AA! tesadüfe bakın!!! Benim Brezilya'daki uygulamasını pek beğendiğim çalışmayı Yapı Kredi de pek beğenmiş anlaşılan :P Hürriyet'te haftasonunda yayınlanan ilanları...
ön camdan barkodun sadece küçük bir kısmını görünce, bekledikleri 20 - 30 saniye içinde "aa ne iyi fikir, bir alışverişe gideyim bari" derler mi? Bir de bu memlekette buna nasıl izin alınmış trafikten? Yani fikri gerçekten çok beğendim ama etkisi konusunda şüplelerim oldu buraya yazarken...
Taş yollar, taş evler, dinginlik içindeki tuhaf hareketlilik, sadelik, harika yemekler, sakızlı kurabiyeler, nefis kokular, mavi-beyaz, ege insanı ve daha bir çok detay...
Bir forward mail ile geldi bu ilan. Doğru mudur, yanlış mıdır bilemem ama 2006 yılı "The Best of Cool Signs" imiş..

2007 yılında çevremizdeki herkes coştu. Çiftler hayatlarında değişikliğe gitme kararı verdiler ve çoğu da bunun için yaz aylarını seçti. Ben de yaz organizasyonlarını herzaman daha çok sevmişimdir. Aktiviteler açıkhavada daha güzel, eğlenceli oluyor, gelin-damat fotoğrafları bile yaz aylarında daha hoş görünüyor.
Yani alınmasınlar ama nedense Pepsi'ye, Cola Turka'ya vb. içecek grubuna "Cola" diyemiyorum. Cola demişsem tek bir markayı kastediyorum: Coca-Cola. Bir yerde Cola içilecekse ve Coca-Cola yoksa illaki başka bir içecekten yana kullanırım tercihimi.
olan ürünleri. Mesela evlenirken ilk aldığımız mutfak eşyalarının arasında Coca-cola bardakları vardı ki hala colayı onlarla içeriz. Colanın reklamlarını da genellikle beğenirim, yeni bir reklam filmi varsa mutlaka birkaç kez izlerim, web sitesini takip ederim. Sadece ramazan ayında yaptıkları reklamlardan pek hoşlanmam, genellikle başarısız geliyor bana. Ama onun dışında genelde çok çok başarılı buluyorum tüm pazarlama faaliyetlerini. Ancak gelmek istediğim nokta şudur ki Müslüm Gürses'e 'bırrrr' dedirterek beni çok hayal kırıklığına uğrattı sevgili Coca-cola. Hatta sadece beni değil bir çok coca-cola sever ve coca-cola reklamseveri de. Nil, ilk seyrettiğinde, gecenin köründe, SMS göndermiş bana: "Gördün mü colanın reklamını? Korkunç!" 
Çikolataya çocukluğumdan beri bayılırım. Hemen hergün mutlaka çikolatalı birşeyler yerim. Ama hayatta hiç bir çikolatayı ya da çikolatalı drajeyi m-m'se değişmem! Renklerine, şekline, ambalajına, imajına ve kesinlikle tadına bayılıyorum! Her seferinde satılan en büyük boyundan alıyorum. Yemeyi ancak midem bulanınca bırkabiliyorum! Yerken biri görüp de istemesin diye herkesten gizli yiyorum; durum o kadar ciddi ki MnM'lerimi Deniz'le bile paylaşmak istemiyorum! Hatta MnM'lerimi öpmek istiyorum!!! Ve işte yine kriz geliyor, yazdıkça yine yemek istiyorummmm!!!
Rusya deyince içki olarak votka geliyor insanın aklına doğal olarak. Ama sadece votka değil onların olayları! Gözlemlediğim kadarıyla akşam saatlerini votka ile günün diğer saatlerini de bira ile değerlendiriyorlar. Votka sek içiliyor, öyle meyve sularıyla karıştırmak, buz atmak falan yok. Bir dikişte bitireceksiniz zehir gibi votkayı! Hepsi aynı usulde ve çok rahat içiyor. Ama yine de şehrin dört bir tarafında votka reklamından çok bira reklamı var. Hemen hemen 3 billboarddan biri mutlaka bir bira afişi. Memlekette bu kadar reklam olunca insanlar bira içmeden de duramıyorlar sanırım. Hoş biz de pek duramadık ama onlar kadar da abartamadık! Kahvaltıda omletin yanında içenden tutun, çocuk parkında çocukları sallarken içenlere kadar, tuhaf bir bira tutkusu var Moskovalılarda.
İşte bizim ofiste yaşayan çılgın miniğin yeni yatağı... Bu sıcakta, ofisteki en sıcak noktada, bir saksının içinde uyuyor!
Polisan'ın yeni dönem ilanı... Beni çocukluğuma götürdü. Boya-badana yapılalı 2 gün olmuş evimizin duvarlarını, o zamanın en meşhur boyası dyonun müthiş jingle'ı eşliğinde, derin anlamlarla yüklü, sanatsal çalışmalarla süslemiştik. Sanatsal çalışmaların annemler tarafından keşfedilmesi ve sonrası pek eğlenceli olmasa da icraat sırasında müthiş keyif aldığımı hala çok net hatırlıyorum.