
yüzümüz hep gülsün, nice 7 yıllara...

2007 yılında çevremizdeki herkes coştu. Çiftler hayatlarında değişikliğe gitme kararı verdiler ve çoğu da bunun için yaz aylarını seçti. Ben de yaz organizasyonlarını herzaman daha çok sevmişimdir. Aktiviteler açıkhavada daha güzel, eğlenceli oluyor, gelin-damat fotoğrafları bile yaz aylarında daha hoş görünüyor.
Yani alınmasınlar ama nedense Pepsi'ye, Cola Turka'ya vb. içecek grubuna "Cola" diyemiyorum. Cola demişsem tek bir markayı kastediyorum: Coca-Cola. Bir yerde Cola içilecekse ve Coca-Cola yoksa illaki başka bir içecekten yana kullanırım tercihimi.
olan ürünleri. Mesela evlenirken ilk aldığımız mutfak eşyalarının arasında Coca-cola bardakları vardı ki hala colayı onlarla içeriz. Colanın reklamlarını da genellikle beğenirim, yeni bir reklam filmi varsa mutlaka birkaç kez izlerim, web sitesini takip ederim. Sadece ramazan ayında yaptıkları reklamlardan pek hoşlanmam, genellikle başarısız geliyor bana. Ama onun dışında genelde çok çok başarılı buluyorum tüm pazarlama faaliyetlerini. Ancak gelmek istediğim nokta şudur ki Müslüm Gürses'e 'bırrrr' dedirterek beni çok hayal kırıklığına uğrattı sevgili Coca-cola. Hatta sadece beni değil bir çok coca-cola sever ve coca-cola reklamseveri de. Nil, ilk seyrettiğinde, gecenin köründe, SMS göndermiş bana: "Gördün mü colanın reklamını? Korkunç!" 
Çikolataya çocukluğumdan beri bayılırım. Hemen hergün mutlaka çikolatalı birşeyler yerim. Ama hayatta hiç bir çikolatayı ya da çikolatalı drajeyi m-m'se değişmem! Renklerine, şekline, ambalajına, imajına ve kesinlikle tadına bayılıyorum! Her seferinde satılan en büyük boyundan alıyorum. Yemeyi ancak midem bulanınca bırkabiliyorum! Yerken biri görüp de istemesin diye herkesten gizli yiyorum; durum o kadar ciddi ki MnM'lerimi Deniz'le bile paylaşmak istemiyorum! Hatta MnM'lerimi öpmek istiyorum!!! Ve işte yine kriz geliyor, yazdıkça yine yemek istiyorummmm!!!
Rusya deyince içki olarak votka geliyor insanın aklına doğal olarak. Ama sadece votka değil onların olayları! Gözlemlediğim kadarıyla akşam saatlerini votka ile günün diğer saatlerini de bira ile değerlendiriyorlar. Votka sek içiliyor, öyle meyve sularıyla karıştırmak, buz atmak falan yok. Bir dikişte bitireceksiniz zehir gibi votkayı! Hepsi aynı usulde ve çok rahat içiyor. Ama yine de şehrin dört bir tarafında votka reklamından çok bira reklamı var. Hemen hemen 3 billboarddan biri mutlaka bir bira afişi. Memlekette bu kadar reklam olunca insanlar bira içmeden de duramıyorlar sanırım. Hoş biz de pek duramadık ama onlar kadar da abartamadık! Kahvaltıda omletin yanında içenden tutun, çocuk parkında çocukları sallarken içenlere kadar, tuhaf bir bira tutkusu var Moskovalılarda.
İşte bizim ofiste yaşayan çılgın miniğin yeni yatağı... Bu sıcakta, ofisteki en sıcak noktada, bir saksının içinde uyuyor!
Polisan'ın yeni dönem ilanı... Beni çocukluğuma götürdü. Boya-badana yapılalı 2 gün olmuş evimizin duvarlarını, o zamanın en meşhur boyası dyonun müthiş jingle'ı eşliğinde, derin anlamlarla yüklü, sanatsal çalışmalarla süslemiştik. Sanatsal çalışmaların annemler tarafından keşfedilmesi ve sonrası pek eğlenceli olmasa da icraat sırasında müthiş keyif aldığımı hala çok net hatırlıyorum.
Peki ben bu otele bayılmaz mıyım? Hersey ilgi çekici. Baktığım her noktada bir ayrıntı var. Ama ayrıntı kalabalığı değil bu asla. Hatta bir sadelik, birseyleri başka şeyler yerine kullanmanın ilginç güzelliği var. Odalarda; tavanda sıva var, yerlerde halı yok. Banyoda benim asla biraraya getirmeye cesaret edemeyeceğim renkler bir arada, küvette duşakabin değil pembe banyo perdesi kullanılmış. Otele 7. kattan giriyor, lobby için 6. kata iniyorsunuz. Çok güzel, özgün, otele, odalara, mimariye hatta personele bayıldım.
Haftasonumun büyük kısmını çok bilmiş 6 yaşındaki yeğenimle geçirdim. İnsan, 6 yaşındaki bücürükten bakın neler öğreniyor. Bir oyunumuz sırasında Tuna bir maç anlatıyor ve ben de ona yorumlarımla eşlik etmeye çalışıyordum. Bir pozisyonun tekrar gösterilmesi gerektiğini söyledi. Ben de "ağır çekimde tekrar izleyelim öyleyse" şeklindeki yorumumu yaptım. Beni hemen düzeltti: Yani yavaşlatılmış gösterimde izleyelim!
Kalecolor'un mutfak ve banyolar için ürettiği neme dayanıklı, alanında tek, yeni bir boya. Ve yandaki fotoğrafta da bence son derece ilgi çekici ve başarılı ilanı. Hedefi doğrudan buluyor, tüketicinin anında ilgisini çekiyor. Boyayla badanayla bu aralar hiç işim yok (çok şükür!) ama benim bile direkt ilgimi çekti. Sloganı da son derece basit, akılda kalıcı: nemelazım! Tebrik ederim, yapanları da yaptıranları da...
Bu tip tatlılar pek bana hitap etmez aslında ama görüntüsüne dayanamayıp yedim bu cream brulle'yi... Gerçekten enfes bir tat! The Marmara'nın aşçılarının ellerine sağlık. Mutlaka deneyin derim...
