30 Aralık 2013

2014'te durum


2013'te fena patladım ama 2014'ün benim yılım olacağını biliyorum; hatta başladı bile...


Ocak ve Şubat aylarında maddi birikimlerinizi gözden geçirmeniz, borçlarınızı geri almanız mümkün. Kendi sahip olduklarınıza odaklanın. Yılın ilk yedi ayında sosyal kulüpler, dernekler, çalışma grupları içinde eforunuzu sarfediyor olacaksınız. 17 Temmuz sonrası bir yıl boyunca uzaklardan, yabancılardan ve yüksek öğrenimle ilgili büyük gelişim fırsatları yakalıyorsunuz. Kişisel gelişiminizi artırabildiğiniz, hayata olan inancınızın arttığı bu dönemde, ‘boyunuzdan büyük’ işlere kalkışın. Başarı mutlaka gelecektir. Sene sonunda Satürn’ün burcunuzda geçmesi, iki buçuk sene sürecek yeniden yapılanma sürecini başlatacak.



25 Aralık 2013

Kazınmak

Bu sabah beni biri yataktan kazısın istedim!
Sürünerek kalktım, sürünerek hazırlandım...
İşe kadar gelebildim ya; bugünü atlatırım herhalde...

18 Aralık 2013

İnci

Çok değişik bir yıldı.
Bol kararlı,
Çok düşünmeli
Çok çalışmalı...
Aksilikli..
Garip bir yıl...

Hoşuma giden kısımları da olmadı değil;
Yeni duygular,
Bol seyahatler,
Elbette Demir...
Yine de doğrusunu söylemek gerekirse bitmesine pek üzülemeyeceğim...
2013'ün bize getirdiği en güzel hediye ise İnci...

27 Kasım 2013

nefret



Bu post mesaj kaygılı.
Zira telefonuma gelen SMS beni, heyecanımı, mutluluğumu, herşeyimi geriyor.
Bir insanın tanımadığı bir insana, SMS atmasını, kendinde hak görmesini enteresan buluyorum artık. Nasıl bir ruh hali? Nasıl bir yaklaşım? Nasıl bir insanlık? Nasıl bir nefret ve neden?

Ellerimden soğuk terler aksa da şu anda, kızmıyorum galiba artık sadece geriliyorum.

Keşke dışarıdan bakabilse, uzaklaşıp olanları analiz edebilse, keşke keşke sadece dursa ve öylece baksa... Birgün anlayacak biliyorum, keşke kendine yazık etmeden anlasa...


Unutmadan bir de küçük not: Bu mesaj kaygılı postun sahibi "karışamazsın" diye düşünüyor ya, şu cevabı da peşinen vermek lazım; gelen mesaj benim karıştığımı değil, bana karışıldığını gösteriyor... Ve bundan çok rahatsızım!





26 Kasım 2013

Teyze

Bugün teyze olacağım.

Poison



Runnin' deep inside my veins

Burnin' deep inside my brain
Poison
And I don't want to break these chains
Poison

19 Kasım 2013

Küçük tabut


Küçük bir tabuttan daha çok acı veren ne olabilir ki hayatta?
Tam da babalık duygusu diye bir duygunun olmadığını düşündüğüm şu günlerde; 13 yaşındaki küçüçük kızının canazesinde, buz gibi, açık havada, caminin avlusunda çıt çıkmazken o kalabalıkta, sadece babanın hıçkırıkları yankılandı.
Bakışındaki, duruşundaki acı, yıkım, tükeniş...
Herkesi aynı kefeye koymamalıyım evet, varsayımda bulunmamalıyım bir olaydan bir kişiden yola çıkıp.
Hayatta en büyük acıyı yaşayan o baba... Kimbilir ne hissediyordu ya da hissedebiliyor muydu ki?

Dün bütün gece öptüm Demiri, yanımda uyuttum, gece uyandım yine öptüm. Ağladım, uyudum, uyandım yine öptüm...

İsyanım yok, yazacak cümle de yok zaten. Allah herkesin yavrusunu annesine-babasına bağışlasın... Dokunmaya kıyamadığımız evlatlarımızın hep sağlığını göstersin...

10 Ekim 2013

Unutulası post

Aslında umutsuz, neşesiz, enerjisiz postlar yazmak istemiyorum ve yazmıyorum da genellikle. Ama herzaman da aynı modda tutamıyor insan kendini işte...

Beklenti=hayal kırıklığı

Bile bile hala beklenti içinde olmam en çok kendimi şaşırtıyor.
İstediklerim olmuyor. Önüme -aklımdan dahi geçirmeyeceğim- tekliflerle çıkılıyor. Paylaş maylaş deniyor ya, ben paylaşmaya bile çekinirken, bana teklif ediliyor...

Bu sabah hiç beklemediğim şekilde, yanıma gelip gözümün içine bakınca değer verdiklerimden biri, gözlerim doldu. Anlatamadım yine olanı. Paylaşılası değil. Bana göre teklif etmenin ayıp olduğu cümleler kategorisinde. Ayıp kavramından nefret ettiğim halde... Tek bir kişiye söyledim olanı, dün gece. Herşeyi anlatıyorum ya ona, filtresiz... Ona bile yazdım; anlatmak zor...
 
Çok karmaşık yazıyorum yine. Aslında hissettiklerim artık bu kadar karmaşık değil. Beni karmaşıklaştıran beklemediğim yerlerden aldığım darbeler... Tam güvenecekken ya da güvenmişken; güvenmemem gerektiğini hatırlatan olaylar, kişiler...

Aslında düşününce bir yandan; son aşamadayım artık, biliyorum. Çözülmesi gerekn son birkaç konu kaldı. Onlar da bitince tam anlamıyla rahat olacağım. Ama çözülene kadar yine uykusuz geceler beni bekliyor...

Bu yazıyı okuduğumda tekrar bi şekilde, hatırlamayayım istiyorum sebebini. Unutulası olsun bu post.
Huzurlu günler çabuk gelin... 

4 Ekim 2013

Öz

Düşünüyorum ya çokça. Üstüme vazife olanları, olmayanları. Keyif aldıklarmı, almadıklarımı... İki gündür aklımda gezen bir cümle var hatta cümleden çok daha ötesi; düşünceler bütünü var...
Öz'e inanıyorum ben. İnsanın özüne...
Şartlar, tecrübeler, yaşanmışlıklar mutlaka etkiler, değiştirir, geliştirir insanı ama bir öz vardır ya tüm kişiliklerde, işte o bence asıl olan...
Rita'da bile böyle bu. 17 yaşında, yaşlı, tüm gün uyuyor, kimseye ilişmiyor ama özündeki o hırçınlık taa derinlerde olsa dahi duruyor. Gerektiğinde çıkacak; biliyorum. Bakışından anlıyorum.
Yani bu aslında mesaj kaygılı bir post değil elbette. Ama şuna inanıyorum; insanın içindeki sular durulunca, bulanıklık geçince, köprünün altından milyonlarca metreküp su akmış olsa dahi; özünde nasılsan illa ki öyle veda edeceksin hayata...
Büründüğün kimlik; sana ait değilse aslında, zamanı geldiğinde asıp askıya sahip olduğun "öz"ün sana daha çok yakıştığını anlayabileceksin. 
Bu "çok bilmiş" görünen post aslında çok bilmişlik değil; galiba benim bakış açımdan küçük bir değerlendirme...

18 Eylül 2013

Mevzu bardak...

Bardağı yere at ve sonra ondan özür dile.
Aslında onu kırmak istemediğini ve ondan tekrar su içmek istediğini söyle.
İşe yararsa, ben buradayım...

10 Eylül 2013

Ruhun kabul etmiyor...


Dibi görmeden yukarı çıkmamanın sebebi ne ola ki?
  • merak kendini tutamıyor
  • beyin anlamıyor/algılamıyor
  • cazip gelmiyor
  • heyecan vermiyor
  • arayış bitirilemiyor
  • karanlığı görmeden, aydınlığın tadı çıkmıyor.
  • Bedeni orda fakat ruhu kabul etmiyor...
Peki bunları bile bile ne mi yapıyorum?
Sence blog?..

23 Ağustos 2013

Vın vınnn vınnnnn


Böyle böyle gaza geliyorum..
Allah sonumu hayır etsin. Amin....

22 Ağustos 2013

Follow your dream




Güne böyle başladım...
ve evet tam da böyle olmalı:

It's not over until I win.
Follow your dream...

16 Ağustos 2013

şüphe

İyiden iyiye şüphelenmeye başladım...
Bunca yıl ilaçsız yaşamaya çalışırkeeen yaş 36 ve:
Kramplar için magnezyum...
Bağışıklık sistemim için immuneks...
Enerji düşüklüğü için pharmaton...
Uçuk/zona karışımı olaylar için antibiyotik...
Kalan izleri için bilmemneli kremler...
Demir eksikliği için bilmemne...
Tahminim şudur ki 45'e geldiğimde elimde ilaç torbası ile gezeceğim. Piyuwww!!

6 Ağustos 2013

Nutkum tutuk

Nutkum tutuk.
Canım sıkkın.
Kuracak cümle bulamıyorum.
Bu ülkede büyüttüğüm çocuğuma hangi değerleri, nasıl öğreteceğim?
Özgür olmak mı, demokratik olmak mı, adil olmak mı, düşünmek mi, düşündüğünü savunmak mı, inanmak-güvenmek mi?




2 Ağustos 2013

Barcelona


Babamın bir lafı vardır; hayat zor olmasaydı, zevkli de olmazdı...
Ve sanıyorum zor dönemlerde insan en uçlarda yaşıyor bazı şeyleri. Üzgünse çok üzgün, şaşkınsa çok şaşkın ya da eğleniyorsa delicesine...
Barcelona öyle geçti işte... Delicesine eğlenceli, çılgınca yorucu... Günde birkaç saat uykuyla yetinip, sürüne sürüne gezdik o muhteşem yerleri. İçtiğim, yediğim, gördüğüm herşeyin tadı hala damağımda... Zaten gitmeyi çok istediğim şehirlerden biriydi. Ve artık yaşamayı hayal ettiğim şehirlerden biri oldu.
Gecesi gündüzünden, gündüzü gecesinden güzel.
Yolları, plajı, clubleri, tarihi, yemekleri... İstisnasız herkese tavsiye edebilirim ve sanırım daha defalarca gidebilirim...

30 Temmuz 2013

Ağlamak güçsüzlük müdür?

Dün gece çok geçti ve o uyumak istemiyordu. Ben de çok sinirliydim ve hemen uyumasını istiyordum.
Tüm gün beni özlemişti, istediği 3 yeni oyuncağını konuşturmam, onunla biraz ilgilenmemdi. Olan bitenle, yediğim son darbeyle o kadar meşguldüm ki onu dinleyemedim bile.
Yatmıyor diye kızdım,  ağlamaya başladı. Ben daha çok sinirlendim. Ağlamazsan oynarım dedim; sustu ama konuşmaya mecalim yoktu, oynayamadım, konuşturamadım o oyuncakları. Yine ağlamaya başladı. Ve ben de deli gibi bağırmaya. Sonra sustum.
Sarıldı oyuncaklarına gitti yatağına ve yattı.
Hiç konuşmadan öylece yattı. Işığı kapatayım mı dedim, evet dedi yavaşça.
Kapattım ve ben ağlamaya başladım bu sefer hem de kendimi durduramamacasına. O da başladı yine ağlamaya "çok mu üzüldün annecim" dedi. Aldım yanıma, sarıldım sıkıca.
Defalarca özür diledim, öptüm. Hiçbirşey demedi. Ben sarıldıkça o da öptü beni.
Affettin mi beni dedim, "olsun" dedi. affetmek ne demek onu bile biliyor mu emin değilim.
İlk defa durup dururken, hem de deli gibi haksızken bu kadar kızdım ona. O beni affetse de ben affedemiyorum yaptığımı. Sabaha doğru yanıma geldi; sarıldım, öptüm, ağladım.
"Ağlamak güçsüzlük müdür?" idi bu haftaki ödevim. Dün gece ölümüne güçsüzdüm.
Öyle güçsüzdüm ki bir daha asla o kadar güçsüz olmayacağım...
 

29 Temmuz 2013

Redd-i basit!

Aslında "basit" deyince aklıma ilk gelen Nazım'ın şiiri olur. Basit kelimesi geçtikçe tekrar ederim içimden "basit yaşayacaksın basit, mesela susayınca su içecek kadar basit".

Bu kadar severken ve anlam yüklerken bu şiire aslında en korktuğum insan tipidir "basit" olanlar. Basit yaşayan, basit yaşamaya çalışan değil; kendinden basit olanlar...

Kendince bir çizgisi olmalı insanın bence. Haddini önce kendi bilmeli. Nerede durup hareket edeceğini, kiminle ne konuşabileceğini ve kim olduğunu belki de en önemlisi. "Basit"lik zor bence aslında. İnsanın kendinin farkında olmaması yani. Ama şimdi anlıyorum ki daha acısı çevresindekilerin de bunu görememesi...

Bak blog aslında sana yazdıklarım hep kendime yönelik olur, biliyorsun. Ama canımı sıktı olan biten. Uyuyamıyorum, başka şey düşünemiyorum. Bu durum yeni olmasa da hayatımda bu olanların etkileri bu sefer iyice korkutuyor beni. Hayatımda hep basitlikten, basitlerden uzak durdum ben; rahat etmem yanında; hoşuma gitmez, sevmem. Arkadaşlarını gönlünce seçer ya insan; ben de hep seçici oldum. O yüzden yakın arkadaşım azdır. O yüzdendir seçtiklerim kendime göre dünyanın en iyileridir, yanyanayızdır yıllardır...

Oğlum için de hep aynı düşünceleri geçiririm içimden. Basit yaşayabilsin hayatı ama asla basit olmasın, basit insanlarla da...

Ve şimdi hislerim doğrulanıyor. Kanıtı SMS olarak geldi. Haddi olmayan, kendini bilmeyen, düşüncelerini, davranışlarını kontrol edemeyen birinden... Herşeyi kaldırabileceğimi düşünürken, bu kadar "basit" bir darbe çok zorladı beni. Ve itiraf ediyorum sana blog; anlayamadığım en önemli noktalardan biri seçimin bu kadar kötü, yanlış olabilmesi. Oğlumun hayatına, benim asla kabullenemeyeceğim birinin entegre edilebilme ihtimali. Kabullenebilme kapasitesine sahipken çok şeyi; işte bunu kabullenmeyeceğim. Kendim için değil, oğlum için kabullenmeyeceğim. Olabilecek herşeye rağmen.

Ve bunca zaman sonra canımı acıta acıta, içimi kanata kanata aklımdan ne geçiyor biliyor musun blog;
demek ki yıllar boşa gitmiş...

3 Temmuz 2013

Bitsen artık diyorum

İtiraf ediyorum, 2013 benim yılım!
İlk 7 ayda boşandım, kaza yaptım, soyuldum.
Kaldı 5 ay...

2 Temmuz 2013

Yine aynı talep...

Bana yine şans, başarı dilekleri, olumlu enerji, güzel yıldız konumu vb ne varsa lazım.
Evren, insanlık lütfen duyun beni...



Sonrasında tatile gidip enerji toplayıp bütüüün olmumlu enerjiyi ben de göndereceğim söz!..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis