3 Haziran 2009
Tavsiye Ediyorum: Erenköy Nakliyat
Taşınma konusundaki büyük endişelerimden biri de nakliyecilerdi. Sordum, soruşturdum, kimse de “aa bak ben şununla taşındım, süperdir!” diyemedi. Sonuç itibarı ile internetten bulduğum 6-7 firmayı aradım. Birine karar verdik: Erenköy Nakliyat ve ben tavsiye ediyorum!Taşınacaksanız mutlaka görüşün. Çok organize, becerikli ve hızlı bir ekip. Ufak tefek hasarlar oldu ama çözebildiklerini çözdüler. Hayatımda ilk kez kırılan bir parça için haber vermeden gidip, aynısından alıp gelen bir taşımacı gördüm. Biz yardım etmek isteyince, “bu bizim işimiz” diyeni de ilk kez gördüm...Yorulduk demediler, ah demediler, paketlediler, açtılar, yerleştirip gittiler. Budur yani...
Labels:
evden eve taşıma,
taşınmak
1 Haziran 2009
Ayrılık
Geldi ayrılık zamanı. Meğer ben evimi ne çok seviyormuşum. Bu gece bu evimizdeki son gecemiz. Ortalık koliler, koli bantları, kağıtlarla dolu. Akşamları çılgınca kolileme yapıyoruz, özel eşyalarımızı kolileri içine tıkışırıyoruz. Gördüğüm herşey bana birşeyler hatırlatıyor. Yıllardır dolapta duran ve hiç elime almadığım eşyalarım elime geçiyor. Hüzünleniyorum.Çok güzel anılarımız var bu evde. Hep arkadaşlarımızla doldu taştı burası. Yakından geçen uğradı. Salonun penceresinden az mı seyrettim denizi elimde bir fincan çayla. Arka odadan görünen duvarla ilgili öyle çok proje geliştirdim ki... Sevdim ben bu evi yahu. Gri duvarlarımızı, tek tek seçtiğim banyo taşlarını, odaları...
Zaten herşeyin acıklı geldiği bu dönemde alıştığımız düzeni değiştirmek, yeniden başlamak hem çok heyecan veriyor hem de çok çok hüzünlü geliyor.
Rita huzursuz. Yine ev değiştirecek. Üstelik onun için çok eğlenceliydi bu ev; bahçedeki kertenkeleleri bekliyordu her gece, üstteki komşuya çorap taşıyor, apartman boşluğunda Deniz’i bekliyordu. Komşuların, kapıcının, yabancıların ayak sesini ayırt edebiliyordu. Evin her santimini ezbere biliyordu. Şimdi yine öğrenmek zorunda herşeyi. Üstelik onun için bu travma sadece ev değiştirme ile kalmayacak, bebek gelince hayatında ilk defa evin içinde, ondan küçük biri, onun kurallarına uymadan yaşamaya çalışacak. Biz yeni kurallar koyacağız, ona anlamsız gelecek. Yapmayacak, küseceğiz, o bize küsecek...
Yukarıdakileri okuyunca sanki “isteksizmişim gibi” yazdığımı farkettim. Oysa taşınmak, daha büyük eve, daha merkezi bir yere gitmek öncelikle benim fikrimdi. 6 yıldır yaşadığımız ev bizim için yeterli ve amacına kesinlikle uygundu ama büyüyen ailemiz için yeni evin daha doğru olduğuna inanıyorum. Şimdi hayal ettiğime çok yakın bir eve geçiyoruz. Umarım o evimizi de hepbirlikte çok güzel günler geçiririz...
Labels:
taşınmak
22 Mayıs 2009
Bilinçlenen Türkiye!
Yaşasın sonunda memleketimin insanı da bilinçlemeye başladı. Hem televizyonda hem gazetede aile planlaması kampanyaları başladı. Sonunda herkesin bildiği şeyi saklamanın çok salakça olduğunu birileri anladı ve korunmanın gerekliliğini anlatmaya başladı.
