4 Şubat 2013

Atalarımız haklı

Hani bir söz vardır ya; baba oğluna bağ bağışlamış; oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş...
İşte bu oldu bu sabah..
Evden çıkarken çantamdaki kutu sütü gördü Dem.ir.
-Anneee sütümü içme. Sen sütümü içersen benim sütlerim azalır!
-Oğlum bir tane aldım, daha çok var dolapta, sen onlardan iç. Biterken alırız yine.
-Anneee hayır ya, onlar benim sütüm. Sen içme.
-E ben de güçlü olmak istiyorum, ne var bir tane içsem?
-Hayır güçsüz ol, süt benim. İçme.
Vallahi pes...

29 Ocak 2013

Betül Mardin

Evet ya, ben doğru insanları seviyorum. Tutarlıyım. Yıllardır Betül Mardin'i severim, takip ederim. Şimdi bu yazıyı okuyunca daha da çok sevdim....



‎82 YAŞINDAKİ BETÜL MARDİN"DEN KADINLARA ÖGÜTLER


1. Her sabah spor yapacaksın. Günaşırı filan değil evladım. Her sabah.

2. Hep çalışacaksın. Üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.

3. Günceli takip edeceksin. Haber izle, dergi, kitap, gazete oku. Gündemi yakala. Her konuda kendini update et. Yeni çıkan kitapları da bil, yeni açılan lokantaları da, bu sene moda olan renkleri de.

4. Evlilik ise şart değil, kafanı takma. Gerekli de değil. Hatta şöyle söyleyeyim: One problem less! (Bir problem eksik!)

5. Çocuk meselesine gelince... Ha işte, burada akan sular duruyor. Yapabiliyorsan yap. Birini bu kadar çok sevmek, onun sorumluluğunu taşımak sadece onu değil, seni de mutlu eder. Doğurmayacaksan, evlat edin. O zaman da senin çocuğun değişen bir şey yok. Evlat edinmeyeceksen de, manevi çocuğun olsun, birini okut, geleceğini şekillendirmesine yardımcı ol.

6. Günde bir kere et ye. Mutlaka her öğün sebze ve meyve ye. Kusura bakma, ben tatlı severim. Tatlıdan uzak dur diyemeyeceğim!

7. Ölümden sonra yaşamak istiyorsan, günlük tut. O küçük notlar, hem kendi hayatının tanıklığı, hem de yarına kalan bir bilgi kaynağı. Mesele benim babam, hiç düşünmeden 60 sene boyunca her gün Ece Ajanda'sına o gün olanları yazmış. Hâlâ açıp okuyorum ve çok faydalanıyorum.

8. Olumlu olacaksın.

9. Bazı şeyleri kabul edeceksin. Bütün kadınların seni sevmesine imkân yok! Demek ki bazı kadınlara dikkat edeceksin.

10. Erkeklere gelince, aynı anda birkaçını sevmeyeceksin. Ama onların böyle bir yeteneği ve şerefsizliği olduğunu bileceksin!! !

15 Ocak 2013

Duygu ve algı karmaşası

Duygu eşit değildir algı
ve algı da eşit değildir duygu.

