Öyle dedi OİP "arsız anılar çıkar bir anda". Çıktı valla. Bugün saçma sapan bir anda, saçma sapan bir şekilde fıırrttt diye çıktı. Pembe tel zımbamın kulaklarını çınlattım bu sabah. 5,5 sene aynı masayı paylaştık onunla. Az kahrımı çekmedi zavallı. Ama severdim keratayı, az evrak geçmedi elimizden... Ayrılmadık hiç. İnsanın kendini bile kaybettiği fuarlardan dahi sağasalim getirmiştim ben onu. Tüm tehditlerden korumuştum. Sahi niye almadım ki ben onu yanıma giderken? Şirket malı diye herhalde. E parasını verseydim de alsaydım keşke yahu. Arkadaşlık ederdi şu yeni masamda bana. Kıymetini bilse bari yeni sahibi. Ara ara uyuzluk gelse de üstüne, hassas alettir o. Kibardır; öyle 10 kağıt koyarsan üstüste zımbalamaz. 5 - 6'dır maksimum tercihi. Onu da beğenecek, öyle her kağıdı sevmez; alıngandır, inatçıdır. Canı istemiyorsa yapmaz, strese gelmez...
Oturup pembe zımbam hakkında bu kadar düşündüğüme hatta yazdığıma inanamıyorum. Boş vaktim miş var ne?
26 Temmuz 2010
22 Temmuz 2010
1 koca muhteşem yıl
Canım oğlum, bebeğim, yaşamımdaki en muhteşem varlık, en güzel amacım, canım,
Bugün senin doğumgünün. Tam bir yıl oldu hayata gözlerini açalı. Hayatımızın değiştiği o günün üzerinden tam bir yıl geçti. Bir koca, muhteşem yıl.
Nasıl geçti, sen nasıl bu kadar çabuk büyüdün, ne zaman hayatımın amacı oldun, yaşamamın en güzel sebebi oldun bilmiyorum. Bu kadar derin bir sevgi nasıl oluştu bir yılda, anlayamıyorum. Ama bu kadar güzel bir duyguyu yaşadığım, hem de doya doya yaşayabildiğim için hergün şükrediyorum.
Seni ilk görüşümü, ilk ağlayışını duyuşumu, ilk kucağıma alışımı şu an gibi hatırlıyorum. Gözlerini hayata açtığın günden beri beni hiç üzmedin. Uykusuz gecelerim, yorgunluktan tükenmişliğim oldu tabii ama senin bir gülüşün yetti bulutların dağılmasına. Hasta olmadın, huysuzluk yapmadın, çok ağlamadın. Mutlu bir bebek oldun, bizi de çok mutlu bir anne-baba yaptın.
Her gün yeni birşeyler öğrendin. Senin gelişimizi izlemek, her gün başka bir süprizinle karşılaşmak öyle güzeldi ki... İlk bilinçli gülümsemen, ilk alkışın, ilk “gel” sözcüğün, ilk dişin, ilk emeklemen her anın ayrı güzeldi. Hayatım boyunca hiç bir anını unutmayacağıma emin olduğum muhteşem bir yıl yaşattın bana.
Hayatımızın değeri arttı seninle. Hayat amacımız, bakışımız, yaşamımız değişti. En güzel yerine oturttuk seni yaşamımızın. Senin için en iyisini yapmaya çalışıyoruz, en doğru bildiklerimizi sana anlatmaya çalışıyoruz.
Bundan sonra da yine en iyi bildiklerimizi sana anlatmaya çalışacağız; kendi yolunu çizerken yanında olsun bizim tecrübelerimiz diye. Düşe kalka öğreneceksin biliyorum sen de hayatı. Düşersen yanında olup kaldırmaya çalışacağız seni, başarılı olduğunda en çok biz gurur duyacağız seninle hayat boyu.
Canım bebeğim,
Devirdik işte bir koca yılı beraber. Daha nice yıllar, koca bir ömür geçirmek istiyorum seninle. Büyüdüğünü, kocaman adam olduğunu, baba olduğun günü görmek istiyorum. Senin her gününü doya doya yaşamak, hayatın keyfini seninle almak istiyorum.
Sana öncelikle sağlıklı ve mutlu bir hayat, başarı, huzur, bol şans ve para diliyorum. Hayattaki tüm amaçlarını gerçekleştirmeni; doğru, dürüst, çalışkan, seven ve sevilen bir insan olmanı çok istiyorum.
Doğum günün kutlu olsun küçük kuzum.
Seni çok seviyorum.
Bugün senin doğumgünün. Tam bir yıl oldu hayata gözlerini açalı. Hayatımızın değiştiği o günün üzerinden tam bir yıl geçti. Bir koca, muhteşem yıl.
Nasıl geçti, sen nasıl bu kadar çabuk büyüdün, ne zaman hayatımın amacı oldun, yaşamamın en güzel sebebi oldun bilmiyorum. Bu kadar derin bir sevgi nasıl oluştu bir yılda, anlayamıyorum. Ama bu kadar güzel bir duyguyu yaşadığım, hem de doya doya yaşayabildiğim için hergün şükrediyorum.
Seni ilk görüşümü, ilk ağlayışını duyuşumu, ilk kucağıma alışımı şu an gibi hatırlıyorum. Gözlerini hayata açtığın günden beri beni hiç üzmedin. Uykusuz gecelerim, yorgunluktan tükenmişliğim oldu tabii ama senin bir gülüşün yetti bulutların dağılmasına. Hasta olmadın, huysuzluk yapmadın, çok ağlamadın. Mutlu bir bebek oldun, bizi de çok mutlu bir anne-baba yaptın.
Her gün yeni birşeyler öğrendin. Senin gelişimizi izlemek, her gün başka bir süprizinle karşılaşmak öyle güzeldi ki... İlk bilinçli gülümsemen, ilk alkışın, ilk “gel” sözcüğün, ilk dişin, ilk emeklemen her anın ayrı güzeldi. Hayatım boyunca hiç bir anını unutmayacağıma emin olduğum muhteşem bir yıl yaşattın bana.
Hayatımızın değeri arttı seninle. Hayat amacımız, bakışımız, yaşamımız değişti. En güzel yerine oturttuk seni yaşamımızın. Senin için en iyisini yapmaya çalışıyoruz, en doğru bildiklerimizi sana anlatmaya çalışıyoruz.
Bundan sonra da yine en iyi bildiklerimizi sana anlatmaya çalışacağız; kendi yolunu çizerken yanında olsun bizim tecrübelerimiz diye. Düşe kalka öğreneceksin biliyorum sen de hayatı. Düşersen yanında olup kaldırmaya çalışacağız seni, başarılı olduğunda en çok biz gurur duyacağız seninle hayat boyu.
Canım bebeğim,
Devirdik işte bir koca yılı beraber. Daha nice yıllar, koca bir ömür geçirmek istiyorum seninle. Büyüdüğünü, kocaman adam olduğunu, baba olduğun günü görmek istiyorum. Senin her gününü doya doya yaşamak, hayatın keyfini seninle almak istiyorum.
Sana öncelikle sağlıklı ve mutlu bir hayat, başarı, huzur, bol şans ve para diliyorum. Hayattaki tüm amaçlarını gerçekleştirmeni; doğru, dürüst, çalışkan, seven ve sevilen bir insan olmanı çok istiyorum.
Doğum günün kutlu olsun küçük kuzum.
Seni çok seviyorum.
Labels:
Demir
28 Haziran 2010
Son 3!
Gün geçirmek için, öylecee oturuyorum, abuk subuk işlerle vakit dolduruyorum!
http://www.gettyimages.com/detail/86512388/Comstock-Images
Labels:
iş
24 Haziran 2010
Eda veda elveda
Alışığım aslında ben böyle gitmelere. Giderken çok azap da çekmem, toparlanır giderim. İlk birkaç gün şöyleydi, böyleydi derim içimden. Muhasebe yaparım; gidişimi haklı bulur, rahatlar ve önüme bakarım.
Umarım daha güzel günler bekliyordur beni yeni durakta. Daha mutlu bir şirkettir, buradaki eksikler orada tamamdır.
Eh, artık buraya benden veda. Eşyalarımı toplamak, masamı boş görmek çok tuhaf gelse de doğru olanı yapıyorum, biliyorum.
Kısaca eda veda elveda...
Labels:
veda
23 Haziran 2010
O gün, bu gün
Bugün bizim "aile tarihimizde" çok önemli bir gün.
Babamla 21, annemle 14 yıl sonra aynı şehirde yaşamaya başlayacağımız gün bu gün.
Ohhh.
Babamla 21, annemle 14 yıl sonra aynı şehirde yaşamaya başlayacağımız gün bu gün.
Ohhh.
14 Haziran 2010
Nefes
Fragmanlarını seyrederken bile bir tuhaf oluyordum. Filmi seyretsem mi seyretmesem mi karar veremiyordum. Ve sonunda seyrettim.
Etkilendim hem de çok. Biliyordum böyle olacağımı. 3 gündür aralıksız onları, olanları düşünüyorum. “Mehmedin Kitabı”nı okuduğumda da aynen böyle olmuştu. Kitabı okurken hiç ağlayamamıştım; filmi izlerken de hiç ağlamadım.
Sadece kafama balyoz yemiş gibi oldum.
Günlerce gitmemişi aklımdan kitap diyeceğim ama hala hatırlıyorum; seneler geçmesine rağmen.
Film de öyle olacak, eminim.
Savaş var işte. Bildiğin savaş. Ne zaman, nasıl biter, kim bitirebilecek, bu kadar can yandı daha ne kadar can yanacak bilmiyorum.
Bitsin artık, sadece bitsin. Gencecik insanlar, kimle neyle neden savaştığını bilmeden ölmesin.
Etkilendim hem de çok. Biliyordum böyle olacağımı. 3 gündür aralıksız onları, olanları düşünüyorum. “Mehmedin Kitabı”nı okuduğumda da aynen böyle olmuştu. Kitabı okurken hiç ağlayamamıştım; filmi izlerken de hiç ağlamadım.
Sadece kafama balyoz yemiş gibi oldum.
Günlerce gitmemişi aklımdan kitap diyeceğim ama hala hatırlıyorum; seneler geçmesine rağmen.
Film de öyle olacak, eminim.
Savaş var işte. Bildiğin savaş. Ne zaman, nasıl biter, kim bitirebilecek, bu kadar can yandı daha ne kadar can yanacak bilmiyorum.
Bitsin artık, sadece bitsin. Gencecik insanlar, kimle neyle neden savaştığını bilmeden ölmesin.
7 Haziran 2010
Eyy Sabiha Gökçen’de yer hizmeti veren insanlar!
Aklınızı başınıza toplayın!
Seyahat boyunca bebekleri oyalamak için kendini heba eden insan evladına biraz anlayış gösterin.
Bebek arabasını uçağa girişte teslime edip aynı yerde teslim almak istememizin mantığını çözmeye çalışın!
Bebek arabalarını “banttan alın!” uyarısıyla kucağında bebek, sırtınca çanta ile koooca havaalanını baştan başa yürüyen zavallı insanoğlunu bantta 45 dakika bekletmeyin.
Hele hele suratsız elemanlarınıza “biraz daha bekleyin, geleceeek!” hiç dedirtmeyin.
Ve aynı elemanlarınızı “şikayet dilekçesini nereye teslim edeceğim?” diye soran kişiye “bana verin” gibi saçma sapan da konuşturmayın.
Ne mi olur? Hiiiç.
Sadece bir dileğim olur: “Siz de bu halde bekleyesiniz inşallah!”
Ha bir de hatırladıkça saçlarım bile diken diken olur!
Labels:
güncel
21 Mayıs 2010
Bağlantı
Ölmek kaderde var. Doğru.
Her canlı ölümü tadacak. Doğru.
O da, ben de, hepimiz öleceğiz. Doğru.
Ama ölenin arkasında kalanlar, acı çekenler var.
Acının paylaşılması, paylaştıkça azalması var.
Bilmek var, söylemek var, yorumlamak var.
Dil var, kulak var, beyin var. Üçünün arasında bağlantı kurmak, kurabilmek var.
Ne acı ki bağlantıyı kuramayanlar da var.
Labels:
güncel
14 Mayıs 2010
Kırmayın bizi
Niye kırıyorsunuz yahu? Kırmayın bizi.
Bak şimdi, yine tonla para verilmiş, ajans çalışmış, kimbilir kimler ne kadar uğraşmış. Ama üzgünüm olmamış... Hem de slogan hatalı yahu alt metin bile değil.