İlanları, reklamları da güzel ama böyle sosyal bir kampanyanın sonunda yapılıyor olması çok daha güzel bence...
Fotoğrafını çekemedim bir türlü. İlk fırsatta eklerim...
İlanları, reklamları da güzel ama böyle sosyal bir kampanyanın sonunda yapılıyor olması çok daha güzel bence...
Fotoğrafını çekemedim bir türlü. İlk fırsatta eklerim...
Labels:
aile planlaması
Kalbim yine Ege’de kaldı.
Bu yıl için sanırım ilk ve son tatilimizi yaptık. Bundan sonraki tatilller daha çok tatilcik şeklinde olabilecek o da ne kadar mümkün olur, şüpheli...
Bu konu stres yaratabilir endişesiyle hemen geçmiş harika 4 güne geçiyorum...
Pek güzeldi.

İzmir: Her sene olduğu gibi bu sene de karar verdim. Ya İzmir ya Antalya’da yaşamak lazım. İnsanın ömrüne ömür katılır, eminim...
Seferihisar: Adım attığım anda huzur bulduğum mekan. Gitmenin günler öncesinden mutluluk, dönmenin acı verdiği yerlerden. Evi, eşyalarını, balkonlarını, çimenleri, bitkileri, denizini, kokusunu seviyorum. 4 gün de kalsam 14 gün de kalsam dönmek istemiyorum. Hamakta yatıp boş boş gözlerle denizi seyretmek, dileklerimi hazırlayıp kayan yıldızları beklemek, her meyvenin en güzelini yemek ve hatta buz gibi denizine söylenmek bile hoşuma gidiyor. Herşeyini seviyorum işte. Gidip yaşanılası bir yer... Bu sene de kaldık ya birkaç gün orada, oh.
Sole Mare: Tikilikten nasibini almamış insanlara ender rastlanıyor. Sağımı solumu incelemekten dergi bile okuyamıyorum. Denize girmek için bu kadar süslenmek niye anlamıyorum ama o koya, denize bayılıyorum. Evet, bayılıyorum. Bu sene koskocaman bir göbek, 2 beden büyük bikini ve herzamankinden daha bakımsız halimle “sole mare” trendine bu sefer eskisinden de beter uymadıysam da olsun. Tam denize girmişken güneş bulutların arkasına saklansa da olsun. Girdim ya o denize, oh. 2009’u da rahat geçiririm artk. Seneye jr akçin’i de alıp gideriz umarım.
Alaçatı: İşte yine. Hep güzel. Heryeri güzel, orada olmak güzel. Kalmak güzel, parke taşlarında yürümek güzel. Gecesi ayrı gündüzü ayrı güzel. Köşe kahve’de pasta yemek, pazaryerinde limonata içmek güzel. İncik boncuk almak, vitrinlere bakmak güzel. Kedisi ayrı köpeği ayrı güzel. Yazı ayrı baharı ayrı güzel... Kısacık bile olsa gittik ya oraya, oh.
Kısacıktı, hava şaşkındı, daha kalasım vardı, harika muhabbet vardı.
Hadi yine gitsek ya?!
Bu konu stres yaratabilir endişesiyle hemen geçmiş harika 4 güne geçiyorum...
Pek güzeldi.

İzmir: Her sene olduğu gibi bu sene de karar verdim. Ya İzmir ya Antalya’da yaşamak lazım. İnsanın ömrüne ömür katılır, eminim...
Seferihisar: Adım attığım anda huzur bulduğum mekan. Gitmenin günler öncesinden mutluluk, dönmenin acı verdiği yerlerden. Evi, eşyalarını, balkonlarını, çimenleri, bitkileri, denizini, kokusunu seviyorum. 4 gün de kalsam 14 gün de kalsam dönmek istemiyorum. Hamakta yatıp boş boş gözlerle denizi seyretmek, dileklerimi hazırlayıp kayan yıldızları beklemek, her meyvenin en güzelini yemek ve hatta buz gibi denizine söylenmek bile hoşuma gidiyor. Herşeyini seviyorum işte. Gidip yaşanılası bir yer... Bu sene de kaldık ya birkaç gün orada, oh.
Sole Mare: Tikilikten nasibini almamış insanlara ender rastlanıyor. Sağımı solumu incelemekten dergi bile okuyamıyorum. Denize girmek için bu kadar süslenmek niye anlamıyorum ama o koya, denize bayılıyorum. Evet, bayılıyorum. Bu sene koskocaman bir göbek, 2 beden büyük bikini ve herzamankinden daha bakımsız halimle “sole mare” trendine bu sefer eskisinden de beter uymadıysam da olsun. Tam denize girmişken güneş bulutların arkasına saklansa da olsun. Girdim ya o denize, oh. 2009’u da rahat geçiririm artk. Seneye jr akçin’i de alıp gideriz umarım.
Alaçatı: İşte yine. Hep güzel. Heryeri güzel, orada olmak güzel. Kalmak güzel, parke taşlarında yürümek güzel. Gecesi ayrı gündüzü ayrı güzel. Köşe kahve’de pasta yemek, pazaryerinde limonata içmek güzel. İncik boncuk almak, vitrinlere bakmak güzel. Kedisi ayrı köpeği ayrı güzel. Yazı ayrı baharı ayrı güzel... Kısacık bile olsa gittik ya oraya, oh.Kısacıktı, hava şaşkındı, daha kalasım vardı, harika muhabbet vardı.
Hadi yine gitsek ya?!
Labels:
Alaçatı,
İzmir,
Seferihisar,
Solemare
13 Mayıs 2009
Karmaşık hatta karma karışık
1’i 10 yaşadığım günlerim bu günler. Herşey olduğundan çok daha büyük ya da çok daha küçük görünüyor gözüme. Herşey ya çok acıklı ya çok komik. Belirsiz konular ise aşırı stres verici. Eskisinden çok daha fazla!.Bebeğin gelmesine yaklaşık 3 ay kaldı. Ev-bark için karar vermek, eşyaları gözden geçirmek, yeni düzeni sağlamak ve diğer tüm hazırlıklar için yaklaşık 12 hafta...
Biliyorum göz açıp kapayıncaya kadar geçecek zaman. Tecrübelilerden anladığım kadarıyla son haftalarda “zorlanma” ihtimalim yüksek.
Bu da 12 haftanın da azalması demek.
Bir iş yapılacaksa beklenmesinden hiç hoşlanmam. Sıkıntı basar, gözümde büyür. Yapar koyarım kenara, rahat ederim.
Şimdi hiç rahat değilim, stres halindeyim.
Karar vermek ve uygulayabilmek istiyorum. Verdiğimiz kararların de en doğrusu olmasını.
Hem de hemen.
Mümkünse bugün.
Offf...
Labels:
stres
16 Nisan 2009
Fırrk fırk!
Ben de hayret etmiştim zaten, koca kışı geçirdim, hiç nezle olmadım. Bu yıl hayatımda ilk kez nezle olmadan bir kış geçirmeyi başardım diye. Al bakalım! Bugün “fırrk fırkkk!” olarak dolaşıyorum ortalıkta. Telefonda “ay siz miydiniz, tanıyamadım, pardon” cümlesini bugün kaç kere duyduğumu bilmiyorum. Üstelik –en azından bugünlük- sesim de normalden çok çok farklı değil...Yatmak istiyorum. Sıcacık bitki çayı içmek istiyorum. Mis gibi bir çorbayı yavaş yavaş içmek istiyorum. Burnuma Otrivin sıkıp mışıl mışıl uyuyabilmek istiyorum. Fırrkk fırk!
Labels:
nezle
Herşey aynı!
Geçenlerde yazmıştım bebek odalarına baktık, hep aynı, diye. Şimdi olayın kapsamını genişletiyorum. Bebeklerle ilgili diğer detaylarda da herşey aynı! İsimler hep aynı (özellikle erkek bebek isimleri). Bebek arabaları hep aynı. Zaten birkaç tane marka var, onların da renkleri birbirine o kadar yakın ki. Aynı mama sandalyeleri, aynı hastane çıkışları, aynı bebek şekerleri, o aynı bu aynı.Bizim ülkeden tabii az sanatçı çıkar, yaratıcı insan az çıkar, yaratıcı olan da “tuhaf” olarak görülür. Daha bebeklikten başlatıyoruz standart yaşantıya. Hayatı boyunca da standart olması için uğraş veriyoruz. Bizde de farklı mı olacak? Malesef hayır. Bizim de standart olacağımıza eminim...
Labels:
bebek,
standart yaşam
Davidoff - Cool Water
Bu koku beni çook eski yıllara götürüyor. Lisedeydim herhalde ilk aldığımda. O zamanın popüler parfümüydü. Zaten o zaman bu kadar çılgınca yüzlerce marka da yoktu. Ya da biz bilmiyorduk. Ortalıkta meşhur bir kaç marka vardı, onlar alınırdı...Neyse işte cool water benim yaz parfümümdü. Bu sıralar ne olduysa canım deli gibi bu tazecik, mis, bahar kokusunu çekti ve aldım sonunda dayanamayıp. Şimdi açıp açıp koklayıp bir an önce yaz gelsin istiyorum.
Labels:
Davidoff Cool Water,
parfüm
8 Nisan 2009
Yaşasın sıcak hava
Geliyor mevsimim işte. Bütün kış bakıp bakıp iç geçirdiğim t-shirtlerime kavuşmak üzereyim. Sığabileceklerime yani.Akşamları balkon dolup taşacak; haftasonları da eve sığamaz olacağız artık. Bütün gün kendimi bir o kanepeye bir bu kanepeye atmam da geride kalacak. Oh be. Hayat baharda kesinlikle daha güzel...
Ve işte bahar favorilerim:
Papatyalar
Açıkhavada kahvaltı
Caddede akşamüstü
Fenerbahçe Parkı
Tatil planları
Erik ve çilek ve çağla
Labels:
bahar
İyi fikir
İşbankası'nın maximiles kart reklamı insanın kafasına dank! diye vuruyor. Tebrik ederim kendilerini, çok etkileyici bence. Kendimibir tuhaf hissediyorum seyrettiğim günden beri. Kredi kartı sahibi olunca dünyada kapladığım yerin değişmediğini de biliyorum ya... Yine de beğendim işte.
Hergün aynı şeyler. Ve dünyada kapladığın yer goggle earthdeki o çizgi kadar işte.
Hergün aynı şeyler. Ve dünyada kapladığın yer goggle earthdeki o çizgi kadar işte.
31 Mart 2009
Bira göbeği mi? Külliyen yalan!
Kendimi kandırıyormuşum meğer. Hiç de "bira göbeği gibi" falan değil bariz hamile göbeğiymiş benimki de. Yolun yarısına geldiğim bu haftada bugün üzerime giydiğim kazak tüm gerçeği gözümün önüne şşşraakk diye serdi...
Labels:
hamilelik
Issız Adam
Ve sonunda başardım seyretmeyi.
Akılda kalıcı ve etkileyici (Hoş, ben bu aralar aklınıza gelebilecek herşeyden “etkileniyorum” ama...)
Castı da çok başarılı buldum.
Müzikleri de pek güzel.
Tavsiye ederim tabii ki.
Akılda kalıcı ve etkileyici (Hoş, ben bu aralar aklınıza gelebilecek herşeyden “etkileniyorum” ama...)
