10 Ekim 2014
1 Ekim 2014
İnanma-kalma!
Tamam inanmıyorum ama çok zevkli..Kendimi tutamıyorum...
Ama şu fala dikkatle bir bakınız yahu; mücadele yok mu?
Korkutan ve korkan yok mu? Hulk benzeri birine havlayan bir köpek değil de nedir?
Yahu ben hep bulutları da benzetir(d)im zaten birşeylere... Uçakta yeni kitabıyla bana eşlik eden Tuna Kiremitçi'nin kulakları çınlasın! (Yeri gelmişken sanki biraz çıtır çerez olmuş gibi geldi son kitap, daha iyilerini okumuştum kendisinden. Tek yönde bitti kitap :( )
Konu iyice dağıldı, burada bırakayım en iyisi...
26 Ağustos 2014
Kütüphane hayatlar
Canım yazmak çizmek istiyor ama yazılan ortam bile açık; ben toparlanmaya çalışırken daha da karışabiliyor bazen.
Hayatım kütüphaneye benziyor.
Darmadağınık bir kütüphane.
Bizim oturma odasındaki gibi.
Alındığında zevkle yerleştirmiştim; en alta ansiklopediler, anısı olsun diye. Üzerine klasörlerin sığabileceği aralıkta bir raf vardı. Koca koca klasörler, eğitim notları, sözlükler vs koymuştum. Sonra romanlara geçmiştim. Gözümün önünde durmasını istediklerimi göz hizasına almıştım... Tekrar okuyabileceklerim başka bir rafa...
Sonra yetmemeye başladı, aynı kütüphanenin ikincisi alındı. O da doldu. İlk başta dikkatlice, özen göstere göstere... Sonra alışıldı. Kitaplar fazlalaştıkça raflarda dağınıklık başladı. Kitaplar boş bulunan yerlere konmaya başladı. Demir doğdu raflardan biri ikisi derken 3 tanesi Demire ait oldu. Dergileri, kitapları derken oyun hamurları, özen gösterdiği küçük oyuncakları bile kütüphanede yer aramaya başladı kendine.
Şimdi darmadağınık bir kütüphane. Aradığın şeyi nerede bulacağın hakkında hiç bir fikrin yok. Bazen bir kitap ararken bambaşka birşeyle karşılaşıyorum. Düzenlemeyi planlasam da ara ara düzenlesem de o ilk hali hiç geri gelmiyor...
37 yaşımdayım. Çok şey yaşadım diyenler hep komiğime giderdi eskiden. Artık gitmiyor. Darmadağınık, karmakarışık ve düzenlenmek istemeyen, düzenlemeye çalıştıkça daha da karışan kütüphane gibiyim. Bir kitabı alıp okumaya başlıyorum, bitince o kitabın yeri değişmiş, yerine bazen bir ayıcık bazen bir resim konmuş oluyor. Çok severek okudum bazı kitaplara elim gitmiyor aynen bazı arkadaşlarıma elimin gitmemesi gibi. Yıllardır orada duran bazıları cazip geliyor; aynen telefon rehberimde kayıtlı olan ve yıllardır görmediğim arkadaşlarımın hayatıma bir şekilde entegre olması gibi...
Güneş vururken kütüphaneye, hele de yeni temizlik yapılmışsa, o karmakarışıklık bile daha az batıyor gözüme. Oysa kötü havalarda, gecelerde baktığımda aynı kütüphaneye daha da derinleşiyor darma dumanlık.
Ne atabiliyorum kütüphaneyi, ne toplayabiliyorum. Şimdilerde plan, Demirin odasını kütüphanenin bulunduğu oda yapmak. Bir parçası Demir'le kalsın, diğer parçası oturma odasıyla taşınsın. Belki de hayatta öğrenmem gereken de bu...
Hayatım kütüphaneye benziyor.
Darmadağınık bir kütüphane.
Bizim oturma odasındaki gibi.
