20 Ekim 2010

Fikrim Geldi

Bana bir kıpırtı geldi bu aralar. Bir haller oldu. Girişimci ruhum coştu.
Yoğun olunca mı böyle oluyorum, evi özleyince mi bilmiyorum.
Ama gözüm döndü valla, aklımda çılgın fikirler var.
Geçen hafta bir arkadaşımdan aldığım kıvılcımla coştum, araştırma içindeyim(z). Açıklama yapamam, ısrar etmeyin!
Yetmedi, hergün uğrayıp kahvaltımı aldığım pastanenin sahibine “ortaklık” teklif ettim!
Yeni iş yaratasım, şirket kurasım geldi.
Eylemlerimin devam etmesinden korkuyorum.
Biri bana “dur!” desin.

19 Ekim 2010

Bir bakış bir bakışa...

Yeni trendi açıklıyorum: GÖZ












İlan mı hazırlaman gerek, bul bir göz.



 
 
 
 
 
 
 
 
 
İrisini, retinasını, kirpiğini neyini bulursan kullan...








30 Eylül 2010

İstemiyormuşum ki...

Evet, evet. Sağol arkadaşım. Meğer duymak istediğim buymuş. İki gündür kendimi yemekten bu cümle sayesinde vazgeçtim. Niye patron olmak istemediğimi anladım. Şimdi daha neşeli çalışıyorum. Oh, bak yine rahatladım...

24 Eylül 2010

Yazdım, rahatladım

Bugün hırsımın tükendiği gün.

Canımın ev kadını olmak istediği gün. Demir’le oturup bir saat umarsızca tren oynanamak istediğim gün. Uğraştığım problemin çerçeveye yerleştireceğim fotoğrafa karar verememek olmasını istiyorum bugün. Akşam yemeğe ne pişirsem diye düşünmek istediğim, yemekten sonra yürüyüşe çıkmak istediğim gün. Çay saatinde nilly’le geyik yapmak istediğim, Demir’e sahilde kuşları göstermek istediğim gün. Kuaföre gidip manasızca fön çektirmek istediğim, caddenin en boş saatlerinde mağazalara girip çıkmak istediğim gün, işte bugün!

Canım rapor yapmak istemiyor, telefonla konuşmak, pazarlık yapmak da istemiyor. Yaptığım işleri açıklamak, yapacaklarımı sıralamak da istemiyor. Bilgisayar karşısında oturup gelen maillere cevap yazmak da istemiyor. Cart hanım, curt bey diye devlet meselesi haline getirdiğim işlerianlatmak da istemiyor.

Canım söylenmek istiyor bugün.
Olmayan iznime söyleniyorum.
Olsa bile istediğim anda kullanamayacağıma söyleniyorum.
Benim olmayan şirkete söyleniyorum.
Kendi şirketimi kurma becerisine/parasına sahip olmadığıma söyleniyorum.
Yıllardır uğraştığım halde hala böyle düşünebilmeme söyleniyorum.
Bugün Cuma ama haftasonumun iş dolu olmasına söyleniyorum.
Yazın bitmesine söyleniyorum.
Kendime söyleniyorum, uçan kuşa da söyleniyorum.

Oh be, yazmak iyi geldi.


22 Eylül 2010

Bu da insan mı? Değil!

Kimseye beddua etmek istemem ama...
Hakediyor!!!
Allah bildiği gibi yapsın!
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/15839925.asp?gid=373

15 Eylül 2010

Mızık Minik adam

Minik adam hasta, kafasını kaldıramıyor, bir lokma yemek yemiyor, mızık mızık, kucaktan inmek bile zor geliyor, yürümeye mecali yok. Ama anne yanında yok! Ah be ah! Hastayken mızıklamasını çekmeyeceksem nerde kaldı cefakâr annelik...


Yıllardır biriken izinlerimi bırakıp dımdızlak vaziyette yeni işe başladığıma ve hatta çalıştığıma böyle günlerde çok üzülüyorum işte!

7 Eylül 2010

Güle güle...

Boğazımda bir düğüm var; yutkunuyorum geçmiyor birtürlü iki gündür. Küçücük bir kız çocuğu, uğraştı, çabaladı; ailesi çok çırpındı; olmadı. Tanrı onu da yanına aldı...
Nehir, Can ve adını bilmediğim niceleri...
Yerlerinde mutlu olsunlar, çocukluklarının tadını meleklerin yanında çıkarsınlar, artık hep gülsünler, oynasınlar...

2 Eylül 2010

Kuruttu beni!

İçim kurudu içim.
Enerjim gitti. Tüketti beni.
CRM alanında çalışıp da bu kadar "bitik" olmaz ki insan. Gidip evinde yatıp uyusa, ya da facebook profilindeki fotoğrafları saat başı değiştirse ya; müşteri adaylarına gidip iç kurutacağına.
Evlerden ırak valla. Randevu verirken sesten şüpheleniyorsanız içgüdülerinize kulak verin. Kulak verin de tükenmeyin...

19 Ağustos 2010

Öylesine

Günler nasıl çabuk geçiyor böyle.

Yeni eve taşınalı 1,5 yıl, Demir doğalı 1 yılı, yeni işe başlayalı 1 ayı geçti. Hergün birbirinin aynısı mı yoksa her şey artık çok mu farklı bilemiyorum.

Eve çoktaan alıştım, Demir’li hayata da. İşe bile alıştım aslında ama arada tekliyorum hala. “Ne işim var burada” bile oluyor ama neyse ki çoğu zaman “iyi ki gelmişim...”

Yaşlandım mı acaba diye düşünüyorum bu aralar; alışkanlıklarım oluşmuş ben farkında olmadan. Rutinlerim olmuş ve ben onlara, anlamadan, sadık kalmışım. Kurallarım oluşmuş. Oysa böyle değildim ben eskiden; “yeni”ler daha çok cezbederdi beni.

Neden yazıyorum bu postu o da belli değil. Canım birşeyler yazmak istedi sadece, uzun süredir yazmıyordum. Oysa eleştirecek bir sürü reklam-olay-insan var hala hayatta. Blogumun amacı yani (!)

Aa bir de tarihime önemli not düşeyim bu postta:

Bugün Aras doğdu. Demir’le Aras da babaları gibi iyi arkadaş olurlar umarım, hayat boyu...
Bir önemli olay daha olacak bu akşam ama onu sonra yazacağım... Sürpriz bozulmasın :P

26 Temmuz 2010

Anının arsızı ve pembe tel zımba

Öyle dedi OİP "arsız anılar çıkar bir anda". Çıktı valla. Bugün saçma sapan bir anda, saçma sapan bir şekilde fıırrttt diye çıktı. Pembe tel zımbamın kulaklarını çınlattım bu sabah. 5,5 sene aynı masayı paylaştık onunla. Az kahrımı çekmedi zavallı. Ama severdim keratayı, az evrak geçmedi elimizden... Ayrılmadık hiç. İnsanın kendini bile kaybettiği fuarlardan dahi sağasalim getirmiştim ben onu. Tüm tehditlerden korumuştum. Sahi niye almadım ki ben onu yanıma giderken? Şirket malı diye herhalde. E parasını verseydim de alsaydım keşke yahu. Arkadaşlık ederdi şu yeni masamda bana. Kıymetini bilse bari yeni sahibi. Ara ara uyuzluk gelse de üstüne, hassas alettir o. Kibardır; öyle 10 kağıt koyarsan üstüste zımbalamaz. 5 - 6'dır maksimum tercihi. Onu da beğenecek, öyle her kağıdı sevmez; alıngandır, inatçıdır. Canı istemiyorsa yapmaz, strese gelmez...
Oturup pembe zımbam hakkında bu kadar düşündüğüme hatta yazdığıma inanamıyorum. Boş vaktim miş var ne?

22 Temmuz 2010

1 koca muhteşem yıl

Canım oğlum, bebeğim, yaşamımdaki en muhteşem varlık, en güzel amacım, canım,

Bugün senin doğumgünün. Tam bir yıl oldu hayata gözlerini açalı. Hayatımızın değiştiği o günün üzerinden tam bir yıl geçti. Bir koca, muhteşem yıl.

Nasıl geçti, sen nasıl bu kadar çabuk büyüdün, ne zaman hayatımın amacı oldun, yaşamamın en güzel sebebi oldun bilmiyorum. Bu kadar derin bir sevgi nasıl oluştu bir yılda, anlayamıyorum. Ama bu kadar güzel bir duyguyu yaşadığım, hem de doya doya yaşayabildiğim için hergün şükrediyorum.

Seni ilk görüşümü, ilk ağlayışını duyuşumu, ilk kucağıma alışımı şu an gibi hatırlıyorum. Gözlerini hayata açtığın günden beri beni hiç üzmedin. Uykusuz gecelerim, yorgunluktan tükenmişliğim oldu tabii ama senin bir gülüşün yetti bulutların dağılmasına. Hasta olmadın, huysuzluk yapmadın, çok ağlamadın. Mutlu bir bebek oldun, bizi de çok mutlu bir anne-baba yaptın.

Her gün yeni birşeyler öğrendin. Senin gelişimizi izlemek, her gün başka bir süprizinle karşılaşmak öyle güzeldi ki... İlk bilinçli gülümsemen, ilk alkışın, ilk “gel” sözcüğün, ilk dişin, ilk emeklemen her anın ayrı güzeldi. Hayatım boyunca hiç bir anını unutmayacağıma emin olduğum muhteşem bir yıl yaşattın bana.

Hayatımızın değeri arttı seninle. Hayat amacımız, bakışımız, yaşamımız değişti. En güzel yerine oturttuk seni yaşamımızın. Senin için en iyisini yapmaya çalışıyoruz, en doğru bildiklerimizi sana anlatmaya çalışıyoruz.

Bundan sonra da yine en iyi bildiklerimizi sana anlatmaya çalışacağız; kendi yolunu çizerken yanında olsun bizim tecrübelerimiz diye. Düşe kalka öğreneceksin biliyorum sen de hayatı. Düşersen yanında olup kaldırmaya çalışacağız seni, başarılı olduğunda en çok biz gurur duyacağız seninle hayat boyu.

Canım bebeğim,

Devirdik işte bir koca yılı beraber. Daha nice yıllar, koca bir ömür geçirmek istiyorum seninle. Büyüdüğünü, kocaman adam olduğunu, baba olduğun günü görmek istiyorum. Senin her gününü doya doya yaşamak, hayatın keyfini seninle almak istiyorum.

Sana öncelikle sağlıklı ve mutlu bir hayat, başarı, huzur, bol şans ve para diliyorum. Hayattaki tüm amaçlarını gerçekleştirmeni; doğru, dürüst, çalışkan, seven ve sevilen bir insan olmanı çok istiyorum.

Doğum günün kutlu olsun küçük kuzum.

Seni çok seviyorum.

28 Haziran 2010

Son 3!

Bu da enteresan bir duyguymuş.
Gün geçirmek için, öylecee oturuyorum, abuk subuk işlerle vakit dolduruyorum! 













http://www.gettyimages.com/detail/86512388/Comstock-Images

24 Haziran 2010

Eda veda elveda

İşyerime yani. 5 buçuk yılımı geçirdiğim yere. Oğlumdan fazla gördüğüm ofise.

Alışığım aslında ben böyle gitmelere. Giderken çok azap da çekmem, toparlanır giderim. İlk birkaç gün şöyleydi, böyleydi derim içimden. Muhasebe yaparım; gidişimi haklı bulur, rahatlar ve önüme bakarım.

Yine gideceğim. Yine ilk birkaç günü aynı duygularla geçireceğim, eminim. Ama bu sefer çok uzun kaldım burada ya, alışkanlık oldu biraz galiba. Huzur da vardı aslında, e mutluydum da. Yetmiyor işte insanoğluna. Hep birşeyler arıyorsun, daha iyisi var mı, merak ediyorsun. Ya da ben ediyorum, başkasını bilmiyorum. Ama aradım, buldum ve gidiyorum.

Umarım daha güzel günler bekliyordur beni yeni durakta. Daha mutlu bir şirkettir, buradaki eksikler orada tamamdır.

Eh, artık buraya benden veda. Eşyalarımı toplamak, masamı boş görmek çok tuhaf gelse de doğru olanı yapıyorum, biliyorum.

Kısaca eda veda elveda...


23 Haziran 2010

O gün, bu gün

Bugün bizim "aile tarihimizde" çok önemli bir gün.
Babamla 21, annemle 14 yıl sonra aynı şehirde yaşamaya başlayacağımız gün bu gün.
Ohhh.