Castı da çok başarılı buldum.
Müzikleri de pek güzel.
Tavsiye ederim tabii ki.
Labels:
ıssız adam
Bebek Odası Mobilyası
Ben ki su bardağı almak için 6 aydır, kahvaltılık tabağı almak için 1,5 yıldır, zigon almak için uzuuun süredir didinen ve bunun gibi onlarca örnek verebilecek insanım. Şimdi nasıl bebek odası beğeneceğim ki? Üstelik yaptığımız ön çalışma neticesinde tüm bebek odaları aynı vatandaşın elinden çıkmış gibi. Renkler, çekmecelerin kullanımı, kulpları bile hemen hemen aynı. Sanırım internetten bulup bir marangoza yaptırmak en iyisi olacak.Neden bütün erkek çocuklarınki bebek mavisi ve bütün kızlarınki prenses pembesi? Yok mudur bunun başka türlüsü?
Labels:
bebek
23 Mart 2009
Yine de fena değiliz...
Bu aralar "fakir ülkelerin olaylarına" takıldım. Bilinçaltımda ciddi bir “endişelenme” var sanırım. Ülkemin geleceğini pek parlak görmüyorum ve başımıza neler gelebilir diye farkında olmadan seçiyorum galiba bu kitapları:
Bin Muhteşem Güneş
Uçurtma Avcısı
Kafir
Kara Çığlık
Ve en sonda da:
Slumdog Millionaire.
Bu kitapları okuduktan ve filmi de izledikten sonra en azından şimdilik:
Yatıp kalkıp dua etmemiz gerek. En azından medeniyiz/medeni gibiyiz. Yaşamak için bir yerlere kaçmak zorunda değiliz. Aç ve susuz değiliz. Ve en önemlisi gelecek için plan yapabiliyoruz...
Bin Muhteşem Güneş
Uçurtma Avcısı
Kafir
Kara Çığlık
Ve en sonda da:
Slumdog Millionaire.
Bu kitapları okuduktan ve filmi de izledikten sonra en azından şimdilik:
Yatıp kalkıp dua etmemiz gerek. En azından medeniyiz/medeni gibiyiz. Yaşamak için bir yerlere kaçmak zorunda değiliz. Aç ve susuz değiliz. Ve en önemlisi gelecek için plan yapabiliyoruz...
Seçen, seçilen
“Tertemiz” yurdumun her köşesi anlamsızca asılmış parti bayrakları ile örtülü. Zaten bu konuda sokaklarımız oldukça “iddialıyken” bir de bayraklar gelince tabiri caizse “tüy dikildi!”. Yakın gelecekte bizde de partilerin reklam bütçelerini daha güzel işlere kaydırmasını, ajanslarının daha akıllıca projeler yapmasını umuyorum...
Labels:
Parti bayrakları
Doğal Seleksiyon
Biliyorum, kısaca; doğal seleksiyon olmasaydı dünya bize küçük gelirdi. Ama yine de bu durumu mantığıma anlatamıyorum. Belgesellerde seyrederken bile çok üzüldüğüm bir durumdur bu zayıfların baştan kaybetmesi. Bir de gözümün önünde olunca...
Önceki hafta şirketin bahçesinde minik minik 8 köpek vardı. Kimileri doğuştan şanslı, annelerinin karnında bol bol beslenmiş, büyümüş, öyle çıkmışlar dışarı. Şimdi koşuyorlar ortalıkta, havlamaya bile başladılar neredeyse. Kimileri daha ufak, kimileri ise ufacık. Ve o ufacıklar malesef teker teker gitti... Ben yine çok üzüldüm.
Biliyorum, doğal seleksiyon ama yine de üzülüyorum...
Sokak hayvanları için birşeyler yapılmalı... Böyle olmamalı...
Önceki hafta şirketin bahçesinde minik minik 8 köpek vardı. Kimileri doğuştan şanslı, annelerinin karnında bol bol beslenmiş, büyümüş, öyle çıkmışlar dışarı. Şimdi koşuyorlar ortalıkta, havlamaya bile başladılar neredeyse. Kimileri daha ufak, kimileri ise ufacık. Ve o ufacıklar malesef teker teker gitti... Ben yine çok üzüldüm.Biliyorum, doğal seleksiyon ama yine de üzülüyorum...
Sokak hayvanları için birşeyler yapılmalı... Böyle olmamalı...
Labels:
Doğal seleksiyon,
sokak hayvanları
İş Görüşmesi
Uzun zamandır iş görüşmesine gitmedim. Ama ne kadar stres verici bir durum olduğunu üniversite yıllarından beri “görüşen” biri olarak iyi bilirim.
Gönderirsin CV’ni. Beklersin. Ararlar. Çalışıyorsan iştekilere çaktırmadan gitmen gerekir. Benim gibiler bunun için anlamsız sebepler uydururlar. Halbuki “hastayım” bahanesinden belki de kimse şüphelenmeyecek. Olmaz, illa ki garip sebepler bulurum.
Neyse. Görüşme günü gelir... Kıyafet bunalımı. Ceket giysem çok mu ciddi görünürüm, kırmızı oje sürsem frapan mı olur vs diye diye karar kılınır en ortalama kıyafete...
Gidilir iş yerine, şöööyle bir süzülür her yer. Çalışanlar nasıl, çalışma ortamları, birbirlerine hitap şekilleri, orada bir tuhaf “bekleşen” birine yaklaşımları nasıl, vb...
Sonunda görüşme odasına girilir ve orada stres sona erer nedense. Ya da bana öyle olur. Bugüne kadar ilginçtir gittiğim hemen hemen tüm görüşmelerden olumlu sonuçlarla ayrıldım. Ya gideceğim yerleri iyi seçiyorum ya da hiç seçim yapamıyorum(!). Bilemiyorum...
Bunların nereden aklıma geldiği konusu ise işte... Benim çok hoşuma gitti. Bundan sonra bu taktiği uygulayacağım, herşey daha kolay olur eminim. Arkadaşlarıma duyrulur...
Gönderirsin CV’ni. Beklersin. Ararlar. Çalışıyorsan iştekilere çaktırmadan gitmen gerekir. Benim gibiler bunun için anlamsız sebepler uydururlar. Halbuki “hastayım” bahanesinden belki de kimse şüphelenmeyecek. Olmaz, illa ki garip sebepler bulurum.
Neyse. Görüşme günü gelir... Kıyafet bunalımı. Ceket giysem çok mu ciddi görünürüm, kırmızı oje sürsem frapan mı olur vs diye diye karar kılınır en ortalama kıyafete...
Gidilir iş yerine, şöööyle bir süzülür her yer. Çalışanlar nasıl, çalışma ortamları, birbirlerine hitap şekilleri, orada bir tuhaf “bekleşen” birine yaklaşımları nasıl, vb...
Sonunda görüşme odasına girilir ve orada stres sona erer nedense. Ya da bana öyle olur. Bugüne kadar ilginçtir gittiğim hemen hemen tüm görüşmelerden olumlu sonuçlarla ayrıldım. Ya gideceğim yerleri iyi seçiyorum ya da hiç seçim yapamıyorum(!). Bilemiyorum...
Bunların nereden aklıma geldiği konusu ise işte... Benim çok hoşuma gitti. Bundan sonra bu taktiği uygulayacağım, herşey daha kolay olur eminim. Arkadaşlarıma duyrulur...
Labels:
İş görüşmesi
3 Mart 2009
Hamilelik
Hazır hamilelik konusuna gelmişken bazı tespitlerimi paylaşayım:
- Haklılar. Bir sabah kalkıyorsunuz ve kıyafetleriniz üzerinizde barbie kıyafetlerini giymeye çalışıyormuşsunuz gibi görünüyor.
- Beliniz öyle kalınlaşıyor ki yıllardır giydiğiniz pantolanlarınızın içinde bira göbeğinden çatlayacakmış adam şeklinde görünüyorsunuz. Oturup kalkarken 32 beden pantolonun içindeymiş gibi oluyorsunuz. (Bu pantolanları hemen dolabınızdan uzaklaştırın, zira bebğin sıkıntıya gelmemesi lazımmış.)
- Etrafınızdaki herkes sizin kaç kilo aldığınız konusunda tahmin yürütüyor. Şimdi herkesin bu konuyla ilgili bir saptaması var. Kilom, 31 yıl sonra merak konusu oldu.
- Hayatımda hiç bu kadar dengeli, güzel beslenmemiştim. Yalnız bu kadar sık birşeyler yemek (kan şekerimin düşmemesi için 2.5 saatte bir meyve vb. yiyorum.) çok yorucu ve zormuş.
- Şimdiden göbeğimin üzerine yatmamaya çalışıyorum ama çok zor! Benim uykuya geçmemin tek şartıdır bu. Yöntem bilen varsa lütfen paylaşsın.
- Herşey acıklı, hüzünlü, düşündürücü geliyor. Yani bundan 4 ay öncesinde de duygusaldım da gazetede sarılmış insanları görünce ağlamazdım; ya da televizyonda seyrettiğim her programın/reklamın/filmin acıklı olduğunu düşünmezdim.
- X-ray cihazından geçmemek çok eğlenceli. Güvenlik grevlilerinin kibar davranışları da çok dokunaklı...
- Gün içinde yorgunluk hissetmiyorum, hayatımda bir farklılık da olmadı ama günün sonunda evdeki kanepede yayılmaktan başka birşey düşünemiyorum.
- Kendimi sık sık bebekle ilgili birşeyler düşünürken ya da dua ederken buluyorum. Bu benim için çok enteresan; çünkü bugüne kadar işteyken işten başka birşey genelde düşünemedim, ya da ne yapıyorsam o yaptığım işten başka birşey...
- Hamilelik güzel, zevkli, ilginç ve kesinlikle bebeğe hazırlanmak için psikolojinin, yaşam tarzının, vücudunun, bakışının kısaca “benliğinin” değiştiği bir dönem...
İsteyen herkesin bebek sahibi olabilmesi dileğiyle...
Labels:
hamilelik
Bugün galiba o gün...
“Tecrübe sahiplerinin” dedikleri oldu işte. Bugün. Uyandım, dolaptan bugün için giymeyi planladığım kıyafetleri çıkardım. Bir gömlek denedim. Olmadı. “Hımm, demek bu çok dar bir kesimmiş” dedim. İkinciyi denedim. Tesadüfe bak, o da dar kesim! İnanmazsınız, üçüncüyü de denedim, sonuç aynı.
Pazartesi sabahı için çok güzel bir başlangıç (!) yapmanın mutluluğu içinde üzerime olabilecek bol birşeyler bulup giydim ve bir süpriz daha. Bol kazağın etiketini keserken kazağı da kestim! Akıllara ziyan. İnsan etiket keserken kazak keser mi diye düşünenler, lütfen düşünmeyin. Ben sabahta beri bunun muhasebesini yapıyorum ve henüz çözemedim!
Pazartesi sabahı için çok güzel bir başlangıç (!) yapmanın mutluluğu içinde üzerime olabilecek bol birşeyler bulup giydim ve bir süpriz daha. Bol kazağın etiketini keserken kazağı da kestim! Akıllara ziyan. İnsan etiket keserken kazak keser mi diye düşünenler, lütfen düşünmeyin. Ben sabahta beri bunun muhasebesini yapıyorum ve henüz çözemedim!
Labels:
hamile giyimi,
hamilelik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

