Kendimi kandırıyormuşum meğer. Hiç de "bira göbeği gibi" falan değil bariz hamile göbeğiymiş benimki de. Yolun yarısına geldiğim bu haftada bugün üzerime giydiğim kazak tüm gerçeği gözümün önüne şşşraakk diye serdi...
31 Mart 2009
Bira göbeği mi? Külliyen yalan!
Kendimi kandırıyormuşum meğer. Hiç de "bira göbeği gibi" falan değil bariz hamile göbeğiymiş benimki de. Yolun yarısına geldiğim bu haftada bugün üzerime giydiğim kazak tüm gerçeği gözümün önüne şşşraakk diye serdi...
Labels:
hamilelik
Issız Adam
Ve sonunda başardım seyretmeyi.
Akılda kalıcı ve etkileyici (Hoş, ben bu aralar aklınıza gelebilecek herşeyden “etkileniyorum” ama...)
Castı da çok başarılı buldum.
Müzikleri de pek güzel.
Tavsiye ederim tabii ki.
Akılda kalıcı ve etkileyici (Hoş, ben bu aralar aklınıza gelebilecek herşeyden “etkileniyorum” ama...)
Castı da çok başarılı buldum.
Müzikleri de pek güzel.
Tavsiye ederim tabii ki.
Labels:
ıssız adam
Bebek Odası Mobilyası
Ben ki su bardağı almak için 6 aydır, kahvaltılık tabağı almak için 1,5 yıldır, zigon almak için uzuuun süredir didinen ve bunun gibi onlarca örnek verebilecek insanım. Şimdi nasıl bebek odası beğeneceğim ki? Üstelik yaptığımız ön çalışma neticesinde tüm bebek odaları aynı vatandaşın elinden çıkmış gibi. Renkler, çekmecelerin kullanımı, kulpları bile hemen hemen aynı. Sanırım internetten bulup bir marangoza yaptırmak en iyisi olacak.Neden bütün erkek çocuklarınki bebek mavisi ve bütün kızlarınki prenses pembesi? Yok mudur bunun başka türlüsü?
Labels:
bebek
23 Mart 2009
Yine de fena değiliz...
Bu aralar "fakir ülkelerin olaylarına" takıldım. Bilinçaltımda ciddi bir “endişelenme” var sanırım. Ülkemin geleceğini pek parlak görmüyorum ve başımıza neler gelebilir diye farkında olmadan seçiyorum galiba bu kitapları:
Bin Muhteşem Güneş
Uçurtma Avcısı
Kafir
Kara Çığlık
Ve en sonda da:
Slumdog Millionaire.
Bu kitapları okuduktan ve filmi de izledikten sonra en azından şimdilik:
Yatıp kalkıp dua etmemiz gerek. En azından medeniyiz/medeni gibiyiz. Yaşamak için bir yerlere kaçmak zorunda değiliz. Aç ve susuz değiliz. Ve en önemlisi gelecek için plan yapabiliyoruz...
Bin Muhteşem Güneş
Uçurtma Avcısı
Kafir
Kara Çığlık
Ve en sonda da:
Slumdog Millionaire.
Bu kitapları okuduktan ve filmi de izledikten sonra en azından şimdilik:
Yatıp kalkıp dua etmemiz gerek. En azından medeniyiz/medeni gibiyiz. Yaşamak için bir yerlere kaçmak zorunda değiliz. Aç ve susuz değiliz. Ve en önemlisi gelecek için plan yapabiliyoruz...
Seçen, seçilen
“Tertemiz” yurdumun her köşesi anlamsızca asılmış parti bayrakları ile örtülü. Zaten bu konuda sokaklarımız oldukça “iddialıyken” bir de bayraklar gelince tabiri caizse “tüy dikildi!”. Yakın gelecekte bizde de partilerin reklam bütçelerini daha güzel işlere kaydırmasını, ajanslarının daha akıllıca projeler yapmasını umuyorum...