Alındığında zevkle yerleştirmiştim; en alta ansiklopediler, anısı olsun diye. Üzerine klasörlerin sığabileceği aralıkta bir raf vardı. Koca koca klasörler, eğitim notları, sözlükler vs koymuştum. Sonra romanlara geçmiştim. Gözümün önünde durmasını istediklerimi göz hizasına almıştım... Tekrar okuyabileceklerim başka bir rafa...Sonra yetmemeye başladı, aynı kütüphanenin ikincisi alındı. O da doldu. İlk başta dikkatlice, özen göstere göstere... Sonra alışıldı. Kitaplar fazlalaştıkça raflarda dağınıklık başladı. Kitaplar boş bulunan yerlere konmaya başladı. Demir doğdu raflardan biri ikisi derken 3 tanesi Demire ait oldu. Dergileri, kitapları derken oyun hamurları, özen gösterdiği küçük oyuncakları bile kütüphanede yer aramaya başladı kendine.
Şimdi darmadağınık bir kütüphane. Aradığın şeyi nerede bulacağın hakkında hiç bir fikrin yok. Bazen bir kitap ararken bambaşka birşeyle karşılaşıyorum. Düzenlemeyi planlasam da ara ara düzenlesem de o ilk hali hiç geri gelmiyor...
37 yaşımdayım. Çok şey yaşadım diyenler hep komiğime giderdi eskiden. Artık gitmiyor. Darmadağınık, karmakarışık ve düzenlenmek istemeyen, düzenlemeye çalıştıkça daha da karışan kütüphane gibiyim. Bir kitabı alıp okumaya başlıyorum, bitince o kitabın yeri değişmiş, yerine bazen bir ayıcık bazen bir resim konmuş oluyor. Çok severek okudum bazı kitaplara elim gitmiyor aynen bazı arkadaşlarıma elimin gitmemesi gibi. Yıllardır orada duran bazıları cazip geliyor; aynen telefon rehberimde kayıtlı olan ve yıllardır görmediğim arkadaşlarımın hayatıma bir şekilde entegre olması gibi...
Güneş vururken kütüphaneye, hele de yeni temizlik yapılmışsa, o karmakarışıklık bile daha az batıyor gözüme. Oysa kötü havalarda, gecelerde baktığımda aynı kütüphaneye daha da derinleşiyor darma dumanlık.
Ne atabiliyorum kütüphaneyi, ne toplayabiliyorum. Şimdilerde plan, Demirin odasını kütüphanenin bulunduğu oda yapmak. Bir parçası Demir'le kalsın, diğer parçası oturma odasıyla taşınsın. Belki de hayatta öğrenmem gereken de bu...
22 Temmuz 2014
İyi ki doğmuşsun...

Hayatın, en güzel müziklerle, en hoşuna giden yerlerde, en sevdiğin insanlarla, kahkahaların çınladığı, bütün güzel duyguları kalbinin taa içinde hissettiğin, çok sevdiğin, çok sevildiğin, keyif, mutluluk, huzur, aşk ve sağlık dolu geçsin...
5. yaşın kutlu olsun tatlı oğlum.
Hayatımdaki en doğru karar, en güzel varlıksın.
16 Temmuz 2014
14 Temmuz 2014
BİR ERKEĞİN HAYATI SEÇTİĞİ KADINDIR...
Bir erkeğin düşünsel yeteneği, estetik birikimleri ne olursa olsun, hayatta durduğu kat, içine doğduğu kattır, tanıdığı i...lk kadının, annesinin onu bıraktığı kat...
Giyim zevkinin bulunmadığı bir bahçede doğduysanız, giyim zevkinizin gelişmiş olduğu bir bahçeye sizi ancak bir kadın götürür, sofraların inceliklerle donatılmadığı bir katta doğduysanız, incelikli sofraların bulunduğu kata sizi götürecek olan da bir kadındır.
Birlikte olduğunuz kadın değiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü değişir, bir başka kata, bir başka bahçeye geçersiniz, orada herşey farklıdır.
Dinlediğiniz müzik, okuduğunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, buluştuğunuz arkadaşlar, hatta taktığınız kravat bile değişir.
Bir erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir, hayatın katları arasında kadınlar dolaştırır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir; yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acılar da öğrenirsiniz.
Hayat, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır;
Babil'in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. Bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.
Ve, bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durduğunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat belirler.
Hayatınız, seçtiğiniz kadındır. 'Bir kadın değil. Bir hayat seçersiniz çünkü.
Ahmet ALTAN
Not:
İlginç ve erkekler için çok da "güzel" olmayan bir yaklaşım ama galiba ben de buna katılıyorum.
"Emanet duruyorsa" adam, bir süre sonra orada duramıyor zaten...