Psikolojik, sosyolojik, kişisel gelişimsel analizler yapan insan oldum çıktım ya durumu fırsat bilip. İşte tespitlerimden biri de bu...
Bu zaman içinde insanların duygularının inanılmaz biçimde algılara yön verdiğini tespit ettim. Hele duygusal yakınlığı olan insanların algılarında bariz bir yöneliş var istediğini anlamaya doğru...
Başroldekiler ne anlatırsa anlatsın, anlamak istediği gibi anlıyor olayları yardımcı oyuncular. Aracı olmak hissini getiriyor duyguları ama aslında yanlış olan algıları. Laf taşırken duygularla hareket ediyor yardımcı oyuncular yani, hata yaptığını bilmeden.
Çıkmaza sürüklüyor başrol oyuncularını bu aslında bence. Yani oldum olası hoşlanmadığım yardımcı rollerin "müdahale etme" güdüsü çıkmazın birincil sebebi belki de. Basitken başrolcüler tarafından çözülemeyen sorunlar karmaşıklaştıkça daha da çözülemez hale geliyor sonrasında.
Mutluluklar paylaştıkça artar, üzüntüler paylaştıkça azalır denir ya. Ben buna da inanmıyorum artık pek. Evet paylaşılabilen üzütüler vardır hayatta, eminim azalanlar da. Ama her hastaya aynı ilaç etki etmez ya, böyle bir gerçek var bazı durumlarda.
Kimsenin kötü niyetli olmadığına eminim. Kimsenin dengelerin bozulmasını istemediğine de. Alışılmışın dışına çıkmak istememeyi de. Ama hayat bu, ne getireceği bilinmiyor işte.
Yanımda olan ya da olmak isteyen ya da istemeyen herkesi anlıyorum ama 35 yaşımda öğrendiğim şudur ki iki insan birşeyler yaşarken 3. kişilerin anlaması, anlatması, algılaması imkansız. Suçlamadan, kızmadan, taraf tutmadan yanında durmayı, susmayı bilmeyen bir toplumuz biz. Saygı duymayı, durmayı öğrenmeliyiz.
Bundan sonraki yaşamımda yanımda olacak herkesin beni birazcık tanıyabilmiş olmasını ümit ediyorum bu süreç içinde. Bundan sonra yanında duracağım herkesin, sonuna kadar yanında duracağım. Sessizce, duracağım...
Oğluma başroldeyse mutlu olmayı; yardımcı roldeyse saygı duymayı öğreteceğim. Ve benim de ne olursa olsun sonuna kadar, dimdik arkasında olduğumu... 

Karmakarışık yazmışım, okuyunca anladım. Ama zaten karmakarışığım...

11 Ocak 2013

Geleceğim, yakında...

Yazacağım, yazacağım da yeni yıla başlangıç yazısı gibi olmayacak.
Daha ziyade yeni hayata başlangıç yazısı...
Biraz daha biriktirmeliyim galiba cümleleri.
Biraz daha sindirebilmeliyim, hazmetmeliyim 2012'yi.
Toparlanma sürecindeyim aslında biliyorum ama ara ara geriye sarıyorum ya; bunu da engelleyebilmeliyim.
Herşeyin güzel olacağına %100 inanabilmeliyim.


28 Aralık 2012

Kalın kırmızı çizgi

2012 bana zordu...
Planlarım çoktu, olmadı...
Boştan aldım, doluya koydum, yemedi...
Dönüşü olmayan adımlar attık.
Sonuçlarını bilmediğimiz yollara saptık.
3 iken 2 kaldık...
Güzel olan şey sağlığımız yerinde. Değerini, kaybetmeden bildiğim tek konu.

Şimdi yepyeni bir yıl önümde.
Yepyeni başlangıçlar.
Yeni kurulan hayat, yeni düzen.
Yeni planlar.

En baştan başlamak...
Korkutucu olduğu kadar heyecan verici.
Yıkıcı olduğu kadar ümit de taşıyor içinde.
Zoru başarmak değil miydi benim hep yaptığım.
Küllerimden doğarım nasıl olsa yine...

2013 benim yılım olmayacak biliyorum ama insanoğlu umut ettikçe yaşarmış. Hayal kurdukça varmış.
Hala hayallerim, umutlarım, sağlığım ve en güzelinden sağlıklı canım oğlum var...

Üzerine kalın kırmızı bir çizik attığım 2012, git artık.
Sevmedim seni...



24 Aralık 2012

Bende var o ruh, hissediyorum!

Bana da noel gelse. Ben de christmas tatili istiyorum.
Yılbaşını değil noeli kutlarım bu gerekliyse...
Bütün dünya bilmemkaç gün christmas tatili yapacak; ben burada çalışıcam! of ya..
Benim de christmas ruhum var, hissediyorum!
Ben de noel babaya inanabilirim delicesine.
Kafama geyik boynuzu taçlar takıp, ağzımı kulaklarıma değdirip mutlu noeller diyebilirim, çanlar çalarak girilen dükkanlara.
Kırmızı-yeşil kazaklar giyip, kapının dış mandalına kadar noel hediyesi alırım.
Evde tarçın kokulu mumlar yakıp, yeşil şeker hamurlu kurabiyeler pişirmeyi bile denerim
Christmas şarkıları da dolayabilirim dilime, ne var...
Olmaz mı ya? Bana da 2 hafta tatl olsa?

20 Aralık 2012

Karakış

Bildiğin kar yağıyor burada.
Arabalar, insanlar kayıyor.
Çok hazırlıksız yakalandım ben bugün.
Kar modumda değildim hiç.
Ayrıca yine organizasyon öncesi stres yaptı bende..
Eh be kar, hep ben yoğunken yağıyorsun. İzin alıp evde Demir'le geçirebileceğim bir günde yağsana doya doya...

13 Aralık 2012

Şuur ve şuursuzluk

Şuursuzum.
Şuursuzsun.
Şuursuz.

Takıldım. Sık duyuyorum bu ara, popüler kelime sanıyorum.
Üzerine hiç düşünmemiştim. Şuursuzca hareket ettiğim pek olmaz zira. Şuursuzları severim ama. Eğlenceli gelir.
Kendimi hiç şuursuz düşünmemiştim. Düşünmeliyim galiba. Eğlenceli olabilirim. Şuursuzlar sorumluluğunu taşımazlar di mi olayların?
Sevdim bu işi.
Şuursuzluğu deneyimlemeliyim bir süre.
Şuurlular, bana biraz müsade...


12 Aralık 2012

12.12.12

Tarih çok güzel, bir post lazım :)
Bugünü garip bir şekilde dilek günü ilan ettiler. İnsanlar dileklerini radyolarda ilan ediyorlar. Tuhaf milletiz vesselam...

10 Aralık 2012

Kostüm mü dedim?

Bilenler biliyor beni, öyle kılıkla kıyafetle pek işim yoktur normalde. Ama bir haller oldu ya bana yine bilenler biliyor; kılığa kıyafete de düştüm bu aralar.
Hatta o kadar ki dün akşam kısacık bir bölümünü izlediğim mission impossible 4'teki Jane'in kostümünü pek beğendim.
Unutmadım, işe geldikten sonra araştırdım. Sırttan görünüşü bulamasam da - ki sırtı süperdi- bu elbiseyi diktirmek ve giymek için "etkinlik" düşünüyorum dünden beri...
Ah ah, ne oldum dememeli...


7 Aralık 2012

Pilli miyango

Aman Tanrım çok heyecanlandım.
Bana bu yılbaşında piyango çıkma ihtimali var!
Algıladım mesajı.
10 bilet alacağım. Hahaytt..

5 Aralık 2012

Müzik

Kerem Görsev
Ferit Odman
Kağan Yıldız

CKM'de verdikleri konserde"müzik" dinlediğimi anladım.
Yazmak istiyorum ama ne yazabileceğimi bulamıyorum.
Adamlar müzik yaptı, biz ağzımız açık dinledik.
Öyle güzel çalıyorlar ki  kendileri de çok eğleniyor, beğeniyor.
Harikaydı, tek kelimeyle...
Hele o Ferit Odman, akıllara ziyan...
Son zamanlarda yaptığım en akıllı seçim olmuş bu konser....

28 Kasım 2012

Bloga itiraf

Yıllar yıllar önce bu blogu açtığımda reklamdı,halkla ilişkilerdi, pazarlamaydı yazar çizerim demiştim. Ara ara özel konular da serpiştirmiştim.
Aradan yıllar geçti, anne olunca huyum suyum değişti, bolca Demir ile az ilgi alanları oldu blogun amacı.
Dedikodu yaptığım da oldu ya bu dönemlerde sık sık hiç bu kadar üst üste bunalım yazıların olduğunu hatırlamıyorum açıkçası.
Hayat bana ne gösterirse ben de onu gösteriyorum galiba sana blog.
Bugün dikkat ettim de amaçtan çokça sapmışım; kusura bakma...
Ama sabırlı ol, hayat yeni gösterime başlayacak, yakında...

Chris Rea

Uzun zamandır dinlemediğim Chris Rea'ya takıldım bu ara, enteresan...
Geçen hafta depoladığın enerjimin beni 1 ay götüreceğini sanıyorken 5. günde bitmesine ne demeli?.
Mantıkla hareket etmeye çalışıyorum ama sınırlarımın zorlamanmasının ötesinde durumlar yaşıyorum.
Savaşmam gereken bin konu varken yenilerini ekleyenlere avazım çıktığı kadar bağırmak istiyorum.
Saygı problemi olan insanları artık ben de istemiyorum.
Beni analiz etmeye, hislerimi bana anlatmaya çalışanlara uyuz oluyorum.
Akıl verenlere, daha önce bu durumu yaşamadıysan - ki yaşamamışsın - aklın sana kalsın demek istiyorum.
Sinirlendiğimde, üzüldüğümde ya da herhangi başka bir konu ile ilgili konuştuğumda bana "anlayışla" bakmaya çalışan anlamsız gözlerden de hiç hoşlanmıyorum.
Aklıma son zamanlarda çokça De.miri alıp uzaklara gitmek geliyor... 

27 Kasım 2012

Sonuç aynı...

Tesadüfün bu kadarı. Farklı açılardan bakmışız ama çıkarım aynı...




Tanrı’nın insana gönderdiği en kutsal şey kitaplar değildir…

Akıldır…
Uygar dünyayı yöneten demokrasi kutsal kitaplarda yoktu…
Sınıfların eşitliği, bedenin dokunulmazlığı, kadın hakları, insan hakları, laiklik, evrensel hukuk…
Ne kullandığımız takvimler, ne de organ nakilleri, ne radyo dalgaları, ne antibiyotikler, ne bilgisayarlar…
Hiçbirisi kitaplarla gelmedi…
Akılla geldi…
*
Tanrı’nın insana verdiği en mübarek şey:
Akıl…
Onu sana veren işlesin diye verdi ya…
*
Şu haline bak…
Dünyanın en en bereketli topraklarının üzerinde yarı tok, yarı açsın…
Ve dünyanın en katmer katmer kültürü üzerinde üretimden, teknolojiden, sanattan, bilgi zenginliklerinden yoksun…
Üzerindeki ceketin modelinden…
Ayağındaki pabucun astarından…
Gözündeki gözlüğün çerçevesinden…
Bindiğin arabadan…
Bereket beklediğin traktöründen ununu veren değirmenine kadar…
Bir teki olsun senin değil…
Aklını kullananların eseri…
*
Şeker şurubundan bal, patatesten tereyağı, benzinden votka yaptın da dünya kimyacılarışaşırdılar…
Ama bir ağrı kesici yapamadın…
Canın mı sıkıldı bu işlere, al bir Alman hapı…
Ve daya sırtını Rus doğalgazlı peteğe, geçer…
*
En çok beslenme eksikliğinden çocuğun öldüğü…
En çok işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği…
En çok annenin doğumda can verdiği…
En çok kadının bıçaklandığı…
En çok gencin intihar ettiği ülkenin bireyisin…
Neden?..
*
Dört yanın ateş…
Kurşunlar vızır vızır…
Kan gölü içindesin…
Çocuklarını alıyorlar elinden…
Aklın ermiyor…
*
Ne diyeyim…
Aç gözünü artık…
Yol ver Allah’ın verdiği akla…
Takılma şu yobazların peşine, bin senedir geldiğin yeri artık gör…
*
Niye evde öyle söylenip durduğunu biliyor musun?..
Çünkü aklın dahi senden şikâyetçi…
Kör gözlüm…


Bekir Coşkun



Beyin

Tanrı insanoğlunun vücüdunun en tepesine kafa yerleştirmiş.
İçine de çok önemli bir organı koymuş; beyin.
Niye? Kullansın diye.
Hatta öyle müthiş bir yapıdaki o beyin, küçücük bir kısmını kullansak dahi hayatımızı rahatlıkla sürdürebiliyoruz.
Beyninin büyük kısmını kullanmaktan bahsetmiyorum, stadart bir kullanımdan bahsediyorum.
Basit.
Düşünerek hareket etmek; birçok sorunun önüne geçebiliyor.
Tanrı o beyin sayesinde düşünmemizi ve düşünerek doğru yolu bulmamızı istiyor.
Her konuda.
Koca bir beyin vermiş; küçücük bir kısmı bile yetiyor...
"Kullan" diyor. Sadece kullan.

15 Kasım 2012

Ne hissediyorsun?

Bu aralar daha fazla duyduğum bir soru kalıbı yok sanıyorum.
Ne hissediyorsun sorusundan daha çok nefret ettiğim bir dönem de.
Ve bu soruya verecek cevap bulamadığım da hiç bu kadar olmamıştır herhalde.
Benim haricimdeki herkesin ne hissettiğim konusunda fikir sahibi olması da.

"Türk tipi insan zor günlerde anlaşılıyor" kanaatindeyim. Yakın, uzak farketmez; vazife biliyor herkes üzerine. Enteresan ya da kötü örnekler verme, yangına körükle gitme, aşırı tepki gösterme, başka konu konuşamama, batıllıkta zirveye ulaşma, olaya müdahil olma arzusu da cabası. Böyle zamanlarda alıp başımı gitme isteğim doruk noktalara ulaşırken, Amerika'dan döndüğümüze de maksimum pişman oluyorum.

Bazen bana bu soruyu soranların benim ne hissettiğimle yakından uzaktan alakasının olmadığını; kendi düşüncelerini ya da hislerini bana anlamsızca empoze etmeye çalıştığını düşünüyorum. Durum analizi yapmak her babayiğidin harcı olmamalı be blog. Anlatmamı isteyen, dinlemeyi bilmeli.

Ne mi hissediyorum blog, bak sana yazıyorum:
Bunları yazarken hiç iyi hissetmiyorum mesela. Ağzıyla soru sormayan ama gözüyle ciğerimi görmeye çalışan bakışlar da hiç iyi hissettirmiyor. Üst üste gelen ve detay soranlar ve kafasına göre beni konumlandıranlar da hiç iyi gelmiyor. Benden fazla fikir sahibi olan ya da benden aşırı tepki verenler de inan iyi hissettirmiyor.

Ne zaman mı iyi hissediyorum: geleceği düşünebildiğimde...
Benim yaşadıklarımı yaşamış insanların beni anladığını hissettiğimde. Plan yapabilme gücüne sahip olduğumu düşündüğümde. İlk ve son olmadığımı hatırladığımda...

12 Kasım 2012

Top yuvarlak

İlk yarı bitti.
1-0 yeniğim.
Devre arası.
Soyunma odasında taktik alıyorum.
Doğru taktik verebilen az.
Herkes aynı anda konuşmasa daha rahat duyarım...
Eleyebiliyorum ya da istemediğimi duymuyorum.
Heyecan var, hırs, öfke, inat...
Belirsizlik korkusu.
Endişe.
Suçlayacak birini arayanlar var.
Bu bir takım oyunu.
......
İyi bir maç olmasını istemek belki de yapılması gereken.
Kazanmak amaç olmamalı mı?
Keyif mi almak lazım her anından?
Gitgide hırslanan taraftarı ne yapmalı?
Oyunculardan çok kendini hırpalayanları?
.......
Rakip de endişeli.
Onun önünde de aynı süre var. Aynı süreç...
Tehdit ve tehlikeler.
Hırs, inat, öfke...
Kararsız kararlılık.
.......

Top yuvarlak.
45 dakika uzun süre.
Takım arkadaşlarım var.
Oyuncu değiştirme hakkı da.
Herşeyi kaybetmek de var.
Kazanmak ya da berabere kalmak da.
Bilinmiyor sonuç.
Tahmin bile edilemiyor....


8 Kasım 2012

İnadına inadına

Yazasım, çizesim var bu aralar.
Abuk subuk konular hakkında uzuun uzun görüş bildiresim de var.
Dün gittim saçma sapan alışveriş yaptım, o renk pantalonun üzerine ne giyeceğim, hiç fikrim yok ama daha çok alasım var.
Demir'i alıp tatile gidesim, günün 4 saati masaj yaptırasım da var.
Yeni projeler var kafamda, onay alıp hepsini uygulayasım var.
Merkeze gidip, o iş öyle yapılmaz; böyle yapılır diyesim var.
Sabahlara kadar film seyredesim, leziz yemekler yiyesim var.
Uzak ülkelere gidip, yeni yerler göresim var.
Fotoğraf çekesim, motora binesim, spor yapasım da var.
Bunalım dönemlerinde kaçan enerjim, bu sefer beni kovalıyor.
Herşeyden inadına inadına, daha çok yapasım var... 

7 Kasım 2012

Araştırma sonuçlarını bildiriyorum

Kaç gündür yollarda geçen zaman beni bir araştırma yapmaya itti. Araştırmamdaki konu araçların renkleriydi. Ve şunu tespit ettim sayın okur:
Sabah saatlerinde işe giden insanların araçları TEM, E5 ya da sahil yolu kullanması fark etmiyor, sıkıcı renkler. Yani genelde gri, bal köpüğü ve beyaz gibi sıradan renkler... Biraz daha büyük ve pahalı bir araçsa siyah. (Arada sarılar, kırmızılar, lacivertler çıkıyor sanırım içi aydınlık ajans çalışanlarına ait olalar...)
Bunların çoğu şirket aracıdır tabii, plakalarda filo isimleri var, bir kısmı giydirilmiş... Ama % 90 diyebiliriz bu renk araçlara. Kullananlarda tek tip genelde, gırtlağa kadar çekilmiş kıravatlar, koyu renkli takım elbiseler, saçlar yandan ayrılmış hafif jöleli. Kadınlar ise renk konusunda biraz daha cömert, boyna bağlanan fularda renk var adam akıllı ama illa ki "ben havalıyım" bakışları ile güneşin olup olmadığı farketmeden kullanılan dev gözlükler... Giydirilmiş araçlarda bile tercih edilen renkler bu sıkıcı olanlar. Logolar bu zemin üzerine yapıştırlıyor bir de illa ki maksimum iddialı bir slogan...
Öğle saatlerinde yolculuk yapıyorsanız eğer, biraz daha fazla şansınız var renkli arabalar, insanlar görme konusunda. Şirket arabalarından giydirilmişlerin sayısı artıyor, havuz araçları devreye giriyor. Ama bunun yanında modeller çeşitleniyor, kırmızı arabalar, spor modeller ve eski modeller çıkıyor piyasaya. Gündüz insanının hayatı biraz daha renkli, biraz daha canlı ortalık. Giyimler farklı, bakışlar donuk değil bu saatteki kullanıcılarda. Otomobil reklamlarında kullanılan sahneler gerçeğe biraz daha yakın; gülen insanlar bile var içlerinde. Şarkı söyleyen, ritm tutan...
Ama her yolda bu kadar değil. TEM mesela renkli arabaların yine çok tercih ettiği bir yol değil. Sabah saatlerine göre daha fazla olsa da..

Gözlemlerim aslında daha detaylı ama bana faydası ne? Niye manyak gibi oturup yazıyorum bunları? Bana ne kazandırdı?
Cevap veriyorum: Eğlence çıktı. Bu durumu "incelemeye" başladığımdan beri yol daha zevkli hale geldi. Araba saymaya başladım, kaçı ne renk, plakaların altlarındaki filo yazılarına bakıyorum, kullanıcıları analiz ediyorum.

Sonuç; kariyerimde olur da bir devrim yaparsam ve otomotiv sektörüne geçersem elimde gayri resmi sonuçlarla gözlemlerim var...

Bir de şöyle bir sonuç çıkarabiliriz hep birlikte; İstanbul'da yaşam insana böyle yavaş yavaş kafayı yediriyor cicim. Anlamıyorsun bile...


LinkWithin

Related Posts with Thumbnails
 
Copyright 2009 mynameismelis