Labels:
Parti bayrakları
Doğal Seleksiyon
Biliyorum, kısaca; doğal seleksiyon olmasaydı dünya bize küçük gelirdi. Ama yine de bu durumu mantığıma anlatamıyorum. Belgesellerde seyrederken bile çok üzüldüğüm bir durumdur bu zayıfların baştan kaybetmesi. Bir de gözümün önünde olunca...
Önceki hafta şirketin bahçesinde minik minik 8 köpek vardı. Kimileri doğuştan şanslı, annelerinin karnında bol bol beslenmiş, büyümüş, öyle çıkmışlar dışarı. Şimdi koşuyorlar ortalıkta, havlamaya bile başladılar neredeyse. Kimileri daha ufak, kimileri ise ufacık. Ve o ufacıklar malesef teker teker gitti... Ben yine çok üzüldüm.
Biliyorum, doğal seleksiyon ama yine de üzülüyorum...
Sokak hayvanları için birşeyler yapılmalı... Böyle olmamalı...
Önceki hafta şirketin bahçesinde minik minik 8 köpek vardı. Kimileri doğuştan şanslı, annelerinin karnında bol bol beslenmiş, büyümüş, öyle çıkmışlar dışarı. Şimdi koşuyorlar ortalıkta, havlamaya bile başladılar neredeyse. Kimileri daha ufak, kimileri ise ufacık. Ve o ufacıklar malesef teker teker gitti... Ben yine çok üzüldüm.Biliyorum, doğal seleksiyon ama yine de üzülüyorum...
Sokak hayvanları için birşeyler yapılmalı... Böyle olmamalı...
Labels:
Doğal seleksiyon,
sokak hayvanları
İş Görüşmesi
Uzun zamandır iş görüşmesine gitmedim. Ama ne kadar stres verici bir durum olduğunu üniversite yıllarından beri “görüşen” biri olarak iyi bilirim.
Gönderirsin CV’ni. Beklersin. Ararlar. Çalışıyorsan iştekilere çaktırmadan gitmen gerekir. Benim gibiler bunun için anlamsız sebepler uydururlar. Halbuki “hastayım” bahanesinden belki de kimse şüphelenmeyecek. Olmaz, illa ki garip sebepler bulurum.
Neyse. Görüşme günü gelir... Kıyafet bunalımı. Ceket giysem çok mu ciddi görünürüm, kırmızı oje sürsem frapan mı olur vs diye diye karar kılınır en ortalama kıyafete...
Gidilir iş yerine, şöööyle bir süzülür her yer. Çalışanlar nasıl, çalışma ortamları, birbirlerine hitap şekilleri, orada bir tuhaf “bekleşen” birine yaklaşımları nasıl, vb...
Sonunda görüşme odasına girilir ve orada stres sona erer nedense. Ya da bana öyle olur. Bugüne kadar ilginçtir gittiğim hemen hemen tüm görüşmelerden olumlu sonuçlarla ayrıldım. Ya gideceğim yerleri iyi seçiyorum ya da hiç seçim yapamıyorum(!). Bilemiyorum...
Bunların nereden aklıma geldiği konusu ise işte... Benim çok hoşuma gitti. Bundan sonra bu taktiği uygulayacağım, herşey daha kolay olur eminim. Arkadaşlarıma duyrulur...
Gönderirsin CV’ni. Beklersin. Ararlar. Çalışıyorsan iştekilere çaktırmadan gitmen gerekir. Benim gibiler bunun için anlamsız sebepler uydururlar. Halbuki “hastayım” bahanesinden belki de kimse şüphelenmeyecek. Olmaz, illa ki garip sebepler bulurum.
Neyse. Görüşme günü gelir... Kıyafet bunalımı. Ceket giysem çok mu ciddi görünürüm, kırmızı oje sürsem frapan mı olur vs diye diye karar kılınır en ortalama kıyafete...
Gidilir iş yerine, şöööyle bir süzülür her yer. Çalışanlar nasıl, çalışma ortamları, birbirlerine hitap şekilleri, orada bir tuhaf “bekleşen” birine yaklaşımları nasıl, vb...
