşamüstleri oradan mis kokulu kekler gelse, yesem
Kocaman bir dolap olsa içinde çeşit çeşit içecekler
Bütün gün keyifli keyifli çalışsam, arkadaşlarım da uğrasa arada bana
Ofiste enerjili insanlar olsa, güzel işler çıkarsak bu enerji ile
Telefon sadece 1 kere çalsa, arayan kişi stres yaratmasa boşuna
Sabahtan akşama kadar müzik çalsa tımbır tımbır
İstediğim saatte gelebilsem işe ve gidebilsem oğluma, canım öpmek istediğinde
Hatta işe getirebilsem onu bırakmaya kıyamadığım anlarda…
Labels:
hayal
24 Mart 2010
21.30 mesaisi
Bu sefer mesaideki ben değilim. (Hoş ben bu mesai işini boşladım zaten ne zamandır!) THY’nin call center insanı mesaideki. 21.30’da hala çalışıyor, yazık üzüldüm tabii.
Ama bu o saatte beni aramasını gerektirmiyor. Ertesi günü bekleyebilir benimle konuşmak için. O saatte uyuyanı, işi olanı, hastası olanı, dizisinin önemli yerinde olanı var. 21.30 call center elemanı tarafından aranmak için kötü bir saat! Kızcağıza ayıp olmasın diye ters konuşmadım ama kayıtları dinleyenlere ısrarla ilettim: “ayıptır! Bu saatte insan böyle bir konu için rahatsız edilmez!!!”
Zaten verdiği haber de kötü bir haber. 16’daki uçuşu almışlar 21’e. Tam uyku saatinde biz havalarda… Harika!
Labels:
thy
5 Mart 2010
4 Mart 2010
N’oluyor yani?
Her ölümden sonra karar veririm, geri kalan hayatım stressiz geçirip, küçük şeylerle mutlu olacağım! Ve bu şekilde en fazla üç gün yaşayabilirim…
Her hasta ziyaretinden sonra, bize verilmiş en büyük hediyenin sağlık olduğunu anlarım. Ve insanın en çok sağlıklı olduğu için mutlu olması gerektiğini. En fazla bir gün bunu uygularım…
Özellikle doğumdan sonra her pazartesinin rejime başlama günü olduğunu düşünüyorum. Ve pazartesi öğleden sonra bu rejimin bana göre olmadığını...
Yeni sorunum ise şudur: Her akşam işten eve gittiğimde onlarca plan oluyor kafamda yapmak istediğim. Ve her gece Demir’i yatırma aktivitesi sırasında % 80’ini elemiş, ertesi güne bırakmış oluyorum. Kalan %20 ise “düzenli olarak” koltukta uyuyakaldığım için otomatik olarak ertesi güne devrediyor.
Kendimden endişelenmeye başladım.
Her hasta ziyaretinden sonra, bize verilmiş en büyük hediyenin sağlık olduğunu anlarım. Ve insanın en çok sağlıklı olduğu için mutlu olması gerektiğini. En fazla bir gün bunu uygularım…
Özellikle doğumdan sonra her pazartesinin rejime başlama günü olduğunu düşünüyorum. Ve pazartesi öğleden sonra bu rejimin bana göre olmadığını...
Yeni sorunum ise şudur: Her akşam işten eve gittiğimde onlarca plan oluyor kafamda yapmak istediğim. Ve her gece Demir’i yatırma aktivitesi sırasında % 80’ini elemiş, ertesi güne bırakmış oluyorum. Kalan %20 ise “düzenli olarak” koltukta uyuyakaldığım için otomatik olarak ertesi güne devrediyor.
Kendimden endişelenmeye başladım.
Labels:
tembellik
3 Mart 2010
"mış gibi" insanı
Neden "mış gibi" yapmak zorunda hisseder bazısı?
Kibarmış gibi yapmak mesela...
Değilsin işte, emanet gibi duruyor kibarlık üzerinde!
Niye uğraşıyorsun? Rahat ol, barış kendinle
Normal ol, düz ol!
Kibarmış gibi yapmak mesela...
Değilsin işte, emanet gibi duruyor kibarlık üzerinde!
Niye uğraşıyorsun? Rahat ol, barış kendinle
Normal ol, düz ol!
Labels:
kibarlık
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