Birlikte olduğunuz kadın değiştiğinde, değişen yalnızca bir kadın değildir, hayatın neredeyse bütünü değişir, bir başka kata, bir başka bahçeye geçersiniz, orada herşey farklıdır.
Dinlediğiniz müzik, okuduğunuz kitap, yediğiniz yemek, gittiğiniz yerler, buluştuğunuz arkadaşlar, hatta taktığınız kravat bile değişir.
Bir erkeği hayatın içinde kadınlar gezdirir, hayatın katları arasında kadınlar dolaştırır.
Zevkli bir kadına rastlarsanız zevkiniz, bilgili bir kadına rastlarsanız bilginiz, esprili bir kadına rastlarsanız espriniz, zeki bir kadına rastlarsanız zekânız gelişir; yeni huysuzluklar, kaprisler, kavga nedenleri, acılar da öğrenirsiniz.
Hayat, kutsal kitaplarda anlatıldığı gibi kat kattır;
Babil'in asma bahçeleri gibi teraslar halinde yükselir. Bir terastan bir terasa sizi kadınlar götürür.
Ve, bugün durduğunuz teras, seyrettiğiniz manzara, gördüğünüz hayat, yanınızdaki kadının terası, manzarası, hayatıdır; hayatın hangi katında durduğunuzu, yanınızdaki kadının durduğu kat belirler.
Hayatınız, seçtiğiniz kadındır. 'Bir kadın değil. Bir hayat seçersiniz çünkü.
Ahmet ALTAN
Not:
İlginç ve erkekler için çok da "güzel" olmayan bir yaklaşım ama galiba ben de buna katılıyorum.
"Emanet duruyorsa" adam, bir süre sonra orada duramıyor zaten...
7 Temmuz 2014
Şeffaf
Bugün garip bir gün.
Güzel havaya inat, canım sıkılıyor sebepsiz...
Bazen habersiz, saatsiz, kimsesiz, aynı eski günlerimdeki gibi yürüyerek sahile gitmeyi ve sadece denize bakmayı özlüyorum.
O zamanlar ne kadar özgürmüşüm ve ne kadar kaygısız.
Güzel havaya inat, canım sıkılıyor sebepsiz...
Bazen habersiz, saatsiz, kimsesiz, aynı eski günlerimdeki gibi yürüyerek sahile gitmeyi ve sadece denize bakmayı özlüyorum.
O zamanlar ne kadar özgürmüşüm ve ne kadar kaygısız.
30 Haziran 2014
analyze this
Dün bir cümle kurdum.
Kurduğum cümle çok tuhaf/tanıdık geldi sonradan, aklıma geldiğinde.
Ama böyle hissediyorum. Şair ruhlu biri çıkıp bunu şiir yapsa beğenilesi birşey olurdu eminim...
Dedim ki;
Yapılan hatalardan dolayı, geçirilen onca güzel zamanı inkar edecek değilim. Beklenmedik olaylar oldu diye, hayat boyu "hata" yapılmış varsayacak da değilim.
Ama bunları unutabilecek/affedebilecek kadar büyüklük de yapabileceğimi sanmıyorum.
Şimdi aslında bu kurduğum cümlelerin kimin için kurulduğunu beni bilen herkes rahatça anlayabilir.
Ve aslında öyle de...
Ama dünden beri bu cümleyi kafamda çok evirip çevirdim. Ve anladım ki bu yaşıma kadar ben zaten böyle yaşamışım ancak bunu analiz edebilecek zamana/farkındalığa sahip değilmişim...
Hayatımda yeri olan insanlar, her ne olursa olsun, benim uzaklaştırdıklarım olmuyor. Ben hataları bir şekilde kabulleniyorum çünkü "geçmiş" benim için hep çok özel ve kıymetli. Ama bu hataları affettiğim ya da unuttuğum anlamına da gelmiyor; hatırlıyorum. Hatayı yapan bensem de karşı tarafsa da...
Affedilmek (affedilmeyi istemek)/affetmek farklı çalışıyor benim mantığımda. Kabullenmek oluyor daha ziyade bunun adı sanırım. Kabullenip devam ediyorum ama yeni bir boyuta taşıyarak.
İlginç bir özellik galiba.
Kurduğum cümle çok tuhaf/tanıdık geldi sonradan, aklıma geldiğinde.