Sonunda görüşme odasına girilir ve orada stres sona erer nedense. Ya da bana öyle olur. Bugüne kadar ilginçtir gittiğim hemen hemen tüm görüşmelerden olumlu sonuçlarla ayrıldım. Ya gideceğim yerleri iyi seçiyorum ya da hiç seçim yapamıyorum(!). Bilemiyorum...
Bunların nereden aklıma geldiği konusu ise işte... Benim çok hoşuma gitti. Bundan sonra bu taktiği uygulayacağım, herşey daha kolay olur eminim. Arkadaşlarıma duyrulur...
Labels:
İş görüşmesi
3 Mart 2009
Hamilelik
Hazır hamilelik konusuna gelmişken bazı tespitlerimi paylaşayım:
- Haklılar. Bir sabah kalkıyorsunuz ve kıyafetleriniz üzerinizde barbie kıyafetlerini giymeye çalışıyormuşsunuz gibi görünüyor.
- Beliniz öyle kalınlaşıyor ki yıllardır giydiğiniz pantolanlarınızın içinde bira göbeğinden çatlayacakmış adam şeklinde görünüyorsunuz. Oturup kalkarken 32 beden pantolonun içindeymiş gibi oluyorsunuz. (Bu pantolanları hemen dolabınızdan uzaklaştırın, zira bebğin sıkıntıya gelmemesi lazımmış.)
- Etrafınızdaki herkes sizin kaç kilo aldığınız konusunda tahmin yürütüyor. Şimdi herkesin bu konuyla ilgili bir saptaması var. Kilom, 31 yıl sonra merak konusu oldu.
- Hayatımda hiç bu kadar dengeli, güzel beslenmemiştim. Yalnız bu kadar sık birşeyler yemek (kan şekerimin düşmemesi için 2.5 saatte bir meyve vb. yiyorum.) çok yorucu ve zormuş.
- Şimdiden göbeğimin üzerine yatmamaya çalışıyorum ama çok zor! Benim uykuya geçmemin tek şartıdır bu. Yöntem bilen varsa lütfen paylaşsın.
- Herşey acıklı, hüzünlü, düşündürücü geliyor. Yani bundan 4 ay öncesinde de duygusaldım da gazetede sarılmış insanları görünce ağlamazdım; ya da televizyonda seyrettiğim her programın/reklamın/filmin acıklı olduğunu düşünmezdim.
- X-ray cihazından geçmemek çok eğlenceli. Güvenlik grevlilerinin kibar davranışları da çok dokunaklı...
- Gün içinde yorgunluk hissetmiyorum, hayatımda bir farklılık da olmadı ama günün sonunda evdeki kanepede yayılmaktan başka birşey düşünemiyorum.
- Kendimi sık sık bebekle ilgili birşeyler düşünürken ya da dua ederken buluyorum. Bu benim için çok enteresan; çünkü bugüne kadar işteyken işten başka birşey genelde düşünemedim, ya da ne yapıyorsam o yaptığım işten başka birşey...
- Hamilelik güzel, zevkli, ilginç ve kesinlikle bebeğe hazırlanmak için psikolojinin, yaşam tarzının, vücudunun, bakışının kısaca “benliğinin” değiştiği bir dönem...
İsteyen herkesin bebek sahibi olabilmesi dileğiyle...
Labels:
hamilelik
Bugün galiba o gün...
“Tecrübe sahiplerinin” dedikleri oldu işte. Bugün. Uyandım, dolaptan bugün için giymeyi planladığım kıyafetleri çıkardım. Bir gömlek denedim. Olmadı. “Hımm, demek bu çok dar bir kesimmiş” dedim. İkinciyi denedim. Tesadüfe bak, o da dar kesim! İnanmazsınız, üçüncüyü de denedim, sonuç aynı.
Pazartesi sabahı için çok güzel bir başlangıç (!) yapmanın mutluluğu içinde üzerime olabilecek bol birşeyler bulup giydim ve bir süpriz daha. Bol kazağın etiketini keserken kazağı da kestim! Akıllara ziyan. İnsan etiket keserken kazak keser mi diye düşünenler, lütfen düşünmeyin. Ben sabahta beri bunun muhasebesini yapıyorum ve henüz çözemedim!
Pazartesi sabahı için çok güzel bir başlangıç (!) yapmanın mutluluğu içinde üzerime olabilecek bol birşeyler bulup giydim ve bir süpriz daha. Bol kazağın etiketini keserken kazağı da kestim! Akıllara ziyan. İnsan etiket keserken kazak keser mi diye düşünenler, lütfen düşünmeyin. Ben sabahta beri bunun muhasebesini yapıyorum ve henüz çözemedim!
Labels:
hamile giyimi,
hamilelik
6 Şubat 2009
4 Şubat 2009
Büyüyoruz...
Gündemimiz bir değişti, pir değişti.
Hemen her hafta ben değişiyorum.
6 ay sonra hayatımız değişecek...

İlerleyen her hafta bize yeni bir mucize gösteriyor.
Her an farklı bir duygu yaşıyorum, hayatımda duygularım hiç bu kadar yoğun ve karmaşık olmamıştı.
Mutluyum, korkuyorum, bekliyorum, merak ediyorum, endişeleniyorum, biliyorum, bilemiyorum...
Sorularımı sormaya devam ediyorum, cevaplar hala yok...
Ben şaşkınım, Deniz şaşkın, Rita şaşkın...
Acaba bebek de mi şaşkın?
Hemen her hafta ben değişiyorum.
6 ay sonra hayatımız değişecek...

İlerleyen her hafta bize yeni bir mucize gösteriyor.
Her an farklı bir duygu yaşıyorum, hayatımda duygularım hiç bu kadar yoğun ve karmaşık olmamıştı.
Mutluyum, korkuyorum, bekliyorum, merak ediyorum, endişeleniyorum, biliyorum, bilemiyorum...
Sorularımı sormaya devam ediyorum, cevaplar hala yok...
Ben şaşkınım, Deniz şaşkın, Rita şaşkın...
Acaba bebek de mi şaşkın?
Labels:
bebek
30 Ocak 2009
Zigon mu?!
Ya evde daha çok zaman geçirmeye başladık ya da yaşlandık (ya da her ikisi birden). Yıllarca gerekliliğini reddettiğim zigona galiba artık bizim de ihtiyacımız var. Fotoğraftakine bayıldım...
Labels:
zigon
27 Ocak 2009
Sıkıcı bir yazı...
Bu aralar kızmamak, sinirlenmemek ve streslenmemek istiyorum. İstemekten öte böyle olması gerekiyor. Ben de elimden geleni yapıyorum. Ama elimden çok gelemiyor. Bir anda öyle bir olay oluyor ki sinirimi geçirmenin tek yolu gidip o kişinin kafasına bir güzel patlatmak. Ama o da olmuyor. Patlatamıyorum, hatta birşey bile söyleyemiyorum. Yaşına hürmeten. Başka birşeyden değil yani. Aynı yerde yıllar geçirince kimin ne olduğu gün gibi ortada oluyor. Hiçkimseyi sevmek zorunda değilim biliyorum. Ama saygı duymam gerek. Gerek de bunun için de saygı duyulası insanların olması gerek. Yoksa? Yok işte. Beni de sevmeleri gerekmiyor. Ama saygı duymaları gerek, en azından yaptığım işe ya da (artık bana çok anlamsız gelen) özverime. Ama o da yok.
E ne yapmak gerek? Profesyonellik gerek. Burası bir şirket. Onlar ister ben yaparım, ben isterim onlar yapar. İki taraftan biri yapmak istemiyorsa ne olur? İşte o zaman profesyonellik devreye girer, hesap kitap işleri ortaya çıkar. Onların hesabı ile benim hesabım uymazsa ne olur? Hesabımın uyacağı yer beni bulur, ben onları.
Bunları niye mi yazdım? Yine çok sinirlendim. Hesap kitap işleri yapmam lazım... Bir de sinirimi geçirmem.
E ne yapmak gerek? Profesyonellik gerek. Burası bir şirket. Onlar ister ben yaparım, ben isterim onlar yapar. İki taraftan biri yapmak istemiyorsa ne olur? İşte o zaman profesyonellik devreye girer, hesap kitap işleri ortaya çıkar. Onların hesabı ile benim hesabım uymazsa ne olur? Hesabımın uyacağı yer beni bulur, ben onları.
Bunları niye mi yazdım? Yine çok sinirlendim. Hesap kitap işleri yapmam lazım... Bir de sinirimi geçirmem.
Labels:
iş
Kobilerin Finans Beyi!
Televizyon reklamlarını her seferinde izledikten sonra “unutmamalıyım bunu yazmayı” dedikten sonra fırsat bulup da yazamadım bir türlü. Şimdi de dergi ilanını gördüm.
Niye iki at üzerindeki insanlar aynı renklerde paketlerin arasında dolaşıyor? Niye yürüyen insanlar atlardaki “kobi beylerine” eşlik ediyor. Kobi beyleri atlı hayata geçmiş de Türkiye Finans geriden mi takip ediyor? Kısacası benim için son derece itici ve anlamsız bir reklam.
Reklamcıları tecrübeli insanlar, ajanslar bilinen ajanslar. Demek ki müşteri enteresan.
Jingle sözlerini de yazmadan geçemeyeceğim:
Desteğini aldı geçti peh peh peh
Engelleri aştı geçti hey hey hey
Fırsatları kaptı geçti
Alan kim, satan kim, yapan kim, yayan kim
Kim kim kim kim
Kobilerin Mustafa Bey
Benim müşterim, Aslan müşterim
Bilmeyeni bilen yapar peh peh peh
Görmeyenin gözün açar hey hey hey
Rekabeti düzgün yapar
Ağan kim, paşan kim, hanım kim, bankan kim
Kim kim kim kim
Kobilerin finans beyi
Türkiye Finans...
Türkiye Finans...
Kobilerin finans beyi
Türkiye Finans...
Türkiye Finans...
Niye iki at üzerindeki insanlar aynı renklerde paketlerin arasında dolaşıyor? Niye yürüyen insanlar atlardaki “kobi beylerine” eşlik ediyor. Kobi beyleri atlı hayata geçmiş de Türkiye Finans geriden mi takip ediyor? Kısacası benim için son derece itici ve anlamsız bir reklam.
Reklamcıları tecrübeli insanlar, ajanslar bilinen ajanslar. Demek ki müşteri enteresan.
Jingle sözlerini de yazmadan geçemeyeceğim:
Desteğini aldı geçti peh peh peh
Engelleri aştı geçti hey hey hey
Fırsatları kaptı geçti
Alan kim, satan kim, yapan kim, yayan kim
Kim kim kim kim
Kobilerin Mustafa Bey
Benim müşterim, Aslan müşterim
Bilmeyeni bilen yapar peh peh peh
Görmeyenin gözün açar hey hey hey
Rekabeti düzgün yapar
Ağan kim, paşan kim, hanım kim, bankan kim
Kim kim kim kim
Kobilerin finans beyi
Türkiye Finans...
Türkiye Finans...
Kobilerin finans beyi
Türkiye Finans...
Türkiye Finans...
Labels:
Türkiye Finans
14 Ocak 2009
Zalim Herpes!
Sahip olmayanlar bilmezler tabii. Umarım hiç öğrenmezler de. Ama ben ve benim gibi bir çok insan neler çeker bu zalim herpesten bilemezsiniz...
Herpes uçuk demek. Daha teknik olarak içi sıvı dolu vezikül de denebilir. Ama ben hiç teknik olmayan şekilde "tam bir baş belası" olarak tanımlayabilirim kendisini.
Vücudunuzun herhangi bir yerinde yer ediniyor kendisi. Genellikle dudak ve çevresinde olmakla birlikte yüzde de olabilir, parmakta da aklınıza gelen herhangi bir başka yerde de. Ve vücut direncinizin kırık olduğu anda atıyor kendini dışarıya. İlk gün dayanılmaz bir kaşıntı, ikinci gün kaşınan yerlerde kızarılık ve kabarcıklar ve üçüncü gün kabus başlıyor...Örneğin benim kabus bölgem çenem...
Yaklaşık 10 yıl önce kötü beslendiğim bir dönemde, stres anında çıkmıştı çenemde. Sonra her stresli dönemimde, üzgün anımda çenemde "merhaba" dedi dünyaya. Kaç doktora gittiysem, bunun çaresi pek yok, başında yakalayıp çıkmasına engel olmak gerekir dedi. Streslenme, iyi beslen vs vs... Ben de hep beslenmeyle paralel olduğunu düşünürdüm ama bu sefer sahip oldoğum, çenemde çıkan en büyük "dehşet uçuğum" bu tezimi çürüttü. Hayatımda en güzel beslendiğim dönemde, en kötü uçuk çeneme yerleşti. Üstelik bu sefer başka belalı arkadaşlarını da beraberinde getirdi... En az bir hafta kalırlar bende. Ben de "koca çeneli insan" olarak yaşarım bu dönemde!
Bu kadar kötü konuştuktan sonra müjdeli bir haberim var. Dün Yeditepe Üniv. Hastanesindeki Enfeksiyon Hastalıkları Uzm. doktor hanım, bana müjdeyi verdi. Bir tedeavi yöntemi varmış artık. Çok kuvvetli bir ilacı uzunca bir süre yüklüyorlarmış. Her hasta cevap vermiyormuş, ama en azından artık ümidim var... Herpes sahiplerine duyurulur...
Herpes uçuk demek. Daha teknik olarak içi sıvı dolu vezikül de denebilir. Ama ben hiç teknik olmayan şekilde "tam bir baş belası" olarak tanımlayabilirim kendisini.
Vücudunuzun herhangi bir yerinde yer ediniyor kendisi. Genellikle dudak ve çevresinde olmakla birlikte yüzde de olabilir, parmakta da aklınıza gelen herhangi bir başka yerde de. Ve vücut direncinizin kırık olduğu anda atıyor kendini dışarıya. İlk gün dayanılmaz bir kaşıntı, ikinci gün kaşınan yerlerde kızarılık ve kabarcıklar ve üçüncü gün kabus başlıyor...Örneğin benim kabus bölgem çenem...
Yaklaşık 10 yıl önce kötü beslendiğim bir dönemde, stres anında çıkmıştı çenemde. Sonra her stresli dönemimde, üzgün anımda çenemde "merhaba" dedi dünyaya. Kaç doktora gittiysem, bunun çaresi pek yok, başında yakalayıp çıkmasına engel olmak gerekir dedi. Streslenme, iyi beslen vs vs... Ben de hep beslenmeyle paralel olduğunu düşünürdüm ama bu sefer sahip oldoğum, çenemde çıkan en büyük "dehşet uçuğum" bu tezimi çürüttü. Hayatımda en güzel beslendiğim dönemde, en kötü uçuk çeneme yerleşti. Üstelik bu sefer başka belalı arkadaşlarını da beraberinde getirdi... En az bir hafta kalırlar bende. Ben de "koca çeneli insan" olarak yaşarım bu dönemde!
Bu kadar kötü konuştuktan sonra müjdeli bir haberim var. Dün Yeditepe Üniv. Hastanesindeki Enfeksiyon Hastalıkları Uzm. doktor hanım, bana müjdeyi verdi. Bir tedeavi yöntemi varmış artık. Çok kuvvetli bir ilacı uzunca bir süre yüklüyorlarmış. Her hasta cevap vermiyormuş, ama en azından artık ümidim var... Herpes sahiplerine duyurulur...