11 Mayıs 2010
Rakı&Balık
Oh be! İçtim, rahat ettim. Yine yesem yine içerim.
Demir'i öğrendiğim andan itibaren ağzıma değmemişti. Doğumdan çook sonra çok keyiflendiğimde bir kadeh şarap içtim sadece. Ama anneler gününde oldu olan. İlk anneler günümün şerefine rakı-balık yaptık mis gibi. Oh be, özlemişim valla...
Bu arada Yeni Rakı'nın yeni ilan ailesine bayıldım, işte onlardan biri:
Demir'i öğrendiğim andan itibaren ağzıma değmemişti. Doğumdan çook sonra çok keyiflendiğimde bir kadeh şarap içtim sadece. Ama anneler gününde oldu olan. İlk anneler günümün şerefine rakı-balık yaptık mis gibi. Oh be, özlemişim valla...
Bu arada Yeni Rakı'nın yeni ilan ailesine bayıldım, işte onlardan biri:
Labels:
güncel
3 Mayıs 2010
Çocuk İstismarı
Günlerdir aklımdan çıkmıyor. Düşündükçe çıldıracak gibi oluyorum. Mantığım almıyor, kafamın içinde yerleştiremiyorum. Üstelik çıkan rezaletlerin arkası da kesilmiyor, her gün yeni bir haber çıkıyor.
Yapanlara hayatımda etmediğim küfürleri ettim, göz yumanlara da, “olayı kapatmayı” uygun bulanlara da. Nasıl bir dünyada, nasıl bir ülkede yaşadığımızı sorguluyorum. Cezasız kalmamalı bunlar. Olayla ilgisi bulunan herkese çok ağır cezalar verilmeli bence.
Elimizden pek bir şey gelmiyor ama tepkimizi gösterelim bari. Tek tek yerine toplu ses çıksın, belki duyan olur...
30 Nisan 2010
Geliyor mu ne?
Tam 20 yıldır beklediğimiz günün gelmesine 2 ay kaldığına hala inanamıyorum. Çıt bile çıkarmadan 2 ayın da geçmesini bekliyorum...
Labels:
güncel
29 Nisan 2010
Dönücem ben sana!
http://www.gettyimages.com/detail/98471719/Digital-Vision
Telefonu açıp da: “Hanımefendi iyi güner, geçenlerde konuşmuştuk bana dönecektiniz, dönmediniz” diyen tüm insanoğlu!
Gün içinde birçok insan gibi ben de birçok insanla konuşuyorum. Firmanın adını söylemeden, kendi adını ve soyadını vermeden, konuştuğumuz konunun ne hakkında olduğunu belirtmeden neden hesap soruyorsun yahu? Deli misin?!
Labels:
ofis
28 Nisan 2010
22 Nisan 2010
Gelincikler soldu ve o gün bize bir güneş doğdu
Barış'tan Demir'e
http://www.barisbicakci.com/temp/deadfish_gsvobbgd.mp3
Bir elin 4 parmağıydık geçen yıla kadar. Herkes çok farklı, her anlamda. Farklılar daha mı güzel anlaşabiliyor, nedir bilmem…
2009’da en küçük parmak da eklendi bizim ele. Bizim evin bebeği, onların da bebeği oldu. Hemen her anını onlar da yaşadı, bizimle aynı tadı aldılar neredeyse. Demir en çok onları tanıdı, en baştan beri…
Ve 2009 onlara çok sevecekleri bir hediye verirken çok sevdiklerini aldı yanlarından. Gelincikler soldu üst üste hem de. Birinin acısını atlatamadan diğeri eklendi üstüne. Ve işte “güneş”in doğumu da tam o tarihlere denk düştü. Tanrı gelincikleri yanına alırken, güneşi teselli bıraktı onlara belki de…
İşte bu müzik onları, olanları anlatıyor, benim de taa içime işliyor…
http://www.barisbicakci.com/temp/deadfish_gsvobbgd.mp3

2009’da en küçük parmak da eklendi bizim ele. Bizim evin bebeği, onların da bebeği oldu. Hemen her anını onlar da yaşadı, bizimle aynı tadı aldılar neredeyse. Demir en çok onları tanıdı, en baştan beri…
Ve 2009 onlara çok sevecekleri bir hediye verirken çok sevdiklerini aldı yanlarından. Gelincikler soldu üst üste hem de. Birinin acısını atlatamadan diğeri eklendi üstüne. Ve işte “güneş”in doğumu da tam o tarihlere denk düştü. Tanrı gelincikleri yanına alırken, güneşi teselli bıraktı onlara belki de…
İşte bu müzik onları, olanları anlatıyor, benim de taa içime işliyor…
20 Nisan 2010
İkna et beni hava!
Bahar gelsin artık. Sıcak olsun, yaz gelsin hatta.
T-shirtle çıkayım dışarı, balkon kapısı açık olsun.
Ofise kazakla gelmeyelim artık.
Sıcacık çay değil, buz gibi limonata cazip gelsin.
Hadi!!!
Labels:
güncel
16 Nisan 2010
Kabus
Rüyamda ne çok ölü görüyorum ben yahu. Hep sevdiğim insanlar ölüyor. Ağlaya ağlaya uyanıyorum. Oh rüyaymış diyor, yatıyorum; kaldığım yerden devam!.. Çevremde öldüğünü görmediğim çok az insan kaldı. Artık ölü görmeyince şüphelenmeye başladım. Tamam anladım, “ömür katıyorum” gördüklerime de ağır gelmeye başladı artık bana da…
Hazır yaz geliyor, hava güzelleşiyor, içim kıpır kıpır olmak üzere. Ölümlere, cenazelere biraz ara versem ya. Nasıl bir bilinçaltı bu böyle!!!
Hazır yaz geliyor, hava güzelleşiyor, içim kıpır kıpır olmak üzere. Ölümlere, cenazelere biraz ara versem ya. Nasıl bir bilinçaltı bu böyle!!!
Labels:
kabus
12 Nisan 2010
25 Mart 2010
Hayal dünyası
Şöyle bembeyaz bir ofisim olsa…
Yine bembeyaz bir mac’im. Ve ben o mac’i canavar gibi kullanabilsem
Masamda dev gibi nikon bir fotoğraf makinem olsa ve ben istediğim “an”ları yakalayabilsem hep
Yine bembeyaz bir mac’im. Ve ben o mac’i canavar gibi kullanabilsem
Masamda dev gibi nikon bir fotoğraf makinem olsa ve ben istediğim “an”ları yakalayabilsem hep
Ofisin önünde bakımlı kocaman bir bahçe ve bahçede mis kokulu çiçekler, meyve veren ağaçlar olsa
Bahçeden çıkınca hayata karışabilsem, alışveriş merkezleri de olsa küçük küçük dükkanlar da
Yan komşum nefis bir pastane olsa, akşamüstleri oradan mis kokulu kekler gelse, yesem
Kocaman bir dolap olsa içinde çeşit çeşit içecekler
Bütün gün keyifli keyifli çalışsam, arkadaşlarım da uğrasa arada bana
Ofiste enerjili insanlar olsa, güzel işler çıkarsak bu enerji ile
Telefon sadece 1 kere çalsa, arayan kişi stres yaratmasa boşuna
Sabahtan akşama kadar müzik çalsa tımbır tımbır
İstediğim saatte gelebilsem işe ve gidebilsem oğluma, canım öpmek istediğinde
Hatta işe getirebilsem onu bırakmaya kıyamadığım anlarda…
Labels:
hayal
24 Mart 2010
21.30 mesaisi
Bu sefer mesaideki ben değilim. (Hoş ben bu mesai işini boşladım zaten ne zamandır!) THY’nin call center insanı mesaideki. 21.30’da hala çalışıyor, yazık üzüldüm tabii.
Ama bu o saatte beni aramasını gerektirmiyor. Ertesi günü bekleyebilir benimle konuşmak için. O saatte uyuyanı, işi olanı, hastası olanı, dizisinin önemli yerinde olanı var. 21.30 call center elemanı tarafından aranmak için kötü bir saat! Kızcağıza ayıp olmasın diye ters konuşmadım ama kayıtları dinleyenlere ısrarla ilettim: “ayıptır! Bu saatte insan böyle bir konu için rahatsız edilmez!!!”
Zaten verdiği haber de kötü bir haber. 16’daki uçuşu almışlar 21’e. Tam uyku saatinde biz havalarda… Harika!
Labels:
thy
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