Ama böyle hissediyorum. Şair ruhlu biri çıkıp bunu şiir yapsa beğenilesi birşey olurdu eminim...
Dedim ki;
Yapılan hatalardan dolayı, geçirilen onca güzel zamanı inkar edecek değilim. Beklenmedik olaylar oldu diye, hayat boyu "hata" yapılmış varsayacak da değilim.
Ama bunları unutabilecek/affedebilecek kadar büyüklük de yapabileceğimi sanmıyorum.
Şimdi aslında bu kurduğum cümlelerin kimin için kurulduğunu beni bilen herkes rahatça anlayabilir.
Ve aslında öyle de...
Ama dünden beri bu cümleyi kafamda çok evirip çevirdim. Ve anladım ki bu yaşıma kadar ben zaten böyle yaşamışım ancak bunu analiz edebilecek zamana/farkındalığa sahip değilmişim...
Hayatımda yeri olan insanlar, her ne olursa olsun, benim uzaklaştırdıklarım olmuyor. Ben hataları bir şekilde kabulleniyorum çünkü "geçmiş" benim için hep çok özel ve kıymetli. Ama bu hataları affettiğim ya da unuttuğum anlamına da gelmiyor; hatırlıyorum. Hatayı yapan bensem de karşı tarafsa da...
Affedilmek (affedilmeyi istemek)/affetmek farklı çalışıyor benim mantığımda. Kabullenmek oluyor daha ziyade bunun adı sanırım. Kabullenip devam ediyorum ama yeni bir boyuta taşıyarak.
İlginç bir özellik galiba.
20 Haziran 2014
Çare sizsiniz
Çaresizsiniz...
Çare sizsiniz...
Aklımda hep bu söz var. Neden bilmiyorum ama evirip çevirip bunu söylüyorum.
Çare sizsiniz...
Aklımda hep bu söz var. Neden bilmiyorum ama evirip çevirip bunu söylüyorum.
16 Haziran 2014
Güle güle bademcik...
19 Mayıs gününün benim için ayrı bir önemi var artık...
Demir'in bademcik ve genizetiyle vedalaştığımız ve Betaya'da elveda dediğimiz gün oldu.
Beta belasından kurtulmanın; 2 haftada bir 40 dereceyi bula ateşin sona ermesinin günü. Anladığım birşey daha var bu günde.
Annenin; çocuğunun acısını taa en dipte, belki de "en az" onun kadar hissedebildiği. O yemek yiyemezse senin de yemeyeceğini, ağlarken daha çok ağlayabileceğini...
Şimdi gitti, sağlıklı çok şükür. Bundan sonra hayatında bir daha ameliyat olmak zorunda kalmaz umarım.
Ve şimdi daha da iyi anladım ki bütün çocuklara en çok yakışan şey sağlık...
Demir'in bademcik ve genizetiyle vedalaştığımız ve Betaya'da elveda dediğimiz gün oldu.
Beta belasından kurtulmanın; 2 haftada bir 40 dereceyi bula ateşin sona ermesinin günü. Anladığım birşey daha var bu günde.
Annenin; çocuğunun acısını taa en dipte, belki de "en az" onun kadar hissedebildiği. O yemek yiyemezse senin de yemeyeceğini, ağlarken daha çok ağlayabileceğini...
Şimdi gitti, sağlıklı çok şükür. Bundan sonra hayatında bir daha ameliyat olmak zorunda kalmaz umarım.
Ve şimdi daha da iyi anladım ki bütün çocuklara en çok yakışan şey sağlık...
13 Mayıs 2014
Ben de seni...
Hiç unutmuyorum, geçen anneler gününde sarılıp ağlamıştı bana. Ben sana hediye almayı unuttum ama seni çok seviyorum diye. Bu yıl hiç bahsetmedim anneler gününden ona. O gün de özel hiçbirşey yapmamaya karar verdim. Bu ticari günlerin benim için bir önemi yok tabii ki ama öyle gazlıyorlar ki bazen çaresiz kalıyor insan. Geri kalan hayatımda da bunun için hediye almasın bana diye plan yapmıştım kendimce. Beni öpmesi en güzel hediyeydi, bunu ona anlatacaktım zaman içinde.
Yine ben planlar yaparken yukarıdan gülümsedi bana herhalde...
Bu kartı hazırlamış, aldıkları kitaba yapıştırmış. Öyle heyecanlandı ki verirken, paketi kendi açtı hatta parçaladı. Kitabı elime tutuşturdu; sonra kartı zarftan çıkardı verdi elime. Gurula; "bak sana me yazdım..." Sonra da gözlerimin taa içine baktı "mutluluktan yine yaşlar gelecek mi gözünden anne?"
Annelik demek boğazında hiç yutamadığın bir yumrukla; gözünde damlamaya hazır yaşla yaşamak demek galiba. O gün de bugün de ağlıyorum bu kartı gördükçe. Mutluluktan, gururdan...
Yine ben planlar yaparken yukarıdan gülümsedi bana herhalde...
Bu kartı hazırlamış, aldıkları kitaba yapıştırmış. Öyle heyecanlandı ki verirken, paketi kendi açtı hatta parçaladı. Kitabı elime tutuşturdu; sonra kartı zarftan çıkardı verdi elime. Gurula; "bak sana me yazdım..." Sonra da gözlerimin taa içine baktı "mutluluktan yine yaşlar gelecek mi gözünden anne?"
Annelik demek boğazında hiç yutamadığın bir yumrukla; gözünde damlamaya hazır yaşla yaşamak demek galiba. O gün de bugün de ağlıyorum bu kartı gördükçe. Mutluluktan, gururdan...
5 Mayıs 2014
Tarihe not - ilk sinema
Oğlumla ilk sinema filmimizi izledik.
Bu kadar keyif alacağımı hiç tahmin etmezdim.
Koca bir paket mısırı aldık kucağımıza, taktık gözümüze kırmızı-siyah gözlüklerimizi ve kahkahalarla izledik filmi.
Film de harikaydı şansımıza...
Yaşasın, başlasın artık sinema keyfimiz (animasyon manimasyon, sonuçta eski günlerime dönüyor ve sinemaları takip etmeye başlıyorum, heyooo!)
Bu kadar keyif alacağımı hiç tahmin etmezdim.
Koca bir paket mısırı aldık kucağımıza, taktık gözümüze kırmızı-siyah gözlüklerimizi ve kahkahalarla izledik filmi.
Film de harikaydı şansımıza...
Yaşasın, başlasın artık sinema keyfimiz (animasyon manimasyon, sonuçta eski günlerime dönüyor ve sinemaları takip etmeye başlıyorum, heyooo!)
25 Nisan 2014
Çocuk yetiştirmek
Bazı şeyleri şansa mı doğru yapıyorum ya da inceden inceye düşünerek mi bilmiyorum.
Ama yaptığım güzel şeylerden biri de bu olmuş. Demir'i hiç "ayıp"la yönlendirmedim. Amcaların teyzelerin kızacağını, polisin, doktorun geleceğini söylemedim. Dışarı çıkarken, işe giderken hiç dişçiye, jandarmaya gidiyorum demedim...
O da ne teyzelerden amcalardan korktu, ne herhangi bir meslek grubuna düşman oldu, ne de "ayıp" olduğu için durdu.
Çevremdeki doğal olarak oldukça sık görülen "klasik çocuk yetiştirme" yöntemleri karşısında hep bildiğimi yaptım. Yerleri temiz görmek istediği için çöp atmıyor; arkadaşlarının odasını birlikte dağıttıysa birlikte toplamak gerektiğine inandığı için toplamadan çıkmıyor (evde geçerli değil nedense bu kural :s ), oyuncakları kendine ait elbette ama istediği zaman arkadaşlarıyla paylaşmasının güzel bir davranış olduğunu biliyor...
Şimdi bu yazdıklarımı okuyan "klasikçiler" çocuğuma nazar değdireceğim konusunda hemfikir de olurlar ancaaak, bazen - evet kesinlike bazen- bu yaklaşımlarla doğru bir anne olabildiğimi düşünüyorum. Demir büyüyünce mutlu, dürüst ve sorumluluk sahibi bir insan olacak :)
Özgür Bolat'tan...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/26282472.asp
Ama yaptığım güzel şeylerden biri de bu olmuş. Demir'i hiç "ayıp"la yönlendirmedim. Amcaların teyzelerin kızacağını, polisin, doktorun geleceğini söylemedim. Dışarı çıkarken, işe giderken hiç dişçiye, jandarmaya gidiyorum demedim...O da ne teyzelerden amcalardan korktu, ne herhangi bir meslek grubuna düşman oldu, ne de "ayıp" olduğu için durdu.
Çevremdeki doğal olarak oldukça sık görülen "klasik çocuk yetiştirme" yöntemleri karşısında hep bildiğimi yaptım. Yerleri temiz görmek istediği için çöp atmıyor; arkadaşlarının odasını birlikte dağıttıysa birlikte toplamak gerektiğine inandığı için toplamadan çıkmıyor (evde geçerli değil nedense bu kural :s ), oyuncakları kendine ait elbette ama istediği zaman arkadaşlarıyla paylaşmasının güzel bir davranış olduğunu biliyor...
Şimdi bu yazdıklarımı okuyan "klasikçiler" çocuğuma nazar değdireceğim konusunda hemfikir de olurlar ancaaak, bazen - evet kesinlike bazen- bu yaklaşımlarla doğru bir anne olabildiğimi düşünüyorum. Demir büyüyünce mutlu, dürüst ve sorumluluk sahibi bir insan olacak :)
Özgür Bolat'tan...
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/26282472.asp
28 Mart 2014
25 Mart 2014
Eni konu
30 Mart'a bu kadar yakınken; aslında beynimin ön tarafı çılgınce seçimlere-olana-bitene, yasaklara, memleket meselelerine takılıyken yine de kendi iç işlerimi de es geçemiyorum demek ki..
Dünden beri yine takıldı aklıma. Tesadüf diye birşey yok diyordum bir süredir. Hala öyle düşünüyorum aslında ama ara ara kendimi çürütüyorum.
Bir de şu "enerji" meselesine takıldım yine. Dün eski mahalleme gittim, eski kuaför, eski bakkal, eski balıkçı, eski kapıcı... Güzel günler diye düşünüyordum ben oradaki hayatımızı. Yine darbe yemişti eski yaşama göre ama ya benim algılarım kapalıydı; herşeyi yolunda sanıyordum ya da gerçekten yolundaydı, bilemiyorum. Ve dünden beri düşündüğüm oranın enerjisi aslında... Renkli, sesli, canlıydı orası. Sanki eski ev 25'lerindeydi. Hareketi seviyor, gülüyor, eğleniyor, günlük aşklar yaşıyordu.
Yeni evimizdeyse (yeni mi?!) farklı bir enerji var. Yoğun, derin, sakin ve ne aradığını bilen. 40'larında sanki...
Ve üzerinden aylar hatta yıllar geçse de o enerjiyi alıyor insan galiba oraya gittiğinde.
Şimdi benim bu konuyu anlamam gerekiyor. Ya da birinin bana oturup anlatması lazım eni konu...
Dünden beri yine takıldı aklıma. Tesadüf diye birşey yok diyordum bir süredir. Hala öyle düşünüyorum aslında ama ara ara kendimi çürütüyorum.
Bir de şu "enerji" meselesine takıldım yine. Dün eski mahalleme gittim, eski kuaför, eski bakkal, eski balıkçı, eski kapıcı... Güzel günler diye düşünüyordum ben oradaki hayatımızı. Yine darbe yemişti eski yaşama göre ama ya benim algılarım kapalıydı; herşeyi yolunda sanıyordum ya da gerçekten yolundaydı, bilemiyorum. Ve dünden beri düşündüğüm oranın enerjisi aslında... Renkli, sesli, canlıydı orası. Sanki eski ev 25'lerindeydi. Hareketi seviyor, gülüyor, eğleniyor, günlük aşklar yaşıyordu.
Yeni evimizdeyse (yeni mi?!) farklı bir enerji var. Yoğun, derin, sakin ve ne aradığını bilen. 40'larında sanki...
Ve üzerinden aylar hatta yıllar geçse de o enerjiyi alıyor insan galiba oraya gittiğinde.
Şimdi benim bu konuyu anlamam gerekiyor. Ya da birinin bana oturup anlatması lazım eni konu...
24 Mart 2014
12 Mart 2014
3 Mart 2014
12 Şubat 2014
Çıt
Bazen, yok canım, olamaz dediğim şeyler...
Bazen, yok canım, bundan sonra ne olabilir ki dediklerim...
Bazen, yok yok, daha neler diye aklımdan geçerken...
Gökten yağarcasına geliyor ya...
Bazen, nasıl dayanır ki insan diyorum,
Bazen tutacak küçücük bir dal arıyorum, bulamıyorum ya
Bazen yardım etmek isterken çaresizce çırpınıyorum
Çırpındıkça herşeyi daha da bulandırıyorum ya
Bazen, alıp başımızı gidesim hem de çoook uzaklara gidesim geliyor ya
Bazen, hep başa hep başa sardığımı ve asla istediğim noktaya gelemeyeceğimi düşünüyorum ya
Bazen avaz avaz bağırmak istiyorum ve çıt bile çıkaramıyorum ya
Ve bazen pes ediyorum...
İşte o gün, bu gün...
Bazen, yok canım, bundan sonra ne olabilir ki dediklerim...
Bazen, yok yok, daha neler diye aklımdan geçerken...
Gökten yağarcasına geliyor ya...
Bazen, nasıl dayanır ki insan diyorum,
Bazen tutacak küçücük bir dal arıyorum, bulamıyorum ya
Bazen yardım etmek isterken çaresizce çırpınıyorum
Çırpındıkça herşeyi daha da bulandırıyorum ya
Bazen, alıp başımızı gidesim hem de çoook uzaklara gidesim geliyor ya
Bazen, hep başa hep başa sardığımı ve asla istediğim noktaya gelemeyeceğimi düşünüyorum ya
Bazen avaz avaz bağırmak istiyorum ve çıt bile çıkaramıyorum ya
Ve bazen pes ediyorum...
İşte o gün, bu gün...
10 Şubat 2014
Dominik'e 1-2
Ha şimdi bitti, bak haftaya yavaşlayacak; önümüzdeki hafta sadece günlük işlerle uğraşırım diye diye şubatın 10'unu buldum...
Hala bir rahat oturamadım. Bu durum ne olacak böyle bilmiyorum. Bir arkadaşım, proje üretme merakım yüzünden popomun yer göremeyeceğini söylüyor. Haklı sanırım...
Şöyle güzelce, keyiflice çalışan, biraz ondan biraz bundan takılan insanoğlunu seviyorum...
40 yaşımda Bodruma yerleşirim; çocuk orada daha mutlu bile büyür, ben de intenet üzerinden yaparım işimi diyen insanoğluna hastayım...
Kenara para koydum, kariyerimi tavanda bırakıp bir cafe açacağım diyen insanoğlu hayalini gerçekleştirirse, memleket cafeden geçilmeyecek...
40 yaşıma 3 yıl kaldı; kurabildiğim en ütopik hayal, şirket değiştirmek, çok para kazanmak; kazanılan parayı biriktirebilmek...
Ha aslında bir de Dominik Cumhuriyetine yerleşip muz ticareti yapma hayalim var ki hayalde bile bazı sıkıntılar var...
Peki benim durumum ne olacak? Yay olmaya devam etseydim belki de Domink'e gidebilirdik be blog... Kahpe kader yine örmüş ağlarını bana!
Hala bir rahat oturamadım. Bu durum ne olacak böyle bilmiyorum. Bir arkadaşım, proje üretme merakım yüzünden popomun yer göremeyeceğini söylüyor. Haklı sanırım...
Şöyle güzelce, keyiflice çalışan, biraz ondan biraz bundan takılan insanoğlunu seviyorum...
40 yaşımda Bodruma yerleşirim; çocuk orada daha mutlu bile büyür, ben de intenet üzerinden yaparım işimi diyen insanoğluna hastayım...
Kenara para koydum, kariyerimi tavanda bırakıp bir cafe açacağım diyen insanoğlu hayalini gerçekleştirirse, memleket cafeden geçilmeyecek...
40 yaşıma 3 yıl kaldı; kurabildiğim en ütopik hayal, şirket değiştirmek, çok para kazanmak; kazanılan parayı biriktirebilmek...
Ha aslında bir de Dominik Cumhuriyetine yerleşip muz ticareti yapma hayalim var ki hayalde bile bazı sıkıntılar var...
Peki benim durumum ne olacak? Yay olmaya devam etseydim belki de Domink'e gidebilirdik be blog... Kahpe kader yine örmüş ağlarını bana!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