3 Ocak 2009
Hayatımızı bu kadar hafife alamazlar...
7 gencecik insan öldü. Hem de büyük oranda ihmal yüzünden.
Yakasına kıravat takmaktan erinen, o ölen gencecik insanlar daha gömülmeden, ne olduğu, kimin hatası olduğu daha çözülmeden Cuma namazına gitmekten bahseden, kendi üzerine vazife olan işleri bir kenara itip çocukların üzeri çıplaktı diyebilecek kadar ne dediğinden bihaber biri çıkıp olayı değerlendiriyor.
Bu işler bu kadar basit olmamalı. Ortalıkta yüzlerce zehir gibi mühendis boş gezerken, daha olayları değerlendirmekten aciz, yaptığı işin öneminden habersiz, bilgisiz ve bilinçsiz insanlar o görevlerde olmamalı. İnsan hayatı bu ülkede bu kadar hafife alınmamalı...
Mekanları cennet olsun...
Yakasına kıravat takmaktan erinen, o ölen gencecik insanlar daha gömülmeden, ne olduğu, kimin hatası olduğu daha çözülmeden Cuma namazına gitmekten bahseden, kendi üzerine vazife olan işleri bir kenara itip çocukların üzeri çıplaktı diyebilecek kadar ne dediğinden bihaber biri çıkıp olayı değerlendiriyor.
Bu işler bu kadar basit olmamalı. Ortalıkta yüzlerce zehir gibi mühendis boş gezerken, daha olayları değerlendirmekten aciz, yaptığı işin öneminden habersiz, bilgisiz ve bilinçsiz insanlar o görevlerde olmamalı. İnsan hayatı bu ülkede bu kadar hafife alınmamalı...
Mekanları cennet olsun...
Labels:
doğalgaz faciası
Televizyonda sabah işkencesi
Cuma günü evdeydim. Bir iş gününde evde olmanın büyük mutluluğunu yaşadım. Sabahtan yapmam gereken işleri bitirdim ve saat 11 sularında oturdum TV'nin karşısına. Aksilik ya, film kanallarındaki filmleri ya seyretmişim ya da hiç seyretmek istemeyeceğim filmler var. Açtım tematik kanalları, yine aynı durum; ya seyretmişim ya da hiç ilgimi çekmeyen konular. Kaldım ulusal veya yerel kanalların programlarına. Aslında biliyordum başıma gelecekleri ama bu kadarını gerçekten hayal dahi edememişim. Kadın programları vardı kanallarda ama ne programlar. Bir kere kadın programı olmanın ön koşulu programda birileri göbek atacak. Bu önemli görevi sunucu, program konuğu ya da davetliler ya da hepsi birden yapacak. Programlarda içerik yok. Program konuğunun özel yaşamı (ki dünkü programlada konuk Fatih Ürek, Arto ve ismini bilemediğim ancak aynı kategoriden başka insanlar), yeni albüm çalışmaları ve diğer meslektaşları hakkındaki düşünceleri, içeriği oluşturuyordu. Bir kaç yerel kanalda yemek tarifine de rastladım ki bu bence gerçekten çok daha faydalı bir konuydu...
Azap dolu bir saatin ardından düşündüm. 4 yıl gazetecilik, 2 yıl halkla ilişiler okudum. Türkiye'deki en iyi televizyonculardan, halkla ilişkilerin pirilerinden ders aldım. Televizyon kanallarında hem çok reyting alan hem hiç almayan programlarda, programcılara çalıştım. O zamanlar da da televizyon eğlence aracıdır derdik ama eğitim bu kadar geri planla değildi. En azından seçenek vardı, isterseniz Türkçe'yi doğru konuşan birilerini izleyebilir ya a bir konunun uzmanının görüşlerini öğrenebilirdiniz. Dün seyrettiğim programlarda gece kıyafeti ile sabah programı sunan sunucular kendilerini "uzman", "geliyom, hadee" gibi sözcükleri de normal sanıyorlardı.
Türkiye'deki ev kadınlarının çoğunun o saatlerde ekran başında olması çok normal. Ama o kadar kanalda bir tane mi elle tutulur birşey olmaz! O programcılar, sunucular yaptıkları programları kendi annelerinin, kardeşlerinin seyretmelerin isterler mi? Boş konuşmalardan, göbek atmaktan, çiftleri birbiriyle tanıştırmaktan, bağrış çağrış kavga eden insanları göstermekten ya da manevi sömürü yapan dramaları tüm gün yayınlamaktan daha fazla verebilecekleri hiçbirşey yok mu Türk kadınına? "Milletçe eğitimsiziz, gittikçe cahileşiyoruz" derken hiç m dönüp bakmazlar kendi programlarına?
Bu programlar da olmalı, evet, bunlara da ihtiyaç vardır elbette. Ama bu kadar yoğun değil. Bu kadar basit de olmamalı. Bence her geçen gün daha kötüye gitmemizin sebeplerinden biri de bu. Basitliğin topluma kanıksatılması...
Azap dolu bir saatin ardından düşündüm. 4 yıl gazetecilik, 2 yıl halkla ilişiler okudum. Türkiye'deki en iyi televizyonculardan, halkla ilişkilerin pirilerinden ders aldım. Televizyon kanallarında hem çok reyting alan hem hiç almayan programlarda, programcılara çalıştım. O zamanlar da da televizyon eğlence aracıdır derdik ama eğitim bu kadar geri planla değildi. En azından seçenek vardı, isterseniz Türkçe'yi doğru konuşan birilerini izleyebilir ya a bir konunun uzmanının görüşlerini öğrenebilirdiniz. Dün seyrettiğim programlarda gece kıyafeti ile sabah programı sunan sunucular kendilerini "uzman", "geliyom, hadee" gibi sözcükleri de normal sanıyorlardı.
Türkiye'deki ev kadınlarının çoğunun o saatlerde ekran başında olması çok normal. Ama o kadar kanalda bir tane mi elle tutulur birşey olmaz! O programcılar, sunucular yaptıkları programları kendi annelerinin, kardeşlerinin seyretmelerin isterler mi? Boş konuşmalardan, göbek atmaktan, çiftleri birbiriyle tanıştırmaktan, bağrış çağrış kavga eden insanları göstermekten ya da manevi sömürü yapan dramaları tüm gün yayınlamaktan daha fazla verebilecekleri hiçbirşey yok mu Türk kadınına? "Milletçe eğitimsiziz, gittikçe cahileşiyoruz" derken hiç m dönüp bakmazlar kendi programlarına?
Bu programlar da olmalı, evet, bunlara da ihtiyaç vardır elbette. Ama bu kadar yoğun değil. Bu kadar basit de olmamalı. Bence her geçen gün daha kötüye gitmemizin sebeplerinden biri de bu. Basitliğin topluma kanıksatılması...
Labels:
kadın programları
31 Aralık 2008
Mutlu yıllar

Herkese mutlu yıllar...
Umarım hepimiz 2009'da daha iyi bir yıl geçiririz, geleceğimizle ilgili güzel ve gerçekçi planlar yapabiliriz...
Bir de kendi adıma bu yılın;
daha çok mutluluk ve sağlık getirmesini,
ailemize "yeni bireyin" sağlıkla gelebilmesini,
hayal ettiklerime ulaşabilmeyi,
daha huzurlu günler yaşayabilmeyi,
sevdiğim herkesle çok daha fazla zaman geçirebilmeyi,
şansın daha çok yanımızda olmasını,
bol para kazanabilmeyi ve o paranın tadını çıkarabilmeyi istiyorum...
Labels:
2009 dilekleri
24 Aralık 2008
Kar
Böyle yağmur, çamur olacağına, şu kar lapa lapa yağsa... Ben eve gidiyor olsam, televizyonda bir romantik komedi olsa, battaniyenin altında sıcacık uzanıp, filmi seyretsem, nefis bir meyve salatası yesem... Ahh ah!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