14 Haziran 2010

Nefes

Fragmanlarını seyrederken bile bir tuhaf oluyordum. Filmi seyretsem mi seyretmesem mi karar veremiyordum. Ve sonunda seyrettim.
Etkilendim hem de çok. Biliyordum böyle olacağımı. 3 gündür aralıksız onları, olanları düşünüyorum. “Mehmedin Kitabı”nı okuduğumda da aynen böyle olmuştu. Kitabı okurken hiç ağlayamamıştım; filmi izlerken de hiç ağlamadım.
Sadece kafama balyoz yemiş gibi oldum.
Günlerce gitmemişi aklımdan kitap diyeceğim ama hala hatırlıyorum; seneler geçmesine rağmen.
Film de öyle olacak, eminim.
Savaş var işte. Bildiğin savaş. Ne zaman, nasıl biter, kim bitirebilecek, bu kadar can yandı daha ne kadar can yanacak bilmiyorum.
Bitsin artık, sadece bitsin. Gencecik insanlar, kimle neyle neden savaştığını bilmeden ölmesin.

7 Haziran 2010

Eyy Sabiha Gökçen’de yer hizmeti veren insanlar!

Aklınızı başınıza toplayın!
Seyahat boyunca bebekleri oyalamak için kendini heba eden insan evladına biraz anlayış gösterin.
Bebek arabasını uçağa girişte teslime edip aynı yerde teslim almak istememizin mantığını çözmeye çalışın!
Bebek arabalarını “banttan alın!” uyarısıyla kucağında bebek, sırtınca çanta ile koooca havaalanını baştan başa yürüyen zavallı insanoğlunu bantta 45 dakika bekletmeyin.
Hele hele suratsız elemanlarınıza “biraz daha bekleyin, geleceeek!” hiç dedirtmeyin.
Ve aynı elemanlarınızı “şikayet dilekçesini nereye teslim edeceğim?” diye soran kişiye “bana verin” gibi saçma sapan da konuşturmayın.
Ne mi olur? Hiiiç.
Sadece bir dileğim olur: “Siz de bu halde bekleyesiniz inşallah!”
Ha bir de hatırladıkça saçlarım bile diken diken olur!

21 Mayıs 2010

Bağlantı


Ölmek kaderde var. Doğru.
Her canlı ölümü tadacak. Doğru.
O da, ben de, hepimiz öleceğiz. Doğru.
Ama ölenin arkasında kalanlar, acı çekenler var.
Acının paylaşılması, paylaştıkça azalması var.
Bilmek var, söylemek var, yorumlamak var.
Dil var, kulak var, beyin var. Üçünün arasında bağlantı kurmak, kurabilmek var.
Ne acı ki bağlantıyı kuramayanlar da var.


14 Mayıs 2010

Kırmayın bizi


Niye kırıyorsunuz yahu? Kırmayın bizi.
Bak şimdi, yine tonla para verilmiş, ajans çalışmış, kimbilir kimler ne kadar uğraşmış. Ama üzgünüm olmamış... Hem de slogan hatalı yahu alt metin bile değil.

11 Mayıs 2010

Rakı&Balık

Oh be! İçtim, rahat ettim. Yine yesem yine içerim.
Demir'i öğrendiğim andan itibaren ağzıma değmemişti. Doğumdan çook sonra çok keyiflendiğimde bir kadeh şarap içtim sadece. Ama anneler gününde oldu olan. İlk anneler günümün şerefine rakı-balık yaptık mis gibi. Oh be, özlemişim valla...
Bu arada Yeni Rakı'nın yeni ilan ailesine bayıldım, işte onlardan biri:

3 Mayıs 2010

Çocuk İstismarı


Günlerdir aklımdan çıkmıyor. Düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Mantığım almıyor, kafamın içinde yerleştiremiyorum. Üstelik çıkan rezaletlerin arkası da kesilmiyor, her gün yeni bir haber çıkıyor.
Yapanlara hayatımda etmediğim küfürleri ettim, göz yumanlara da, “olayı kapatmayı” uygun bulanlara da. Nasıl bir dünyada, nasıl bir ülkede yaşadığımızı sorguluyorum. Cezasız kalmamalı bunlar. Olayla ilgisi bulunan herkese çok ağır cezalar verilmeli bence.
Elimizden pek bir şey gelmiyor ama tepkimizi gösterelim bari. Tek tek yerine toplu ses çıksın, belki duyan olur...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis