10 Haziran 2013

Zihin

Bazen okyanusta yüzüp derede boğulduğumu hissediyorum.
İnsan zihni ilginç algılıyor.
Büyük şeyler canımı artık hiç acıtamazken küçücük detaylar bir anda içime işliyor.
Herşeye ama kesintisiz, en büyükten en küçüğe herşeye insan ne kadar sürede alışıyor?

6 Haziran 2013

Kaldırım Taşları

Gecelerdir iyice uykusuzum. Zaten sapıtık olan uyku düzenim Gezi olayları ile birlikte hepten zıvanadan çıktı.
Facebook, Ipad, TV ne varsa sabahlara kadar açık.

Dün gece ilk kez başka bir kanala takıldım, facebook ve twitterı kapattım ve yine Issız Adam'ı seyrettim. Yine söylendim söylendim ve yine bitişinde deli gibi ağladım! Uzun zamandır ağlamıyordum, bi tuhaf geldim kendime...

Ve dün uzun süredir kendimi çok geliştirdiğimi sandığım bir konuda pek de geliştirmediğimi duydum birkaç ağızdan. Olumsuz düşünmemek için de deli çaba sarfetsem de bir arpa boyu yol aldığımı görmek çok üzdü beni.

Dün bir süredir yoğun olarak hissettiğim bir duygunun aslında o kadar da yoğun olmadığını anladım.

Yine dün kankamın analizi ile benim de katıldığım şekilde bilinçaltımın bariz biçimde bilinç üstünü etkilediğini ve tavırlarımı bilinçaltıma göre geliştirdiğimi hissettim. Bilinçaltım hazır olunca - ki hazır olmak üzere- bazı şeyler değişecek galiba... Çağırıyorum artık...

Ve dün gece gördüğüm o minik kız elbiseleriyle içimdeki heyecanın ve dibindeki korkunun farkına vardım. Bugüne kadar büyük adımlar hep benden geldi, jak sabitti genelde. Şimdi koca bir adım geliyor ondan. O değişecek, hayatı, bakış açısı, herşeyi değişecek. O bunun farkına varmayacak ama ben bileceğim. Hayatının belki de en anlamlı zamanları başlayacak, odağı değişecek. Huyu suyu değişecek. Bende gördüğü hataları o da yapacak. Başkasına kızdıklarını o da uygulayacak. 6 ay kaldı. 6 ay sonra o küçücük kız geldiğinde yanımıza, Demir'in kardeşi olarak büyütebiliriz umarım birlikte. Ve dün farkettim ki o elbiseleri gördüğümde; yeniden teyze olmanın, o heyecanı, o korkuyu, o mutluluğu, endişeyi, sevinci, hayalleri yaşamanın tam da zamanı... Demir doğduğunda onların yaralarına ilaç olmuştu. Minik doğduğunda ise bana yeniden bir güneş doğacak...

Gezi Parkı

Bugün Gezi Parkı direnişinin 10. günü...
Ve özet bu:


Umarım birgün herşey çok güzel olacak...

27 Mayıs 2013

Mesaj kaygısı

Bir cümle okudum geçen gün biryerlerde. Özetle şunu söylüyordu; aklından çokca geçirdiğin şeyi öyle çok çağırırsın ki olmaması için sebepler kalkar ortadan.
Başka bir yerde de şöyle birşeyler okudum: sen birini çok düşünüyorsan, onun da seni düşünüyor olması ihtimali çok yüksektir.
Yıllardır ispatladığım bir tezim vardır: Aklımdan alakasız insanları alakasız zamanlarda geçirmem demek; o kişiyi yakın zamanda alakasız bir yerde göreceğim demektir...
Rüyalarda da böyle değil midir, görürsün, gerçekleşir, birşeyler olur... Bilinçaltı...

Peki şimdi yukarıdakileri bildiğime göre; hala kafamın karışıyor olması enteresan değil mi?
Bu aralar bu karışıklık meselesi hoşuma mı gidiyor yoksa.. Rüyada gördüğüm başka şeyler düşündürüyor, aklımdan geçenler bambaşka, "tesadüfler" oluyor mu yoksa ben mi çağırıyorum?

İyi olacak birşeyler, hissediyorum :P

Bu aralar ne kadar takıldım böyle konulara, kendimden şüphe eder oldum. Pek yakında döneceğim özüme blog, endişelenme!

24 Mayıs 2013

Hatırlamalıklarım


İşte bunlar benim hatırlamlılarım... Masamda durup bana hatırlatacaklar artık. Daha eğlenceli çalışabileceğimi ve daha mutlu olabileceğimi. Ve bir de bu halde de başarılı olunabileceğini...

21 Mayıs 2013

Dilek Önder de demiş...

Ben mi bu yazıları buluyorum, bu yazılar mı beni?
Dilek Önder yazmış, 2 gün önce...

......
Aslında pişmanlık işe yaramaz ki!
Zaten pişmanlığın ilki, sonu olur mu?
Bir insan bir şey için kaç kere pişmanlık duyabilir?
İki, üç, dört??
Bence 3-4 arası...
İnsan önce pişman oluyor... Bir süre o pişmanlıkla yaşıyor.
Sonra...
Yaş ilerledikçe, zaman geçtikçe bütün pişmanlıkların yerini, şımarıkça bir hoşgörü alıyor.
Hatta artık yapmadıklarına pişman olmaya başlıyorsun.
Anı olarak anlattıkların...
Hep o pişman oldukların değil mi?

14 Mayıs 2013

Beklenti=hayal kırıklığı

Üzerinde sıkça düşündüğüm konulardan biri oldu bu...
Son zamanlarda tanıştığım, bana düşünmem konusunda yardımcı olan birinden duyduğum ve o anda farketmesem de sonradan aklımda en çok kalanlardan birinin de bu formül olduğunu farkettim.
Beklenti hayal kırıklığı yaratıyor. Beklemezsen mutlu olma ihtimalin artıyor. Beklememek mümkün mü? Zor ama mümkün evet... Deniyorum, bazen oluyor...

İnsan farkında olduğunda bazı şeylerin; daha rahat, daha net bir yaşam çıkıyor karşısına. Bu insanı sıkıntıya sokan değil aksine mutlu eden bir sürece de dönüyor zaman içinde...

Ve farkettiğim bir başka konu ise beni strese sokan şeylerin artık canımı acıtamadığı. Çünkü artık onları bulmaya, çıkarmaya ve atmaya çalışıyorum. Uyumadan önce yapamadıklarımı değil yaptıklarımı düşünüyorum. Bana keyif veren noktaları yakalıyorum. Bu ben miyim?
Evet, ben artık 36 yaşında ben oluyorum...
Daha alacak çok yol var ama kısa yolları keşfetmeye başladım.

20 yıl sonra hatta birkaç yıl sonra insan stres yapan detayları değil, keyif verenleri hatırlarmış. Aynı 10 yıl önce keyif alınan herşeyi hatırladığı gibi...

Bu akşam şarabımı keyifli anları düşünerek içeceğim... 

3 Mayıs 2013

Mayıs

Mayıs geldin mi sonunda? Çok sevindim geldiğine. Yılın en güzel ayları başlıyor bence seninle birlikte.
Hava durumu ile mutluluğun bu kadar bağlantılı olduğu kaç bünye vardır bilmem. Enerjisi yükselen, gülerek uyanan, işleri daha hızlı yapan, herşeyden keyif alan...
İyi ki geldin be mayıs...

30 Nisan 2013

Sorgu sual

Çoğu zaman daha rahat, huzurlu bir insan olmaya özenmişimdir. "Yay"ların aksine sürekli içimde ya yetişmezse, ya olmazsa, ya aksi giderse endişesi var... Sürekli bir telaş ya da faaliyet halindeyim. Kendi yükümden kendim yoruldum.

Bu blog mudur bunları yazma yeri, değil. Ama birincisi canım yazmak istiyor eni konu. Teşhis ettim ya sorunu, üzerine gidiyorum. İkincisi başka yere yazarsam onu da kendime "proje" haline getiririm diye burada yazıyorum. İnsan kendini 30'undan sonra tanımaya başlar; 40'ında oturturmuş ya herşeyi yerli yerine. Ben 36'da tanımaya başladım. Yaşlanmadan bir durak önce oturacak ben de olaylar demek ki...

Eskiden çok komik gelirdi facebookta, orada burada beylik lafları beğenenler. şimdi baktım da ben facebookta gördüğümü blogda paylaşmışım... Kendime yeni mottolar mı bulmaya çalışıyorum nedir, başka ortamlarda da hiç alışkanlığım olmadığı halde uzun cümleler kurmuşum...

Üzerime yük almayı, uğraşmayı hep sevdim aslında. Daha çok iş beni daha mutlu ediyor, gün sonunda. Ama sorgular oldum bunu artık. Hatta danışıyorum güvenebileceğim insanlara, vazgeçebilir miyim acaba diye.

Biraz daha huzurlu bir insan olsam mesela, şunları yazarken aynı anda gelen mailerimi cevaplamaya çalışmasam, diğer dosyaları açıp kapamasam ne güzel olur. Eve gittiğimde aynı anda on işi birden yapmaya çalışmasam; bıraksam bir sonraki güne bazılarını... Yayılabilsem öylesine, boşboş...

Yaşlılığımı düşünüyorum bazen; kimbilir neleri dert edineceğim kendime. Kimbilir uğraşacak neleri bulacağım gece gündüz. Demir'in başına ekşimesem bari sık sık. Benden köşe bucak kaçan bir oğlum olsun istemem. Belki de çare iki evli bir yaşam olur bana. Yazın İzmir mesela, kışın İstanbul'da. Klasik bir Türk yaşlısı olurum; yazın kışa hazırlanan, kışın yaza...




26 Nisan 2013

ve evet...


15 Nisan 2013

Kaldığım yer...

Bu konuyu tekrar tekrar gündeme getirmemeye karar vermiştim aslında.
Ama öyle doğru bir tespit geldi ki yine; analiz konusunda uzman bir arkadaşımdan. Yazmadan geçemeyeceğim. Kendim için yani. Olur da birgün aklımdan çıkarsa; geriye dönüp baktığımda bana herşeyi anlatacak tespiti...

Kahvaltıdaydık. Sonlarına doğru gelmiştik. Konuştuk, konuştuk...

"Verdiğin kararla senin yapmaktan korktuğun buydu; böyle olacağını, karanlığı isteyeceğini biliyordun. Birkaç yıl önce ışığı sen kapatmıştın.Karanıkta yaşıyordunuz.
O hiç kıpırdamadı, konuşmadı, anlatmaya çalışmadı. Sen bambaşka yerdeydin, anlayamadın.
O karanlıktan sıkıldı, kalktı, çıktı. En kolayını yaptı.
Giderken aslında senin için de çok önemli birşey yaptı; ışığı açtı.
Sen artık bildiğim sen oldun. Eskisi gibisin. Sen gibi bakmaya, sen gibi konuşmaya başladın. Sen gibi yaşıyorsun ve davranıyorsun. Şimdi kaldığın yerden devam edeceksin..."


Bu dönemde kimsenin yanımda olmasını istemedim ben. Kimseyle paylaşmak istemedim. Doğru olanın bu olduğuna inanıyorum hala. Bütün bu aylar içinde isteseydim yanımda olacağını bildiğim insanlar yetti bana...

Şimdi, kaldığım yerden devam... 

11 Nisan 2013

Üniversitelere ders önerisi

Bence üniversitelerde kadınlara yönelik bir ders koymalılar.
İş hayatında gözyaşlarına hakim olma, kişisel dertlerini işe yansıtmama, baskı karşısında sinirden ses incelmesi ve buğulu bakışları önleme yöntmeleri.

Bir kadın olarak ben de çok zor zamanlar geçirdim. Sinirden delirdiğim anlar çok oldu. Bas bas bağırdığım da üzülüp büzüldüğüm de oldu. Ama gözyaşlarımı akıttığım çok enderdir.
Kadın-erkek eşit diye geziyorsak; onlar neredeyse biz orada olabiliriz diyorsak kadınca hislerimizi - silahlarımızı bu kadar ortaya dökmesek nasıl olur? İlla ki dökülecekse çaktırmadan yapılsa? Erkeklerin eline koz verilmese olmaz mı?

Git ağla tutamıyorsan, umrumda değil. Ben de ağlıyorum sinirden bazen. Ama kapat kendini bir toplantı odasına orada ağla istediğin kadar. Ortalıkta gözyaşları, selpaklar.... Ne gerek var?!

1 Nisan 2013

Sormadan...

Meşhur Wimbledon'un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi..


Hayranlarından biri sordu.. "Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?"

Arthur Ashe cevap verdi..

... "Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tuttuğum zaman Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Neden ben?' derim?.

Mutluluk insanı hoş yapar. Başarı ışıl ışıl.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazi.




Unutmamak lazım...

29 Mart 2013

Güneş

Güneş parlıyor arkamda.
Soğuk ama mis gibi bir hava var.
Günlerden Cuma.
Bu yıl için planladığım en yoğun 3 ay dün yaptığımız son "event" ile geride kaldı.
Başarılıydı.
Ohhh.

Sular durulmaya başladı.
Kendimi daha net tanıyorum artık.
Yaptıklarım, yapacaklarım, olmak istediğim yerler, kişiler...
Çizgileri kaldırdım, sınırları sildim.
Daha eğlenceliymiş sınırsız olduğunu hayal etmek.
Belki de bundan sonra daha iyi bir anne olacağım; çocuğumun da sınırlanmaması gerektiğini bilerek.

Evet, Tanrı yukarıdan gülüyormuş gerçekten ben milyonlarca plan yaparken her durum için.
Yine planlarım var ama artık planlamalar farklı...
Hayat bugüne kadar hep gülen yüzünü göstermişti ya.
Ve aslında çok ağır geldi yaşadıklarım bana.
Ama virajı döndüm ya artık; rahatladım. Küçük virajlarda çok daha emniyetliyim.
Güneş parlıyor yine arkamda.
Bundan sonra ben de gülen yüzümü göstereceğim hayata...

6 Mart 2013

Nokta.

Hayatımın en uzun dönemi kapanıyor.
Bu ne demek bilmiyorum.
Osmanlı İmp. gibi hissediyorum.
Kurulduk, genişledik, büyüdük, durakladık ve yıkıldık.
Son antlaşmayı da yaptık.
Sonrası Tanrının bileceği gibi olacak, benim bildiklerim yetmedi.

1 Mart 2013

Rotayı belirlemek

Bugün o günlerden birini daha yaşıyorum.
Ne çok şey hissediyorum. Ne çok değişiklik var hayatımda. Ne çok insan giriyor, ne çok insan çıkıyor. Ne çok pişmanlık duyuyorum ve ne çok heyecan var içimde.
Ruh hali bu yaşta bu kadar değişir mi insanda?
Kendinden yorulur mu insan bazen?
Düşünmekten tükendiğini hisseder mi insan? Analiz etmekten bıktığını?
Her fırsatta uygulama yöntemini sorgular mı? Doğru ve yanlış belki de netken...
Hayatı boyunca aynı yolu takip etmişken yolu değiştirmeye çalışır mı?
Siyah-beyazken tüm veriler aralara renklerin karıştığını görür mü?
Ve siyah beyazdan bile emin olmadığı anlar olur mu?..

İsteklerimin ne olduğundan emin değilim. Seçtiklerimin doğru olduğundan da. Hayallerimin peşinden koşmak gibi cümle girdi hayatıma. Hayallerim gerçekti benim. Yenilerini bulmak şimdi beni şaşırtan, koşmak değil. Ben sorgularken herşeyi, yanımda olmasını istediklerim yanımda mı emin değilim. Aynı frekansta olduğumu sanmıyorum çok kişiyle ve aslında hayatımdan asla çıkarmayacağım.

Kendimi hiç bu kadar karmaşık görmemiştim, hiç bu kadar iyi gözlemlememiştim. Kendimi hiç bu kadar eleştirmemiş ve kendimle ilgili hiç bu kadar eleştiri duymamıştım. Geçen gün okuduğum bir blogda bir gemide ve aslında tekbaşımıza olduğumuz yazıyordu. Ben gemide olduğumu fırtınada anladım. Fırtına hala dinmedi ama en azından geminin farkına vardım.

Rotayı hala çizebilmiş değilim. Hala dümeni nereye çevireceğimi bilmiyorum. Yapabildiğim tek şey dümeni tutmak, sımsıkı hem de.

28 Şubat 2013

Şaşkın felek

Benim bugün feleğim şaştı. Monitöre bakmaktan yakın-uzak algım yok oldu. Onlarca telefon konuşmasından kulaklarım şişti. Mail cevaplamaktan canım çıktı. Yoruldum.
Feleğim sadece işe şaşmadı. Feleğin kendi bile şaşıyor olan bitene.
Artık inanıyorum ki tesadüf diye birşey yok şu hayatta. Olan biten bir şekilde insana bağlı, planlı, programlı. Başka birşeyler var, tesadüf olmayan.
Beynim sulu, feleğim şaşkın.
Ama beynim de şaşkın bir yandan.
Neler oluyor kuzum? Ve nasıl oluyor bu olanlar?
Tesadüf bir kere olur ya da iki kere ama üstüste gelmez ki tesadüfler. Açıklama istiyorum bir bilenden. Bilebilen olabilir mi?





22 Şubat 2013

Deli vs akıllı

Yahu dünyada ne çok "cins" insan var böyle, hepsi de bir şekilde bana denk geliyor.
Millet deliye ben akıllıya hasret...

21 Şubat 2013

Fight Club

Bu yaşıma kadar anlamadığım birçok şeyi sağolsun hayat bana bir yıl içinde anlattı.
Üstelik tek yönden, ufak tefek oymalarla değil. Ciddi efor sarfetti. Pratikte yaptı, anlamadığıma kanaat getirdiklerini işte yapılan "vur çalışanı yerden yere, kendini geliştirsin!" yöntemiyle de anlattı, uygulattı. Kişilik analizleri, gridler yetmedi; 360 ile ispatladı. Sadece eşi dostu yetmezzz, her yönden duysun ki algılasın mantığı güttü.
Bir yandan vurdu ama sonra kaldırdı, üstümü başımı düzeltti. Şaşırttı, eğlendirdi. Unuttuklarımı hatırlattı. Sonra yine vazgeçti. Hala aymamışssın salak dedi. Öğrenene kadar devam dedi...

Peki hayat.
Ayıyorum.
Anlıyorum.
Sıralıyorum.
Öğreniyorum.
Neyim, kimim, neyin ne kadarını yapabilirim biliyorum artık. Güçlü sanıyordum kendimi, öyle görünüyordum. Şimdi görünmüyorum sadece, güçleniyorum.
Artık birçok şeyin göründüğü gibi olmadığını biliyorum.
Buzdağı olayını çözüyorum.
Büyüüük cümleler kuranların kısa süre içinde o cümleleri yuttuklarını görüyorum.
Cesur olanların korktuğunu; korkar diye düşündüklerimin daha net olduklarını test ediyorum.
Beni yanıltmayacaklarını düşündüklerimin, yanıltma ihtimallerinin çok daha büyük olduğunu da anlıyorum.
Her seferinde daha ilerisi olmaz demenin anlamsızlığını da yaşıyorum. İlerisi hep var.

Ve şundan da eminim ki bitmedi hala dersler. Bitmeyecek de. Hep yeni şeyler çıkaracak karşıma.
Tek fark şu, daha hazırım artık. Başlamaya, bitirmeye, sevinmeye, üzülmeye, üzümeye de...
Tek renk değilmiş hayat.
Hep benden tarafta da değilmiş ibre...

4 Şubat 2013

Atalarımız haklı

Hani bir söz vardır ya; baba oğluna bağ bağışlamış; oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş...
İşte bu oldu bu sabah..
Evden çıkarken çantamdaki kutu sütü gördü Dem.ir.
-Anneee sütümü içme. Sen sütümü içersen benim sütlerim azalır!
-Oğlum bir tane aldım, daha çok var dolapta, sen onlardan iç. Biterken alırız yine.
-Anneee hayır ya, onlar benim sütüm. Sen içme.
-E ben de güçlü olmak istiyorum, ne var bir tane içsem?
-Hayır güçsüz ol, süt benim. İçme.
Vallahi pes...

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis