24 Şubat 2012

Kazan kafa

Bu hafta kafam kazana döndü.
Gelecek haftadan itibaren ve Mayıs sonuna kadar olan dönemde kazandan büyük ne varsa ona dönecek kafam. İmdat desem sesimi duyan olur mu acaba?
Eskiden sanki daha coşkulu çalışırdım ben doping lazım; ne yapsam ki?

21 Şubat 2012

Kafam karışık bu aralar blog

En çok ne hoşuma gidiyor biliyor musun blog? İstekleri doğrultusunda hayatını değiştirebilecek güce sahip insanlar. Yani mesala bankacıyken pastacı olmaya, İstabul'da yaşarken küçük kasabaya yerleşmeye karar veren insanoğlu.
Eskiden ben de bilirdim bunu yapabileceğimi, şimdi değil o gücü bulmak; düşünmek bile zorluyor beni. Eskiden herşeye maksimum hızda karar verebilirken şimdi niye bu kadar uzun düşünmek zorundayım? Ne biçim yay burcuyum ben blog? Yoksa hakikaten akrep miyim? Kafam karışık bu aralar blog...

15 Şubat 2012

Demir, Rita ve Prens

Evde bir çocuk ve bir kedi yeterince heyecan yaratıyordu. Demir'in Rita'yı sevmeye; Rita'nın Demir'i uzak tutmaya; annenin/babanın hem Demir'e Rita'dan uzak durmayı öğretmeye hem de sevmesini sağlamaya çalışması da...
Dün yeni bir canlı daha katıldı aramıza. Bir japon balığı. Demir "Prens" adını verdi balığa. Dün akşamdan beri Prensi hem Demir'in hem Rita'nın gazabından korumaya hem birbirlerini sevmeye ve anlamaya çalışmasını sağlamaya çabalıyoruz/m. Ama bu seferki Bermuda şeytan üçgenine baba da katıldı malesef. O stres altında herkesin canını korumaya çabalıyor..
Sabah ben evden çıkarken, baba balığı yatak odasına kapatıp, Rita'ya psikolojik tedavi uygulayarak Demir'le oyun oynamaya çalışıyordu. Balık kavanozun içinde deli gibi dönüyor, Rita avaz avaz bağırıyor, Demir de zıp zıp zıplıyordu.

13 Şubat 2012

Ucuz kurtarmaktır bunun adı

Bugün sabah işe gelirken önümdeki tırdan üzerime kalas düştü!
Kalas üzerime gelirken saliseler içinde hafif sola kırmayı düşündüm ve başardım.
Kalas arabanın sağında yarıklar açarak arkaya uçtu.
Arkadaki arabalara bakmayı aklıma bile getirmemişim ya da baktım ve hatırlamıyorum.
Tır şoförü yoluna devam etti, ya farketmedi ya önemsemedi.
Elim ayağım titredi, ödüm hakikaten koptu.
Zaman geçtikçe aklıma daha beter senaryolar geliyor, kendi kendimi yeniden korkutuyorum.
Bunun Türkçede tek bir karşılığı var ki o da şudur:
Verilmiş sadakamız varmış...

Dualarım Gamze Anneye

Okuyamıyorum, sonuna kadar yazılanları okuyunca içim katılıyor.
Ama bu kadar insanın çabasıyla, iliğiyle, kanıyla, duasıyla yaşayacak Gamze Anne. Atakan'ının en güzel günlerinde yanında olacak...
Gamze anne de diğer tüm hastalık sahipleri de iyileşir umarım en kısa zamanda. Bir daha hiç hasta olmamak üzere...

http://gamzeakbas.blogspot.com/

7 Şubat 2012

Yağabilirsin kar, bu sefer hazırım...

Valla bu sefer karı ciddi ciddi bekliyorum. Ama öyle az yağıp da trafiği rezil ettiğiyle klmasın. Lapa lapa, koca koca yağsın. Evden çıkamayalım, yollara düşemeyelim. Sokakta da kimse kalmasın, belediye çılgın gibi çalışıp herkesi sıcağa soksun. Apartman kapıları açılsın bütün hayvanlar sıcak apartmanlara doluşsun, her apartmanın kapısına yemek kapları konulsun.
Tam 2 gün yağsın!
Biz de eve yerleşelim. Arada oturup çay kahve içelim.
Camın önünde karı seyredelim. Aşağı inip kartopu oynayalım.
Evet ya, geçen sefer hiç istememiştim tam taşınırken yağacak diye. Ama şimdi taşındık, yağabilir bol bol. Bekliyorum.

3 Şubat 2012

Ruh halim

Dün gece oturdum ağladım bir güzel. Önce De.ni.z sorumun yanıtını duymak istediğim şekilde vermedi diye.
Sonra yine ağladım D.emir.in ayakları uyurken ne kadar güzel görünüyor diye.
Sonra uyuyamadım, taşınmak kabus gibi çöktü üzerime.
Ri.t.a tırmaladı kapıları etraftaki kolilerden, düzeninin bozulmasından rahatsız, mutsuz, huzursuz. O kapıları tırmaladıkça sinirlerim iyice bozuldu.
Berbat bir gece geçirdim, sabah güneş yeni doğmuştu ki Dem.i.r annee geell dedi. Annem evdeydi, o gidip aldı D.emiri odasından; öpücük sesleri bizim odaya kadar geldi. Yine ağlamak istedim, ağlamadım.
Yataktan kalkmaya çalıştım, sırtım tutulmuş. Kıvranarak kalktım, Dem.mi.r geldi yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu. Güldüm. Öptüm. Sarıldım. Şükrettim... Kalktım.
Darmadağın eski evde nenneyi; bomboş yeni evde annemle Yeter'i işlerle başbaşa bırakıp ofise geldim.
Canım çalışmak istemiyor bugün, aklımda birbirini kovalayan onlarca düşünce...

2 Şubat 2012

Taşınma zamanı

2012'yi planlarken aklımca, hiç hiç aklıma gelmeyen bir konuyla başladım yıla!
Taşındığımız ilk günden beri delicesine sevdiğim, satınalıp dekore etme hayalleri kurduğum evimiz bize feci kazık attı!
Biliyorum ki bizim mahallede hangi apartmana yapılırsa yapılsın betonunda deniz kumu, demirinde pas, bodrumunda rutubet vardır. Ama üniversiteden yetkililer gelmişken, raporu gözümüze sokmuşken, bile bile oturmak? Olmadı işte, uymadı.
Haftasonları yine emlakçıda, telefonlar tüm memlekette, kafalar havada ev aradık durduk. Ve sonunda bulduk, şimdi Cumartesi gününe taşınma işleri. Bu karda kışta ve daha beteri buzda ev taşıyacağız.
Canım evimden buruk ayrılıyorum ne yalan söyleyeyim... Oğlumun doğduğu evimden. Hayatımızın değiştiği evden... Ama umarım yeni evde çok mutlu günlerimiz olur yine, yeni evimizi de çok severiz ve bize şans getirir o da..

Hadi bize kolay gelsin...



 http://gkrcorp.com/moving-helpful-hints

30 Aralık 2011

Mutlu yıllar

2011 de bitiyor...
Bu aralar öyle çok iş var ki hiç birşeye zaman bulamıyorum. Yeni yıl hediyelerini dün öğle tatilinde şirketten kaçarak aldım.
Demire aldığım korsan gemisinin çok salakça bir hediye olduğunu da bu sabah anladım. Çocuk vapurları seviyor, üzerinde tek gözü bantlı adamların durduğu eski görünümlü gemileri değil ki.
Ha bir de ayak numarasını sadece tahmin ettiğim iş arkadaşıma terlik almam da ayrı bir konu. Neyse. 2012'de daha tutarlı davranışlar sergilemeyi bekliyorum kendimden...
Yine aklımda bu yıl yapmayı istediğim ve yapamadığım onlarca konu var.
2012'ye ümitsizce sarkıttığım yeni projelerim de.
Fotoğraf makinesi alıcam kendim. Şu kocaa objektifi olan, boyun koparan cinsinden. Onunla gezicem sağda solda. Yediğim yemeklerin dibine girip çekicem fotolarını, bloga koyucam...
Evi düzelticem. Kesin.
İşten erken çıkabilmeyi becerisi geliştiricem.
İnsanların özel günlerinde arayacağım; 1,5 ay sonra değil.
Buraya yazınca sıkıcı oluyor en iyisi yazmadan planlamak...

Herkese, hepimize mutlu bir yıl diliyorum.
Çocuklarımızla, ailelerimizle sağlıklı, mutlu, huzurlu...
Sevdiklerimizde daha bol zaman geçirebileceğimiz,
Daha çok kahkaha atabileceğimiz, dans edebileceğimiz,
Bütün projelerimizi gerçekleşitirebileceğimiz,
İşte gümbür gümbür başarıların olacağı,
Krizden uzak, bol paralı,
bol şanslı bir yıl...



 http://www.rfi.fr/actutr/articles/120/article_874.asp

12 Aralık 2011

Bu yazı bana yakışmaz ama..

Ölür müsün öldürür müsün?
Geçen akşam De.niz bana dedi ki "sen niye hiç arkadaşlarınla buluşup birşeyler yapmıyorsun" Bir anda gözlerimin boş boş baktığını farkettim. Ağzımı açtım birşeyler söylemek için ama anlamsızlığını düşündüm.
E be adam, sabah 6,45'te uyanıyorum, akşam 8'e doğru ancak eve geliyorum. Dem.ir ile oynuyor, yıkıyor, paklıyor, yatırıyorum. Akşam yemeği yiyor, evi topluyor ve 12'ye doğru koltukta uyuyakalıyorum.
Ha bu arada son birkaç haftadır sen cumartesi de dahil olmak üzere eve ortalama 9 buçukta geliyorsun.
Ben hangi arkadaşımla sen geldikten sonra buluşup, 5 dakika oturup muhabbet edebilirim ki?!.

Ayyy bu yazıyı yazarken kafama yine bir balyoz indi, tekdüze hayatım hakkında!
Beni bu hale getirebilecek tek kuvvet varmış hayatta, annelik!

8 Aralık 2011

Çok yaşa NASA

Biliyordum, mutlaka bizim gibi canlılar olduğunu bi-li-yor-dum.
sadece bizim gibi canlılar değil, bizimki gibi bir "dünya" varmış! Muhtemelen suyu, toprağı varmış, ne sıcak ne soğukmuş. İşte bulduk! Ya-ka-lan-dı-lar.

Kimbilir nasıl saklanıyorlardı milyonlarca yıldır. "Aman bu dünyalılar bizi bulmasınlar, gelirler de mazallah bizi de pişman ederler yaşadığımıza!"

Dünyanın 2,5 katı büyüklüğündeymiş. Düşünsenize ne denizler, okyanuslar vardır, kökünü kurutabiliriz; ne buzullar vardır eritiriz! Ne güzel hayvanlar vardır katlederiz, yeriz... Oh be, rahatla insanoğlu. Kurtuluşumuzdur bu!!! Artık geleceğe miras bırakmamız gerekmeyecek dünyayı!

Valla aklıma bir proce geldi yerleşti; oraya konut procesi yapsak da satsak ya şimdiden. Ya da Tubitak'tan para alalım; oraya yol yapacağız falan diye.  Ağa.oğlu amca haberi okuduğu anda başlamıştır çalışmaya... Heyecanlandım işte şimdiden. Çok yaşa sen NASA!

5 Aralık 2011

Terlik zırvası

Vallahi gelmişti aklıma. Yoldaydım, radyo dinlerken Baydın amcanın ev ziyaretini duyduğumda. Adamcağıza terlik vermeseler bari demiştim içimden. Ayakkabılarını kapının önünde çıkarttırmışlar mıdır ki? Baydın amca paspasın üzerine çoraplarıyla basıp, ayakkabısını eline alıp, holdeki üzeri fırfırlı örtüyle kapatılmış rafa koymuş mudur acaba? O ve tüm heyeti!

Terlikli zirve

Bu terlikten verselerdi, hazır kalabalık gelmişken temizlik de oluverirdi!!

22 Kasım 2011

34'ü bitirince...

E daha 35 olmadım....

15 Kasım 2011

İtiraf ediyorum, yeteneksizim!

Allah bana bir yetenek vermemiş. Verdiyse de 34 yıldır ben tespit edemedim. Yazamam, çizemem, söyleyemem, spor yapmayı pek beceremem... Ama yapanlara çook hayranlık duyarım. Yaptıklarına saygı duyarım. Bir resim nasıl çizilir, bir heykel yaratırken neler hissedilirki?
Elimde olmadan düşünüyorum acaba ben de annemin yalvararak götürdükleri baleden sıkılmasaydım, eve org dersi için gelen hocadan köşe bucak kaçmasaydım, basketbol kursuna gittiğimde en azından birkaç hafta devam etseydim olur muydu acaba diye? İçimde olsaydı tutamazdım herhalde kendimi, bugünlere gelmezdim böyle kütük gibi.
Hele hele hem başka işlerle uğraşıp hem de yeteneğini başka ortamlarda kullanabilene büyük saygı duyarım. Bölünebilen insanlara yani... Ben de bölünürüm ama yeteneğimle işim arasında değil, işle iş ya da işle ev arasında bölünebiliyorum mesela.
Aslında diyeceğim şu ki ben hayranım şu işe: OİP 'e yani. Yetenekli işte. Yazıyor, çiziyor, güldürüyor, eğleniyor. Hayran oluyorum ona da diğer yeteneklilere olduğum gibi...

4 Kasım 2011

El arabasındaki çocuk

O da çocuk... O da annesinin kuzusu.
El arabasında taşıyordu annesi onu; bildiğin el arabası. Hava soğuk, bulduğu kalın ne varsa belli ki girdirmiş annesi üstüste. . Siyah beresi büyük gelmiş başına. El arabasının kenarlarına tutunuyor sımsıkı. Ellerini görüyorum, küçücük. Annesi yanındakiyle konuşa konuşa gidiyor. Sağa sola bakıyor ufaklık. El arabasıyla geçtiler önümden. Yutkundum, ağlamadım. Ofiste oturup kahve içtim. Evde onlarca oyuncakla oynayan oğlumu düşündüm.

Pencereye yansıyan bir gölge gördüm bir saat sonra. El arabası yine. Bu sefer çocuk değil içinde anlayamadığım birsürü eşya var, annesi itiyor. Arkadan geliyor çocuk, yürüyor. Mavi hırka dizlerine kadar iniyor, tek düğmesi ilikli, içinden kalın kahverengi, desenli bir kazak sarkıyor. Yanındaki kadın çekiştiriyor, hızlı yürümüyor çocuk. Yanındaki kadınla gözgöze geliyoruz. Ben telefonla konuşuyorum. Gözümü alamıyorum çocuktan. Yüzünü göremiyorum ama yanaklarını görüyorum, kızarmış soğuktan. Boğazımda yine o düğüm. Yutkunuyorum bu defa gitmiyor, yaşlar süzülüyor. Yine oğlumu düşünüyorum. Sıcacık yemeğini yemiş; her gün sıcacık yatağında uyuyan oğlumu... O da anne, ben de... O da çocuk, annesinin kuzusu hem de...


3 Kasım 2011

Veli görüşmesi

Tarihe yeni notum işte blog:
Cuma akşamı gittik ilk veli görüşmemize. Demir'e oyun grubu ararken "öğrencilerimiz" diye hitap edenlerden 5. saniyede vazgeçsem de bildiğin veli görüşmesiydi işte gittiğimiz bizim. O anlattı biz dinledik, biz anlattık o dinledi...

Demir'den inciler

Artık Demir olanı anlatmaktan bir adım ötesine geçti. Akıl yürütüyor..
Bu haftanın bombaları:

Demir: Anne bak kolye yaptım (gitarının askısını boynuna dolamış)
Anne: Aa, gel bak sana kravat da yapayım.
5 dk. sonra Demir: Anne bu kravat beni rahatsiz ediyor, çıkaralım mı?!

Anneanne: Yerim seni canım benim, çok tatlısın...
Demir: Yeme sakın, ben mama değilim!
Anne: Nesin peki sen?
Demir: İnsan!

Ve hala gözlerimi dolduran cümle:
Kucağımda masal anlatıyorum. Masalın bir yerinde durup dururken; boynuma dolanan iki minik kol, yanağıma konan küçük, hissi tarifsiz bir öpücük ve "anne seni cok seviyorum"
Bu ne acayip bir duyguymuş böyle!..


31 Ekim 2011

Kıprıs'a gittiniz mi?

Kıbrıs'a gitmeyi isterdim yıllardır, olmamıştı bir türlü nedense. Bir adacık üzerinde ikiye bölümüşlük. Savaşlar, anlaşmazlıklar... Türkler ve Rumlar. Küçücük adada onlar mı geçinemiyor yönetimler mi? Onlar mı anlaşamıyor, diğer ülkeler mi? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet'ini Türkiye'den başka tanıyan yok ya dünyada ne enteresan... Gelişememesinin sebebi ada insanının ağır kanlılığı mı?
Aldım birçok sorumun cevabını. Harika bir rehber gezdirdi iki gün boyunca bizi. Tarihi anlattı ama en çok yakın tarihi. Politika çok enteresan. Neden diye soruyorsun, cevap yok.
Gidin, görün derim Kıbrıs'ı. Gidin, görün ve gezdikçe üzülün hatta...
  • Koca bir tarih var orada ama üzerine asfalt dökülmüş tarihin. Ayağınla kazısan tarihi eserler çıkıyor ama kazıyacak para yok...
  • Bir şekilde bulunmuş yerler de bakımsızlıktan dökülüyor.
  • Deniz mis gibi, kumu denizden güzel...
  • Direkt uçuş olan tek ülke Türkiye! Diğer tüm ülkelerden Türkiye üzerinden aktarma yapılarak gidiliyor.
  • İnsanı tembel falan değil bence. Ada insanı işte. Rahat kardeşim. Adada yaşıyorlar senin benim hayat telaşımız onların kanına girmemiş, ne güzel..
  • Trafikte ilginç bir medenilik var. Bu özellikleriyle Türkiye'ye benzemedikleri kesin.
  • İki bölge arasında "Yeşil hat" var, insansız bölge. İki evin balkonu birbirine bakıyor ama birbirlerine kahveye gelmek için pasaportla geçmek zorundalar.
  • İki tarafın halkı birbirinden apayrı ve aynı. Birlikte yaşamışlar ve boşanmışlar.
  • Barbarlık müzesine ve şehitliğe gidince pek de iyi düşünceler geçmiyor tabii insanın aklından.
  • Hani dünyadaki tüm sınırlar kalkacak diye bir görüş var ya, bence Kıbrıs'a gidip görsünler o görüşü savunanlar. Orada bile sınırlar kalkamazken bence hiç bir yerde kalkmaz...
Bu yazıdan çıkacak not: Kıprıs'ı sevdim ben. Gecesini, gündüzünü hem de... Öneriyorum şiddetle.

26 Ekim 2011

Acı

Hepimiz yaşadık, 12 yıl geçti üzerinden.
Yine hepimiz yaşıyoruz. Aynı acılar. Aynı umutlar. Gözyaşı.
Çözüm yok mu? Var ama 12 yılda öğrenemedik sadece biz bunu.
Birşeyler öğrenen yok mu? Var, kurtarma ekipleri çok daha hızlı organize oldu.
Yunus da öğrenmiş, cenin pozisyonunda beklemiş saatlerce. Dayandı ama başaramadı. Serhat da...
Kızgınım, üzgünüm.
Doğaya değil, bize, hepimize. Sağlam binalarda yaşayamamıza. 12 yılda tüm ülkeyi denetleyip yenileyebilecekken, umarsızca sağa sola bakmamıza. Boşvermişliğimize. İnsan hayatına değer vermeyişimize. Değer vermeyenleri yönetici yapışımıza. Sorumluları görmeyişimize...
Bu da son olmayacak, biliyoruz. Belki seneye, belki seneler sonraya. Ama yine gelecek. Ve biz yine hazırlıksız olacağız, biliyorum...


Azra bebeğe upuzun, sağlıklı, mutlu bir ömür diliyorum.
Umarım birşeylerde ders almış insanların inşa ettiği binalarda büyür artık.

5 Ekim 2011

Hacklendik...

Hacklendik. Anti virüslerimiz yalanmış. Programlarımız çöktü, yeni yüklemeler lazım. Geçen salıdan bu salıya en çok konuştuğumuz şey ateş, yorgunluk, ağrı, kaşıntı oldu.
Geçen hafta De.m.ir'e gelen uyuz virüs onu yatağa  serdikten ve el-ayak ve boğazında garip döküntülere,kaşıntıya, acıya sebep olduktan sonra "çocuk virüsü" olmasına rağmen bana gelmeye karar vermiş. Beni de yedi bitirdi, rahatladı, garip lekeleri ellerimizde ve ayaklarımızda bıraktı ve çekti gitti.
Dönüşü olmasın!..
Buradan çıkan bazı dersler var:
1. Her virüs okuldan geçmezmiş! Okul zamanında olmuş olsa da...
2. Uzman iki doktor aynı görüşte olsa da çocuk virüsleri illa ki çocuklarda kalmazmış. Evde en münasip "büyüğü" bulup ona da yapışabilirmiş.
3. Yüksek ateş evde bir kez tedavi edilirmiş, iki kez edilirmiş ama inat etmemek gerekliymiş.Üçüncüde acile gidilip afiyetle serum içilirmiş.
4. Bulaşıcı hastalık denince akan sular dururmuş. Şirkette odamı 5 dakika boş bırakmamayı görev bilen insanoğlu odanın kapısında dikilip derdini anlatmakta ustalaşırmış.
5. Bu kadar serilip yatmayalı bayağı zaman olmuş. Arada bir dinlenmek iyi miyimiş, neymiş? (!?!:)

virüs

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis